Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu adına konuşan Komisyon Üyesi Büşra Ünlübaş Özkan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve kadın haklarına yönelik tartışmaların kadınların yaşam hakkını tehdit ettiğini söyledi.
Haber metni:
Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Komisyon adına açıklamayı okuyan Komisyon Üyesi Büşra Ünlübaş Özkan, kadınların hak ve özgürlük mücadelesinin hâlâ en yakıcı insan hakları mücadelesi olduğunu belirtti.
Özkan, 8 Mart’ın tarihsel kökenine değinerek, New York’ta dokuma işçisi kadınların eşit işe eşit ücret ve insanca yaşam talebiyle başlattığı direnişin üzerinden yüz yılı aşkın süre geçmesine rağmen kadınların hak mücadelesinin devam ettiğini söyledi.
2025 yılının Türkiye’de kadınlar açısından ağır bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Özkan, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu verilerine göre geçen yıl en az 391 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, 212 kadının ise şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini belirtti. Özkan, “Her şüpheli kadın ölümü, etkin ve tarafsız bir soruşturma yürütülene dek bizim için üstü örtülmeye çalışılan bir kadın cinayetidir” dedi.
Kadına yönelik şiddetin artmasında cezasızlık politikalarının etkili olduğunu vurgulayan Özkan, 2025 yılı Aralık ayında infaz yasasında yapılan düzenlemelerin şiddet faillerine adeta bir “cezasızlık güvencesi” sunduğunu savundu. Bu düzenlemeler nedeniyle cezaevinden izinli çıkan veya firar eden kişiler tarafından 2025 yılında 6 kadının daha öldürüldüğünü belirten Özkan, cezasızlığın yeni cinayetlerin önünü açtığını ifade etti.
“Aile Yılı” olarak ilan edilen sürecin kadın hakları açısından kaygı verici olduğunu dile getiren Özkan, kadınların yalnızca “eş” ve “anne” rolleri üzerinden tanımlanmasının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiğini söyledi. Özkan, kadını şiddet gördüğü aile yapısına mahkûm eden politikaların kadın cinayetlerinin sosyolojik zeminini güçlendirdiğini belirtti.
Kadınların ekonomik bağımsızlığının en önemli güvencelerinden biri olan nafaka hakkının da tartışmaya açıldığını söyleyen Özkan, nafaka hakkının Medeni Kanun’un açık güvencesi olduğunu ve bu haktan geri adım atılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.
Özkan ayrıca 2026 yılının Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100’üncü yılı olduğuna dikkat çekerek, 1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun’un kadınların hukuk önünde birey olarak tanınmasının temelini attığını ifade etti. Medeni Kanun’un yalnızca bir hukuk metni değil, Cumhuriyet’in kadınlara verdiği eşitlik sözünün somutlaşmış hali olduğunu dile getirdi.
Açıklamada, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kadınlar için hayati bir koruma mekanizması olduğu vurgulanarak, bu kanunun tartışmaya açılmasının kadınların yaşam hakkı açısından kabul edilemez olduğu belirtildi.
Kadın hakları mücadelesinin küresel bir mücadele olduğunu ifade eden Özkan, İran’da Mahsa Amini’nin ölümü sonrası yükselen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının dünya genelinde kadınların özgürlük talebinin sembolü haline geldiğini söyledi.
Açıklamanın sonunda Özkan, kadınların eşit ve özgür bir yaşam sürmesi için mücadeleye devam edeceklerini belirterek, “Laik Cumhuriyet’in, Medeni Kanun’un ve kadınların yaşamlarının pazarlık konusu yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Kadınların özgürce nefes aldığı eşit ve adil bir dünya kurulana dek mücadelemiz sürecek” dedi.