İNSANIN DERDİNİN DERMANI KENDİNDE

Abone Ol

                   

Herkesin arada bir yalnız kalıp kendi başına vakit geçirmeye ihtiyacı vardır. Çünkü insan, en çok yalnızlığında düşünüp hesaplaşabilir kendisiyle...

Çoğu kişi bundan hoşlanmaz. Tek başına olmak insanlar için tahammül edilemez bir hâl,  yine de çok az insan bunu avantaja çevirmeyi bilebilir.

Acaba hayatın bütün o karmaşasının, gürültü patırtısının içinde tek başınıza kalıp hayata dair ne düşündüğünüzü ya da  ne istediğinizi sorgulayabiliyor musunuz?

Ya da ne hissettiğinizi bilmek için ne yapıyorsunuz?

Eminim ki çoğunuz değil bunları bilmek, düşünmek dahi istemez. Zor iştir insanın tek başına kalıp kendisiyle yüzleşip hesaplaşmaya çalışması...

***

''Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum...''

***

Cemal Süreya böyle anlatmış insanın yalnızlığıyla  olan  mücadelesini...

Tek başınalık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Yalnız kalışınız, tek başınıza film izlemeniz, kitap okumanız ya da internette vakit geçirmeniz demek değildir.

Öyle zamanlar, içinize ayna tuttuğunuz, ruhunuza doğru içsel yolculuğa çıktığınız, hayatınızı sorguladığınız, kararsızlıklarınızı aşmaya çalıştığınız, kısacası kendinizle birebir ilgilendiğiniz anlardır. Ah keşke,  bunu sık sık yapsanız da hani o ihtiyacınız olan ve sürekli başkalarından beklediğiniz ilgiyi, sevgiyi ve şefkati kendi kendinize gösterseniz, ne güzel olurdu değil mi?

Kendisiyle başbaşa kalabilmek çoğu insanın becerebileceği bir şey değil. Bazı kişiler vardır ki; buna hiç tahammülleri yoktur. Kendilerini sevmeyen, yalnızlıklarından korkup başkalarının fikirleriyle yaşamaya çalışan ve onların düşüncelerine göre davranmaktan kendilerini  alıkoyamayan kişiler  tahammül edemez kendisine... Kendinden korkan kişi yalnız başına değil de ancak başkalarıyla zaman geçirdiğinde içsesini bastırabilir. Hele de bu kişi kendisine tahammül edemeyen biriyse...

Oysa ki; yalnızlığınızda tekrar tekrar düşünür, dinginleşir ve olgunlaşırsınız. İnsanın tek başına vakit geçirişi sanki onu çok iyi tanıyan candan bir dostuyla, arkadaşıyla birlikte oluşu gibidir. Bunu bir yerde amaçsızca yürürken, herhangi bir sahil kenarında otururken ya da gecenin sessizliğinde yatağınızda uzanmışken yapabilirsiniz. Yalnız zaman geçirmenin  en güzel tarafı hani o  ikili ilişkilerde bulunan gizli bencilliğin ve ne kadar çabalasanız da bir türlü vazgeçemediğiniz beklentilerinizin olmayışıdır. Tek başına kalabilmek her zaman özel ve çok daha güzeldir. Sessizce kendinize dönüşünüz, ruhsal dönüşümünüzdür.

Sahi insan ne bekler ki kendinden?

Azıcık okursunuz, biraz müzik dinlersiniz, bazen hıçkıra hıçkıra, bazen de sessizce iç çekerek ağlarsınız, kâh gecenin karanlığında, kâh ürkütücü bir uçurumun kenarında olmak gibi ama bir o kadar da evrendeki önemsizliğinizi hatırlamak istermişçesine...

Yalnız kalabilmeyi başaran kişi bu hayatta ne yaparsa yapsın kendisinden başka kimsenin onu anlamadığını, anlayamayacağını öğrenir.

Tek başınalığınızda kendinizi ne kadar sevdiğinizi anlar, hatalarınızı gözden geçirme fırsatı bulur ve aslında kimsenin abarttığınız kadar mükemmel olmadığının bilincine varırsınız. 

Şu ölümlü dünyada en kıymetli olanın kendinize ayırdığınız anlar olduğunu fark eder ve kendinizden başka kimsenizin olmadığını iyice kavrayıp, yine kendinize sıkı sıkıya sarılırsınız...

 ''Herkes, gönlünce bir yol arıyor kendine.
Kimi arayışı sürdürmekte, kimi bulduğundan emin.
Ama bir gün, bir ses haykıracak göklerden, herkesin yolu kendine varır, arama başka yerde...''
Ömer Hayyam' da böyle demiş.

Kendiniz ile olabilmek mutlak birey olmanın, kimseye uyum sağlamak zorunda olmadan isteklerinizi yerine getirmenin yegane yolu.

Kısacası, insanın derdinin dermanı kendinde...!

Sevgiyle kalın efendim...!