Gündem

Eskişehir Barosu’ndan nafaka kararına tepki

Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu: Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararı kadınların eşitlik mücadelesi açısından ciddi bir geriye gidiş tehlikesi taşıyor.

Abone Ol

Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Funda Güney Kökçınar, Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin düzenleme hakkında verdiği iptal kararına tepki gösterdi.

Kararın, kadınların yıllardır sürdürdüğü eşitlik mücadelesi bakımından ciddi bir geriye gidiş tehlikesi yarattığını ifade eden Kökçınar, kadınların yüzyılı aşkın süredir verdikleri mücadele sonucunda elde ettikleri hakların toplumsal gerçeklikten kopuk söylemlerle tartışmaya açılmasını kabul etmediklerini belirtti.

“Nafaka tartışması yalnızca aile hukuku meselesi değildir”

Nafaka tartışmalarının yalnızca bir aile hukuku meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kökçınar, “Bu tartışma, kadınların boşanma sonrasında ekonomik olarak ayakta kalıp kalamayacağı, şiddet içeren ilişkilerden çıkıp çıkamayacağı ve insan onuruna uygun bir yaşam sürüp süremeyeceği ile doğrudan ilgilidir” dedi.

Kökçınar, kamuoyunda “süresiz nafaka mağdurları” söylemi üzerinden oluşturulmaya çalışılan algının gerçeği yansıtmadığını belirterek, Türk hukukunda nafaka yükümlülüğünün mutlak ve sonsuz olmadığını söyledi.

Yoksulluk nafakasının, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda dava açılması halinde sona erdiğini hatırlatan Kökçınar, mevcut düzenlemenin koşulları değişmeyen yoksulluk hali devam ettiği sürece koruma sağladığını ifade etti.

“Kadınların yaşadığı eşitsizlikler göz ardı ediliyor”

Kökçınar, nafaka tartışmalarında kadınların yaşadığı yapısal ekonomik eşitsizliklerin görmezden gelindiğini belirterek, özellikle kısa süreli evliliklerle ilgili hakkaniyet tartışmalarına Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi ve yerleşik yargısal uygulamalar çerçevesinde çözüm üretilebildiğini söyledi.

Münferit uyuşmazlıklar üzerinden yoksulluk nafakası kurumunun bütünüyle tartışmaya açılmasının doğru olmadığını dile getiren Kökçınar, nafakanın uzun süredir kadınların kazanılmış haklarına yönelik siyasi tartışmaların merkezine yerleştirildiğini ifade etti.

“Dosyaların yüzde 88,4’ünde şiddet iddiası var”

Kadın Dayanışma Vakfı tarafından hazırlanan Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu’na da değinen Kökçınar, 16 ilde incelenen 155 boşanma ve nafaka dosyasının nafaka tartışmalarının gerçek yüzünü ortaya koyduğunu belirtti.

Kökçınar, incelenen boşanma dosyalarının yüzde 88,4’ünde şiddet iddiası bulunduğunu, dosyalara taraf kadınların yüzde 48’inin işsiz olduğunu, erkeklerde ise bu oranın yalnızca yüzde 9 olduğunu söyledi.

Kadınların yüzde 47’sinin hiçbir geliri bulunmadığını, erkeklerde herhangi bir geliri olmayanların oranının ise yüzde 7 olduğunu aktaran Kökçınar, erkeklerin yüzde 80’inin asgari ücret ve üzeri gelir elde ettiğini, kadınlarda ise bu oranın yüzde 46’da kaldığını kaydetti.

“Yoksulluk nafakası ayrıcalık değil, hukuki güvencedir”

Boşanma dosyalarının yüzde 85’inden fazlasında ortak çocuk bulunduğunu ve velayetin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiğini belirten Kökçınar, kadınların evlilik süresince ücretsiz bakım emeğini üstlendiğini, çocuk bakımının sorumluluğunu taşıdığını, iş yaşamından uzaklaştığını ve boşanma sonrasında ekonomik olarak dezavantajlı bir konumda kaldığını ifade etti.

Kökçınar, “Bu nedenle yoksulluk nafakası bir ayrıcalık değil, eşitsizliği kısmen dengelemeye yönelik bir hukuki güvencedir” dedi.

“Nafaka miktarları son derece düşük”

Kamuoyunda yaratılan algının aksine nafaka miktarlarının son derece düşük olduğunu söyleyen Kökçınar, araştırmada incelenen dosyalarda mahkemeler tarafından hükmedilen yoksulluk nafakalarının ortalamasının asgari ücretin yaklaşık yüzde 7’sine karşılık geldiğini belirtti.

Basında yer alan yüksek nafaka miktarlarının çoğunlukla ünlülerin anlaşmalı boşanmalarında konuşulan rakamlar olduğunu ifade eden Kökçınar, “Bugün tartışılan şey yüksek nafaka miktarları değil, kadınların hayatta kalabilmek için sahip olduğu son derece sınırlı bir ekonomik güvencedir” diye konuştu.

“Eşitlik kâğıt üzerinde kalmamalı”

Anayasa’nın 10. maddesinin kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Kökçınar, eşitliğin yalnızca kâğıt üzerindeki haklarla sağlanamayacağını söyledi.

Kadınların işgücüne katılımının erkeklerden çok daha düşük olduğu, ücretsiz bakım emeğinin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği ve kadına yönelik şiddetin yaygınlığını koruduğu bir ülkede nafaka hakkının zayıflatılmasının fiili eşitsizlikleri derinleştireceğini belirtti.

Yerel mahkemelere de çağrıda bulunan Kökçınar, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 10. maddede düzenlenen eşitlik ilkesinin gözetilmesi gerektiğini ifade etti.

Kökçınar açıklamasını, “Kadınları yoksulluğa, şiddete ve ekonomik bağımlılığa mahkûm edecek uygulamaların karşısında olmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamladı.