pendik escort
banner878
banner639
banner845

 
“Her kim aslından uzak düşse arar,
                                       asl’a dönmek için uygun bir gün arar”
                                                                                                       Mevlana Celalettin er-RUMİ
Müslüman dünya yerinden kopmuş ve aslı niteliğinden uzaklara yuvarlanmıştır. İslam dünyası barışın ve esenliğin dünyası olması gerekirken mezhep ve etnik kavgaların ve terörizmin cenderesinde inim inim inleyen bir iklime dönmüştür.  Bundan tam bin yıl önce de Müslüman Dünya Batı’dan Haçlı hücumu ve Doğu’dan Moğol işgali karşısında karmaşanın, çatışmanın, tecavüzün ve katliamların içinde tam üç yüzyıl bocalamıştır. Onu düşünce ve inanç bazında aslına döndürme mücadelesi veren Mevlana Celalettin er-Rumi, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bayram veli gibi İslam düşüncesini yenileyen bu insanların düşüncelerini yeniden yorumlamamız gerekmektedir.
Bugünkü yazımda Mevlana Celalettin er-RUMİ’nin günümüz düşünce dünyası ile kesişen ifadelerini ele almak istiyorum.
Freud tarafından bir terapi metodu olarak ortaya sürülen psikanalizin ipucunu ‘Dertli adamın tereddütlerle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun.’ sözüyle vermiş.
MASLOW’un İhtiyaçlar hiyerarşisini en özlü olarak Mevlana’nın şu sözlerinde buluruz; İnsan önce ekmeğe haristir. Fakat az bir şey elde eder de ekmek için çalışmaya ihtiyacı kalmazsa artık şöhrete, ada sana ve şairlerin methine âşık olur.
Yine dil felsefesinin ilk ifadelerini Mevlana’nın dizelerinde yakalarız. Biz bir eşyayı zihnimizde temsil eden kavram üretiriz. Bu kavramı ise dile kelimelerle dökeriz. Buna metafor/eğretileme deriz. “Kardeş, kıssa bir ölçeğe benzer, mâna içindeki taneye. Akıllı kişi taneyi alır, ölçek var mı, yok mu? Ona bakmaz.” Der, Mevlana. Susuz bir insanın kendisine su sunulduğunda kabın billurdan mı, camdan mı, ağaçtan mı yapıldığına bakmadığı gibi…
Dil felsefesinin temel sorun olarak gördüğü; kişinin söylediği cümle ile bize iletmek istediği anlam arasında fark var mıdır? Bu soruya Mevlana bir öykü ile dile getirir;
•      Birbirinin Dediğini Anlamayan Dört Kişi
•       Adamın biri, dört kişiye bir dirhem verdi. Adamlardan birisi “Ben bu parayı engûr’a vereceğim” dedi. Öbürü Arap’tı, “Lâ” dedi “Ben İnep isterim, engûr istemem.” Üçüncüsü Türk’tü, “Bu para benim” dedi, “Ben inep istemem, üzüm isterim.” Dördüncüde Rum’du, dedi ki: “Bırak bu lâfları, biz İstafil isteriz.”
•       Derken aralarında kavgaya başladılar. Çünkü adların sırrından gafildiler. Ahmaklıktan birbirlerini yumruklamaya koyuldular. Bilgisizlikle dolu, bilgiden boş adamlardı bunlar.
•       Dil bilen biri onlara “Ben bu bir dirhemle hepinizin isteğini yerine getiririm.” dedi. Onlara üzüm aldı.
Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşıdakinin anladığı kadardır. 
MEVLANA Celalettin er-Rumi
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner803

banner877

banner669

banner850