Çocuklar okula neden severek gitmiyor?

Abone Ol

Eğitimde artık pansuman değil, köklü bir değişiklik gerekiyor.

Bunu sadece eğitimciler değil, veliler de görüyor. Çocuklar da yaşıyor. Sabahın karanlığında uykusunu alamadan okula gitmeye çalışan, günün önemli bir bölümünü okulda geçiren, ardından servis, ödev, kurs, dershane, deneme sınavı derken nefes almaya fırsat bulamayan bir nesilden söz ediyoruz.

Sonra da bu çocuklardan mutlu olmalarını, okulu sevmelerini, öğrenmeye hevesli bireyler olmalarını bekliyoruz.

Olmuyor.

Bugün birçok veli çocuğunu okula göndermekte zorlanıyor. Çünkü çocukların önemli bir bölümü okula severek gitmiyor. Okulu bir öğrenme ortamı olarak değil, zorunlu olarak gidilen, sınavlara hazırlık yapılan, sürekli ölçülüp biçildikleri bir yer olarak görüyorlar.

Aslında başarılı bir eğitim sistemi kurmak sanıldığı kadar zor olmasa gerek. Zor olan, eğitimi günlük siyasi hesapların dışında tutabilmek. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de tam olarak burada başlıyor. Eğitim, bir devlet politikası haline getirilemiyor. İktidarlar değişmese bile bakanlar değişiyor, gelen her bakan kendi anlayışına göre bir şeyleri değiştiriyor. Bir sistem tam oturacakken başka bir uygulama geliyor. Öğrenci, veli, öğretmen ve okul sürekli yeni bir düzenin içinde kendine yol bulmaya çalışıyor.

AK Parti iktidarı döneminde onlarca Milli Eğitim Bakanı değişti. Neredeyse her bakan geldiğinde eğitimde yeni bir uygulama başlattı. Ancak geriye dönüp baktığımızda, “İşte budur” diyebileceğimiz, toplumun büyük çoğunluğunun benimsediği kalıcı bir sistem ortaya konulamadı.

Çünkü meseleye ortak akılla yaklaşılmadı.

Eğitim gibi bir konuda sadece iktidarın değil, muhalefetin, eğitim sendikalarının, üniversitelerin, öğretmenlerin, velilerin ve öğrencilerin görüşleri dikkate alınmalı. Karşı görüşlerin söylediği doğru şeyler de önemsenmeli. Eğitim sistemi, mümkünse Meclis’te geniş bir mutabakatla, hatta oy birliğiyle kabul edilecek bir anlayışla şekillendirilmeli. Çünkü eğitim, bir partinin değil, ülkenin geleceğidir.

Bugün en çok tartışılması gereken konulardan biri de sınav sistemidir.

Liseye geçiş sınavı, üniversiteye geçiş sınavı, deneme sınavları, hazırlık kursları, özel dersler, dershaneler… Çocukların hayatı neredeyse sınavdan ibaret hale geldi. Daha ortaokul çağındaki bir çocuk, “geleceğim bu sınava bağlı” baskısıyla büyüyor. Aileler ekonomik olarak zorlanıyor, çocuklar psikolojik olarak yıpranıyor.

Bu doğru bir yol değil.

Çocukları yarış atı gibi yarıştırmaktan vazgeçmeliyiz. Başarıyı birkaç saatlik sınavlara sıkıştıran anlayış artık değişmeli. Liseye ve üniversiteye geçiş sistemi yıllara yayılmalı. Öğrencinin sadece bir sınavdaki performansı değil, yıllar içindeki gelişimi, ilgisi, yeteneği, emeği ve becerisi dikkate alınmalı.

Elbette ölçme ve değerlendirme olacak. Ancak bu çocukların hayatını altüst eden, aileleri dershane kapılarında bekleten, öğrencileri okuldan soğutan bir yarışa dönüşmemeli.

Bir başka önemli mesele de okul saatleri.

Türkiye’de özellikle kış aylarında çocuklar karanlıkta okula gitmek zorunda kalıyor. Daha hava aydınlanmadan yollara düşen çocuklardan verim beklemek ne kadar gerçekçi? Uykusunu alamayan, kahvaltısını doğru düzgün yapamayan, sabahın erken saatinde derse giren öğrencinin ne kadar sağlıklı öğrenebileceği ciddi biçimde tartışılmalı.

Sabah erken kalkma meselesi sadece bir alışkanlık konusu değildir. Bu, çocuğun gelişimi, sağlığı, dikkati ve öğrenme isteğiyle doğrudan ilgilidir. Eğitim sistemi çocukların biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir.

Bugün ortada büyük bir başarı tablosu olduğunu söylemek de zor. Onca sınava, onca kursa, onca değişikliğe rağmen toplum olarak eğitimden memnun değiliz. Veliler memnun değil, öğretmenler memnun değil, öğrenciler memnun değil. Üniversiteye giren gençlerin önemli bir bölümü de mezun olduktan sonra iş ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalıyor.

O zaman sormak gerekiyor:

Bu sistem kimin için var?

Çocuk için mi, sınav için mi?

Öğrenmek için mi, elemek için mi?

Eğitimde gerçek bir değişim isteniyorsa önce çocuk merkeze alınmalı. Okulu sevdiren, öğretmeni güçlendiren, veliyi ekonomik yükten kurtaran, öğrenciyi sınav baskısından uzaklaştıran bir sistem kurulmalı.

Bunun yolu da günü kurtaran kararlar değil, uzun vadeli bir eğitim politikası oluşturmaktan geçiyor.

Eğitim, siyasi rekabetin değil, ortak aklın konusu olmalı.

Çünkü bugün okula mutsuz giden çocuklar, yarının mutsuz yetişkinleri olabilir. Bir ülkenin geleceği de mutsuz, yorgun ve sürekli yarışa zorlanan çocukların omuzlarına bırakılamaz.

Artık eğitimde gerçekten köklü bir değişiklik zamanı gelmedi mi?