AH İSTANBUL!

Abone Ol

 Gecen hafta İstanbul’daydım.

Kızımla baş başa bir kaç gün geçireyim dedim.
İstanbul’da onunla bol bol sohbet etme fırsatım oldu.
Ne acıdır ki, hayat şartları ayni evde yasayan insanları birbirinden uzaklaştırırken dünyanın diğer ucundaki  yabancı insanları evin içine sokmayı başardı.

Okul, iş, koşturmaca derken akşam olduğunda herkesin odasına çekilip kitabın, dersin ya da bilgisayarın başına geçmesi sohbet etmelere fırsat vermez oldu. 
Dünya küçüldü ama insanlar birbirinden uzaklaştı...

 

Ah İstanbul ah...
Martı sesleriyle uyanmanın zevki bir bambaşkaydı

Eminönü’nün meşhur balık ekmeği, mısır çarsısındaki kahve ve baharat kokuları...

O kadar kalabalığın içinde büyük kızımla kol kola gezmenin, onun varlığını hissetmenin tadını çıkardım... 

İstanbul’da yaşayan dostlarımızı ziyaret etmeyi de ihmal etmedik. Aralarında Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı olan değerli hemşerimiz Prof. Dr. Muhsin Konuk da vardı. 
Hocamız bize Üniversiteyi gezdirdi.
Biyoloji bölümünde, oldukça lüks laboratuvarda bulunan son derece gelişmiş makinalar görmek beni çok memnun etti.

Çünkü orası Türkiye’ydi.
2014 yılının son derece gelişmiş Türkiye’si.

Ülkede son günlerde yaşanılan onca olumsuz gelişmeden sonra olumlu bir şeyler görmek iyi geldi.  

Hem hocamızla, hem üniversiteyle hem de orada okuyan gençlerimizle gurur duydum.

Neden mi? Üniversite pek çok Avrupa üniversitesinden daha moderndi.  İstemeden öğrencilerle profesör arasında gecen bir diyaloga tanık oldum. Profesör öğrencileri projeler için öyle güzel motive ediyordu ki.
Ve öğrencilerin yaptığı bir kaç projeye göz attığımda müthiş projeler gördüm.

İşte Türk gençliği dedim..
İşte koltuğuna çok yakışan bir bilim adamı dedim..

Yükseldikçe her seviyeye inebilen mütevazi insanları kim sevmez?..

Marmaray’a binip Üsküdar’dan Sirkeci’ye 5 dakikada geldiğimi görünce de ülkede yıllar öncesinin Türkiye’siyle kıyaslanamayacak derecede bir fark olduğunu hissettim.

Sonra her şey yolunda gidiyor derken Brüksel’e geldikten sonra acı bir haber aldım. 
MHP Esenyurt Seçim İrtibat Bürosu’na bir grup tarafından silahlı saldırı düzenlenmiş ve olayda ilk belirlemelere göre 4 kişi yaralanmıştı. Ve sonra da acı bir ölüm haberi..

Hiç bir zaman anlam veremediğim olay; bir insan diğer bir insana neden ve nasıl kıyabilir?

İnsanın başka bir insana kıyması demek kendisine kıyması demek değil midir?  Birileri acı çekerken, birilerinin cani yanarken diğerleri nasıl mutlu yasayabilir?

Ülkenin gelişmesi ya da birilerinin bir yerlere gelmesi başka birilerini rahatsız edebilir çünkü kıskançlık duygusu ve ego insanoğlunun yapısında vardır.

Ama ne olursa olsun, bir insan insanlığını nasıl unutur?

Hele de siyaset uğruna, hele de bir koltuk uğruna...

Bu arada rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu da saygıyla anmadan geçemiyorum.

Siyaset uğruna birbirini üç kurusa satan, birbirine savaş açan, birbirlerini harcayan insanlıktan nasibini alamamış etrafa terör saçan yaratıkları esefle kınıyorum..

Yüzde doksanı Müslüman olarak geçinen bir topluma soruyorum; birbirimizi sevmedikçe nasıl Müslüman olacağız? Nasıl insan olacağız?

Hem güzel gönüller sevmeden yasayamaz ki..
Bütün o güzel yüreklere Orhan Veli’nin İstanbul’u dinliyorum başlıklı şiiriyle selam olsun diyelim..

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

 

 

Birgul Kapaklıkaya

01-02-2014

Brüksel