Marks Yaşasaydı Bugün Ne Derdi?

Abone Ol


Marks Yaşasaydı Bugün Ne Derdi?
Bugün yaşasaydı, büyük ihtimalle uzun uzun konuşmadan önce etrafına bakardı.
Kalabalık meydanlara, geçim sıkıntısıyla suskunlaşmış emekçilere, gençlerin umutsuz gözlerine, emeklilerin pazar artıklarından topladığı sebzelere bakardı.
Sonra sakin ama sert bir sesle şunu söylerdi:
“Benim zamanımda işçiyi fabrikada sömürüyorlardı.
Şimdi insanın ruhunu da kiralamışlar.”
Çünkü bugün emek yalnızca kas gücüyle değil; zamanla, dikkatle, umutla ve hatta yalnızlıkla sömürülüyor. İnsanlar artık sadece çalışmıyor; sürekli yetişmeye, ayakta kalmaya, görünmeye, hayatta kalmaya zorlanıyor.
Marks belki bugün bir tekstil atölyesinde değil, bir kuryenin motorunda görürdü sınıf mücadelesini.
Belki bir plaza katında sabaha kadar bilgisayar başında çalışan gençte…
Belki de diploması olduğu halde iş bulamayan üniversite mezununda…
Ama en çok şuna şaşırırdı sanırım:
Bu kadar yoksulluğun içinde insanların hâlâ birbirine değil, birbirinden farklı olana öfke duymasına…
Çünkü bugün düzen, insanları ekmek kavgasında yalnız bırakırken; onları birbirine düşürmeyi de çok iyi başarıyor.
Kimlikler konuşuluyor ama sınıflar konuşulmuyor.
Yoksulluk büyüyor ama yoksulluğun nedenleri değil sonuçları tartışılıyor.
Marks bugün yaşasaydı, belki de en ağır eleştirisini şuna yapardı:
“İnsanlar artık zincirlerini taşımıyor; onları sever hale getiriliyor.”
Çünkü tüketim, gösteriş ve sahte başarı hikâyeleriyle insanlar kendi yorgunluklarını bile sorgulayamaz oldu. Herkes güçlü görünmek zorunda. Oysa içten içe milyonlar aynı korkuyla yaşıyor:
“Yarın ne olacak?”
Ve belki sonra dönüp umutlu bir cümle kurardı. Çünkü Marks yalnızca eleştiren değil, insanlığa inanan bir düşünürdü:
“Dünyayı değiştirecek olan hâlâ emektir.
Ve insan, yan yana geldiğinde yalnız olmadığını yeniden hatırlayacaktır.”
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam budur .
Birbirimizin sesini duymak…
Acıyı paylaşmak…
Ve daha adil bir dünyanın hâlâ mümkün olduğuna inanmak.