Eskişehir'de yıllardır sanayiyi yazıyorum.
Fabrikaları geziyorum. İş insanlarını dinliyorum. Üretim rakamlarını takip ediyorum. Her toplantıda aynı cümle karşıma çıkıyor:
"Eleman arıyoruz ama yetişmiş insan bulamıyoruz."
Bu cümleyi o kadar çok duydum ki artık ezberledim.
Geçtiğimiz günlerde MEGEM'in 50. dönem kursiyerleriyle bir araya geldim. Derslerine girdim. Sohbetlerini dinledim. Hayallerini not aldım.
Konuşmalar beni derinden etkiledi. Burada bir gerçeklik var, süslü vaatlerin uzağında bir duruş. Gençlere hayatın ve iş dünyasının acı gerçekleri anlatılıyor. Sanayinin ihtiyacı olan nitelikli insan kaynağı burada yetişiyor.
MEGEM’in eğitim felsefesinin temelinde “Gri Yaka” kavramı yatıyor. Bu, mavi yaka kadar çalışkan, beyaz yaka kadar bilgili bir profil çiziyor. Tezgah başında parça işleyen bir operatör değil, masa başında analiz yapan bir mühendis de değil. Gri yaka, teknik resmi okumanın ötesine geçiyor, mühendislik mantığını kavrıyor. CAD/CAM programlarını ve CNC tezgahının dilini biliyor. Hem fabrikaların hata oranlarını düşürüyor hem de beyaz yaka ile saha arasında köprü oluyor. MEGEM, işte bu stratejinin kalbinde yer alıyor .
Kursiyerlerle yaptığım sohbetlerde bu gerçeği net bir şekilde gördüm. Bir inşaat mühendisi, kariyer değişikliği yapmak için buradaydı. Mühendislik piyasasında aldığı sorumlulukla kazandığı paranın örtüşmediğini söyledi. Bu sıkıntının yurt dışında da yaşandığını, ancak bir zanaat sahibi olmanın dünyanın her yerinde geçerli bir altın bilezik olduğunu vurguladı. Zanaat, on kişiden sekizinin yurt dışına gidip hem iyi para kazanmasını hem de kalıcı olmasını sağladığını. Ayrıca online başvurularda bir CV’den ibaret kalındığını, MEGEM’in ise doğrudan mülakat imkanı sunarak kendini ifade etme şansı verdiğini belirtti. Bu, bu neslin en önemli ihtiyaçlarından biri.
Başka bir kursiyer, uzun yıllar mağazacılık yapmış. Satış işinin kalıcı olmadığını, yeni birine beş günde öğretilebildiğini fark etmiş. Sanayinin ise tam anlamıyla bir altın bilezik olduğunu, üretmenin keyfinin bambaşka olduğunu anlattı. Hizmet sektöründe emeğin karşılığının geç alındığını ve kazanımların az olduğunu, fabrikada ise emeğin karşılığının alınabileceğini söyledi.
Bir başka kursiyer, lisans mezunu ve daha önce üretim mühendisi olarak çalışmış. Ne mavi yaka kadar kazanıyor ne de beyaz yaka kadar refah içinde oluyormuş. MEGEM’e, CNC bilimini öğrenmek ve kendini gri yakaya dönüştürmek için gelmiş.
Tüm bu konuşmalarda ortak bir nokta vardı: Gerçekçilik. MEGEM’de gençlere ilk basamağın asgari ücret olduğu, iyi paraların zamanla kazanılacağı açıkça söyleniyor. Kimseye Matrix’teki kırmızı hap gibi anlık bir kurtuluş vaat edilmiyor. Neo gibi güç kazanmanın zaman alacağı anlatılıyor.
Dönem, sadece teori bilenlerin dönemi değil. MEGEM, 50. döneminde 83 kursiyerle, CNC’den kalite kontrole, kaynaktan makine bakımına 11 farklı branşta eğitim veriyor. Kursiyerlerin büyük çoğunluğu 30 yaşın altında ve lise mezunu. Bu gençler, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü olarak yetişiyor.
MEGEM’in en büyük farkı, mezuniyet sonrası istihdam sürecini takip etmesi. Mezun olan kursiyerler kaderleriyle baş başa bırakılmıyor, devamlı takip ediliyor. Hatta bu merkeze “baba ocağı” deniyor. MEGEM, sanayicinin talebini çok iyi biliyor ve bu doğrultuda vizyoner bir çözüm sunuyor. Gelecek, gri yakalarındır. MEGEM ise bu geleceği inşa eden merkez.
O sınıftan ayrılırken gençlerin gözlerinde umut gördüm.
Ama boş umut değildi.
Çalışarak kazanılacak bir geleceğe inanıyorlardı.
Kimse kısa yoldan zengin olmanın peşinde değildi.
Kimse sosyal medyanın parıltılı dünyasına sığınmıyordu.
Hepsi bir meslek edinmenin değerini kavramıştı.
Belki de uzun zamandır ilk kez bu kadar gerçekçi bir gençlik fotoğrafıyla karşılaştım.
İşte bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Eskişehir'in geleceği yeni açılan fabrikalarda kadar, MEGEM'in sınıflarında da yazılıyor.
Çünkü güçlü sanayi, güçlü makineyle kurulmaz.
Güçlü insanla kurulur.
Ve o insanlar bugün MEGEM sıralarında yetişiyor.