Eskişehir’de siyaset mi konuşuyoruz, dedikodu mu?

Abone Ol

Eskişehir yerel basınını son günlerde takip edenler için tanıdık bir tablo var: Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalar, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un bu açıklamalara verdiği sert yanıtlar ve ardından gelen karşılıklı ima ve değerlendirmeler… Gazete sütunları, manşetler ve sosyal medya, bu karşılıklı söz düellosunun yankılarıyla dolu.

Peki gerçekten neyi konuşuyoruz?

Önce bir tespit yapalım: Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir için sıradan bir siyasi figür değildir. Onu yalnızca bir partinin, yalnızca bir dönemin belediye başkanı olarak tanımlamak eksik kalır. Uzun yıllara yayılan hizmetleriyle kent kimliğinin şekillenmesinde belirleyici olmuş, yerel siyasetin ötesine geçmiş, adeta “kurumsallaşmış” bir isimden söz ediyoruz. Bu nedenle onun her açıklamasını, günlük siyasi polemiklerin malzemesi haline getirmek, meseleyi küçültmektir.

Kazım Kurt’un son dönemdeki sert çıkışları ise başka bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Elbette siyaset eleştiriyle yapılır. Hele ki aynı siyasi gelenekten gelen isimler arasında görüş ayrılıkları olması doğaldır. Ancak bu eleştirilerin tonu ve zemini, kamuoyuna ne sunduğu açısından önemlidir. Çünkü siyaset, kişisel hesaplaşmaların değil, kamusal faydanın alanıdır.

Büyükerşen’in geçmişte Kazım Kurt’a yönelik bazı eleştirilerde bulunduğu da biliniyor. Bu durum, bugün yaşananların bir “karşılıklı birikim” olduğunu düşündürebilir. Ancak tam da bu noktada sormamız gereken soru şu: Bu karşılıklı açıklamalar Eskişehir’e ne kazandırıyor?

Açık konuşalım.

Ne CHP’nin kurumsal kimliğine bir katkı sunuyor bu tartışmalar,

ne Eskişehir’in güncel sorunlarına çözüm üretiyor,

ne de yerel siyaseti ileri taşıyor.

Aksine, dar bir çevrede dönüp duran, “kim ne dedi, kim neye ne cevap verdi” eksenine sıkışmış bir gündem yaratıyor. Sağdan saysanız yirmi kişi, soldan saysanız yirmi kişi… Geriye kalan yüz binlerce Eskişehirli için bu tartışmanın bir karşılığı yok.

Gazetecilik açısından da meseleye bakmak gerekiyor. Her söylenenin manşete taşınması, her cümlenin “son dakika” havasıyla servis edilmesi, kamuoyunu bilgilendirmek midir, yoksa gündem üretme kolaycılığı mı? Çünkü gerçek gazetecilik, sadece aktarmak değil, aynı zamanda süzmek, anlamlandırmak ve toplumsal faydayı gözetmektir.

Büyükerşen’in her cümlesini “olay” haline getirmek, onun ağırlığını artırmıyor; aksine sözün değerini düşürüyor. Aynı şekilde Kazım Kurt’un her çıkışını polemik başlığına dönüştürmek de yerel siyaseti derinleştirmiyor, yüzeyselleştiriyor.

Eskişehir’in konuşması gereken çok daha önemli başlıklar var: ekonomi, kentsel dönüşüm, gençlerin geleceği, kültür politikaları, sosyal belediyecilik… Bu başlıklar yerine kişisel gerilimlerin öne çıkarılması, kente yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Sonuç olarak; Yılmaz Büyükerşen bugün artık “siyaset üstü” bir figürdür. Onu günlük siyasi tartışmaların içine çekmek de, her sözünü polemik malzemesine dönüştürmek de kimseye kazanç sağlamaz. Aynı şekilde, bu tartışmaları büyüten ve dolaşıma sokan anlayışın da kendini sorgulaması gerekir.

Çünkü Eskişehir, dedikodudan daha fazlasını hak ediyor.