Son iki gün boyunca katıldığım etkinlikler, bana bu ülkenin hem acılarını hem de umutlarını bir kez daha hatırlattı.
İlk durak, 13 yıl önce aramızdan koparılan Ali İsmail Korkmaz'ın anmasıydı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da o sokakta buluştuk. Unutmadığımızı, unutturmayacağımızı haykırdık.
Yıllar geçse de bir annenin, bir babanın ve bir ağabeyin yüreğindeki acının dinmediğini görmek kolay değil. Ama aynı zamanda onların dimdik duruşuna tanıklık etmek de kolay değil. Acılarını toplumsal hafızaya dönüştüren bu güzel insanların yanında yürürken, Ali İsmail'in yalnızca bir isim olmadığını bir kez daha hissettik. O, adalet arayışının, gençliğin ve umudun simgelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Anma etkinlikleri kapsamında verilen ödüller ise duygu dolu anlar yaşattı. Doğa mücadelesi verenlere, sanatın gücüyle direnmeye devam edenlere, gazetecilik yaptığı için özgürlüğünden mahrum bırakılan genç insanların yakınlarına ve emek mücadelesinden vazgeçmeyen sendikacılara verilen ödüller hepimize umut verdi.
Bu ödüller, aslında bir teşekkürden çok daha fazlasıydı. Bu ülkenin vicdanına, cesaretine ve dayanışmasına verilmiş ödüllerdi.
Bugün ise Nazım Hikmet'i andık.
Şiirler okundu, türküler söylendi, anılar paylaşıldı. Ancak bütün bu güzelliklerin arasında insanın aklından çıkmayan bir soru vardı:
Bu kadar güzel bir ülke neden hâlâ yokluklarla mücadele ediyor?
Bereketli toprakları, çalışkan insanları, genç nüfusu ve büyük bir birikimi olan bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor, geleceğe kaygıyla bakıyor ve her geçen gün biraz daha umutsuzlaşıyor.
Oysa bu ülkenin kaynakları, bu halkın insanca yaşamasına yeter de artar bile.
Ne var ki yıllardır halkın hak ettiği refahı konuşmak yerine yoksulluğu yönetmeyi öğrenen bir düzen içinde yaşamaya zorlanıyoruz.
Bazen düşünüyorum; neden birileri çıkıp da "Bu ülkenin kaynakları bu halka yeter. Artık kimseyi yoksullukla, çaresizlikle ve umutsuzlukla yaşamaya mahkûm etmeyeceğim" diyemiyor?
Belki diyenler oluyor. Ama ne yazık ki onlara da çoğu zaman fırsat verilmiyor.
Yine de umudu kaybetmemek gerekiyor.
Çünkü Ali İsmail'i yaşatan da umut.
Nazım'ı yaşatan da umut.
Bu ülkenin yarınlarına olan inancı ayakta tutan da umut.
Ve biliyorum ki bir gün bu güzel ülkenin insanları, hak ettikleri gibi özgür, eşit ve onurlu bir yaşamı mutlaka kuracaklar.