Eskişehir, yıllardır “yaşanabilir şehir” kimliğiyle öne çıkan, öğrenci kenti olmanın dinamizmini taşıyan bir Anadolu şehri. Ancak bu güzel imajın arkasında giderek büyüyen yapısal sorunlar var. En başta da plansızlık, uzlaşmazlık ve kaçırılan fırsatlar…
Şehrin geçmişine baktığımızda, ne yazık ki güçlü ve bütüncül bir imar planının hiçbir zaman tam anlamıyla hayata geçirilemediğini görüyoruz. Son 20 yılda ise tablo daha da karmaşık hale geldi. Belediyeler, merkezi yönetim ve vatandaş arasında sağlanamayan uzlaşı, imar planlarının sürekli mahkemelik olmasına neden oldu. Sonuç: Duran projeler, çözülemeyen sorunlar ve her geçen gün sıkışan bir şehir.
Bugün Eskişehir’in en temel problemlerinden biri dar cadde ve sokakları. Bu durum yalnızca trafik sıkışıklığına yol açmıyor; aynı zamanda sosyal yaşamı kısıtlıyor ve olası doğal afetlerde ciddi riskler oluşturuyor. Deprem gerçeğinin konuşulduğu bir ülkede bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.
Oysa geçmişte elimizde önemli fırsatlar vardı. Ancak bu fırsatlar ne yazık ki yeterince değerlendirilemedi. Adliye Sarayı, eski otogar alanı, yenilenen Süleyman Çakır Lisesi, Kütüphane ve dahası kamu yatırımları şehir merkezine yapılmak yerine daha dış bölgelere kaydırılabilirdi. Böylece merkezde nefes alacak alanlar, yeşil bölgeler oluşturulabilirdi. En azından bu yapıların altına otopark yapılması gibi basit ama etkili çözümler bile düşünülmedi.
Bugün hâlâ değerlendirme aşamasında olan alanlar var. Şair Fuzuli Caddesi’ndeki eski sağlık ocağı, Büyükşehir Belediyesi arkasındaki vergi dairesi arsaları gibi bölgeler, doğru planlama ile şehrin yükünü hafifletebilir. Ancak bunun için günü kurtaran değil, geleceği düşünen bir vizyon gerekiyor.
Odunpazarı Belediyesi’nin yeni hizmet binası planı da bu çerçevede yeniden ele alınmalı. Artık şehir merkezine yeni yükler bindirmek yerine, kamu binalarını merkez dışına taşıma zamanı gelmedi mi? Şehir genişletilmeli, merkez rahatlatılmalı.
Daha büyük düşünmek zorundayız. TCDD’den başlayarak DSİ, TÜLOMSAŞ, eski askeri hastane, okullar bölgesi, Orman Bölge Müdürlüğü ve emniyet alanları tek parça, bütüncül bir projeyle ele alınmalı. Bu alanlar hem şehrin tarihini koruyacak hem de betonlaşmayı artırmadan yeniden planlanmalı. Taşınabilecek kurumlar şehir dışına alınmalı.
Açık konuşmak gerekirse: TÜLOMSAŞ’ın ya da şeker fabrikasının bugün hâlâ şehir merkezinde yer alması ciddi bir planlama sorunudur.
Öte yandan, doğru yapılan işler de yok değil. Eski stadyum alanı ve Dede Korkut Parkı gibi projeler, şehrin nasıl nefes alabileceğini gösteren güzel örneklerdir. Bu noktada emeği geçenlere sayın Nabi Avcı’ya teşekkür etmek gerekir.
Ancak şimdi yeni bir kritik eşikteyiz. Eski Devlet Hastanesi arazisinin satışı gündemde. Bu alanın yalnızca bir “arsa” olarak değerlendirilmesi, Eskişehir adına büyük bir kayıp olur. Oysa burası; belediye binası çevresi ve kamulaştırılmış bölgelerle birlikte düşünülerek şehrin nefes alacağı geniş bir kamusal alan haline getirilebilir. Buradaki acı tablo arsanın satışa çıktığından Ak Parti teşkilatının ileri gelenlerinin bile haberinin olmaması.
Eskişehir’in geleceği hâlâ kurtarılabilir. Ancak bunun için ortak akıl şart. Belediye, merkezi yönetim ve vatandaş aynı masa etrafında buluşmadan bu sorunlar çözülemez. Aksi halde, bugün yaşanan sıkışıklık yarının kilitlenmiş şehrine dönüşecektir.
Artık karar zamanı: Ya günü kurtarmaya devam edeceğiz ya da geleceği planlayacağız.