TÜİK’in Ocak 2026 dış ticaret istatistikleri açıklandı. Türkiye genelinde ihracatın %4 eridiği, sanayide istihdam kayıplarının konuşulduğu bir iklimde; Eskişehir, ithalatını bir önceki yılın aynı dönemine göre tam %40,4 artırarak dikkatleri üzerine çekti.En çok ithalatını arttıran şehir oldu. Birçok kesim bu "agresif büyümeyi" bir üretim şahlanışı olarak okumaya meyilli olsa da, sanayinin içinden gelen sesler ve verilerin çapraz okuması bizi daha temkinli olmaya zorluyor.
Zira bu denli sert bir ithalat artışı, her zaman "yatırım müjdesi" anlamına gelmeyebilir.
Evet, Eskişehir Ocak ayında 125 milyon dolarlık ithalat yaparken, 133 milyon dolarlık ihracatla hâlâ dış ticaret fazlası veriyor görünüyor. Ancak ihracatın ithalatı karşılama oranının %106,4 seviyesine kadar gerilemiş olması asıl dikkat edilmesi gereken nokta. Türkiye genelinde bu oranın %70’lere savrulduğu bir ortamda Eskişehir’in hâlâ "artıda" olması bir teselli olabilir; fakat aradaki makasın bu kadar daralması, şehrin o meşhur "net ihracatçı" kimliğinin ciddi bir baskı altında olduğunu kanıtlıyor.
Peki, sahadaki sanayici ne diyor? %40’lık bu ithalat patlamasının altında yatan gerçek ne?
Görünen o ki, sanayici bu ithalatı keyfinden ya da kapasite artırmak için yapmıyor. Havacılık, savunma sanayii ve beyaz eşya gibi şehrin lokomotif sektörleri, adeta bir "maliyet ve hammadde kıskacında" kalmış durumda.
- Stoklama zorunluluğu:Küresel tedarik zincirindeki kırılmalar ve döviz kuru beklentileri, sanayiciyi "bulmuşken alalım" mantığıyla yüksek maliyetli hammadde ve ara malı stoklamaya itiyor. Bu, bugün ödenen 125 milyon doların, yarın aynı kâr marjıyla ihracata dönüşüp dönüşmeyeceği sorusunu havada bırakıyor.
- Yüksek teknolojili bağımlılık: Eskişehir sanayisi katma değerli üretim yapıyor, doğru; ancak bu üretimin kalbi olan özel alaşımlar ve kritik aksamlar tamamen dışa bağımlı. İthalattaki %40’lık sıçrama, aslında yerlileşme hedeflerinin bu yüksek teknoloji grubunda ne kadar yavaş ilerlediğinin de acı bir itirafı olarak yorumlanabilir.
Eğer Eskişehirli sanayici, maliyet krizini aşmak adına bu kadar yüksek bedellerle ithal ettiği hammaddeyi, daralan küresel pazarlarda satamazsa; bugün "yatırım" dediğimiz o rakamlar yarın ağır bir finansman yüküne dönüşebilir.
Eskişehir, Ocak 2026 verileriyle bir "rekor" kırmış olabilir. Ancak bu rekorun sürdürülebilir bir büyüme mi, yoksa hammadde ve kur baskısı altında verilmiş bir "savunma refleksi" mi olduğunu önümüzdeki çeyrekteki ihracat rakamları gösterecek. Görünen o ki, sanayici için iyimser kalmak her geçen gün daha maliyetli bir hal alıyor.
Şimdi sorulması gereken soru şu: Bu ithalat patlaması, Eskişehir sanayisinin geleceğine yaptığımız akıllıca bir yatırım mı, yoksa yapay kur politikasının cazibesiyle yöneldiğimiz, sürdürülebilirliği şüpheli bir yolculuk mu? Cevabını hep birlikte göreceğiz