Siyasette insanlar sadece liderleri değil, umutlarını da destekler. Bazen bir kişinin arkasında yürürken aslında adaletin, hakkın ve hukukun peşinden giderler. Yıllar önce yüz binlerce insanın "Hak, Hukuk, Adalet" diyerek kilometrelerce yürümesi de tam olarak buydu.
O günlerde Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan haksızlıkları kendimize yapılmış saydık. Çünkü mesele bir kişi değil, adalet arayışıydı. Yağmurda, sıcakta, yollarda yürüyen insanlar bir koltuk için değil, daha demokratik bir ülke için yan yana geldiler.
Bugün ise aynı insanların zihinlerinde cevabını bulamadıkları sorular dolaşıyor.
Ne oldu?
Bir zamanlar toplumun geniş kesimlerinin saygı duyduğu, dürüstlüğüyle öne çıkan bir siyasetçi hakkında neden bu kadar büyük tartışmalar yaşanıyor? Neden yıllarca omuz omuza mücadele eden insanlar bugün birbirine kırgın, öfkeli ve güvensiz?
Bu ülkenin gençleri haksızlıklara karşı mücadele ederken, bedel öderken, gelecek kaygısıyla yaşarken siyasi hesapların arasında kaybolmayı hak etmiyor. Halk artık perde arkasındaki oyunları değil, açık ve net sözleri duymak istiyor.
Eğer bir haksızlık varsa anlatılmalıdır.
Eğer bir oyun kuruluyorsa açıklanmalıdır.
Eğer bir yanlış yapıldıysa kabul edilmelidir.
Çünkü suskunluk, soruları ortadan kaldırmıyor; tam tersine büyütüyor.
Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey yeni ayrılıklar değil, yeni birlikteliklerdir. İnsanlar kavga görmekten yoruldu. Kırgınlıkları büyüten değil, ortak aklı büyüten siyasetçiler görmek istiyor. Birbirine düşmanlaştırılmış değil, birbirini dinleyebilen bir toplum özlemi çekiyor.
Altılı Masa kurulurken milyonlarca insan kusursuz olduğu için değil, ülkenin geleceği için destek verdi. Herkes aynı düşünmüyordu ama ortak bir umut vardı. Bugün o umudun neden dağıldığını sorgulamak da vatandaşın en doğal hakkıdır.
Asıl acı olan ise şudur:
Cumhuriyet Halk Partisi, milyonlar için yalnızca bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin ve Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetinin temsilcisidir. Bu yüzden CHP'de yaşanan her kırgınlık, yalnızca parti içi bir mesele olarak görülmez; insanların yüreğinde derin izler bırakır.
Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Biz bu kadar yanıldık mı?
Bir insana güvenmekte, destek olmakta, onun adalet mücadelesine inanmakta yanıldık mı?
Bu sorunun cevabını yalnızca siyasetçiler değil, tarih verecektir.
Ama tarih cevap verene kadar milyonlarca insanın beklediği şey çok basit:
Daha fazla kavga değil, daha fazla açıklık.
Daha fazla ayrışma değil, daha fazla birlik.
Daha fazla hesaplaşma değil, daha fazla yüzleşme.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Ve bu halk artık yoruldu.