Es Gazete’nin “İyilik Hikâyeleri” başlıklı söyleşimizin konuğu Nazan Naz.

Önce adaleti sağlamak lazım Önce adaleti sağlamak lazım

 Es Gazete’nin “İyilik Hikâyeleri” başlıklı söyleşimizin konuğu Nazan Naz.

Nazan Hanım;  Hoş Geldiniz, Sefa Geldiniz.

Yaklaşık 3 ay önce ilkini gerçekleştirdiğimiz söyleşimize şahit olmamış okurlarımız olabileceğini düşünerek, “Kendinizi tanıtır mısınız?”

Kıymetli Dostlar, hepinize merhaba. Eskişehir Mevlevihanesi Kültür Derneği Tasavvuf Müziği Topluluğu’nda koro şefi ve keman sanatçısı olarak, uzun yıllardır gönüllü hizmet vermekteyim.

Kimsesiz çocuklar ve zihinsel engelli çocuklarla birlikte altı yıldır çalışmalar yapmaktasınız. Bir süredir de, Görme Engelliler Dayanışma Derneği’ne destek olduğunuzu biliyorum. GÖRSEM ’de yaptığınız çalışmaları ve amacınızı anlatır mısınız?

Müzikle ruhlara şifa sunmak, gönüllere dokunmak amacımız. GÖRSEM ‘de daha ziyade ilahi istiyorlar bizden. Oradaki bir üniversite öğrencisini de “İrfan Türküleri” konusunda yetiştirmeye çalışıyoruz. Garip gönülleri şenlendiriyoruz işte, haftada bir gün birkaç saat bile olsa…

Bir iyiliğe vesile olduğunuzda neler hissediyorsunuz Nazan Hanım?

Bir gün ömrümüz bile olsa, iyi bir şeyler yapalım. Etrafımızdaki insanlara iyi örnek olalım. Belki onlar da ilerde bildikleri konuları insanlığın iyiliği için, gönüllere dokunmak yolunda sarf ederler kim bilir?

İnsan; hayatında birilerine iyilik ettiği sürece mutludur, huzurludur. Yaptığınız iyilik karşı tarafa gibi görünse de, kendinizedir aslında. Ben bütün bunları herhangi bir kitaptan almış değilim. Yaşayarak test edilmiş duygular bunlar! Ayrıca; yaptığınız iyilikler sonucunda insanların mutlu olması sizin Yaradan ile yakınlaşmanızı, O’nu daha fazla fark etmenizi ve O’na şükretmenizi sağlıyor. Sonsuz merhamet sahibi Yaradan’a şükrederek yaklaşmak, O’nun varlığını her hücremizde hissetmek, hem aczimizi hem de kıymetimizi anlamak. İşte tüm bu duygular her iyiliğe sebep olduğum olay karşısında hissettiğim duygular.

GÖRSEM’de yaşadığınız pek çok anınız mutlaka vardır. Rica etsem bir tanesini bizlerle paylaşır mısınız?

Tabii ki. Yakın zamanda yaşadığım, adına “İNCİTME” dediğim ve beni derinden etkileyen hikâyemi anlatmak isterim Selma Hanım.

Âdetim üzere Yunus’un bir sözü ile başlarım. Ama bu defa Erzurum’da yaşamış, büyük bir evliya Alvarlı Efe’nin sözleri ile başlayayım istedim.

“Hazer kıl, kırma kalbin kimsenin cananı incitme. Esir-i gurbet-i nalan olan insanı incitme. Felekde hâsılı insan isen, bir canı incitme. Günahkâr olma, fahr-i âlem-i zi-şanı incitme.”

Birini incittiğimizde, Peygamberimizi ve cananımız olan Allah’ımızı incittiğimizi hiç unutmayalım ne olur dostlarım!

GÖRSEM ’de geçen hafta yaşandı bu olay. Türküler okuyorum, “Bu da gelir bu da geçer” diye. Odaya iki görme engelli genç girdi. Çok heyecanlıydılar. Türkülere eşlik etsinler diye, ellerine marakas verdim. Marakas, sallayınca ses çıkaran bir müzik aleti. Büyük bir keyifle eşlik ederlerken, isminin Murat olduğunu öğrendiğim genç, çok gürültülü sesler çıkarmaya başladı.

Eşim, ritim saz ile eşlik ediyor bana tüm gittiğimiz yerlerde. Ve bu seslerden rahatsız oldu. Hocalardan birine, marakası o çocuğun elinden almasını söyledi. Hoca, marakası onun elinden aldı. O anda oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi, birden mahzunlaştı Murat. Ben hemen müdahale ettim ve marakası eline tekrar verdim.

“İstediğin gibi çalmakta özgürsün yavrum” dedim. O sevinci görmenizi isterdim. O incinen, gülleri solan kalbinde, birden çiçekler yine açtı. Türkünün etkisiyle coştu da coştu. Çalışmamızın sonunda odadan çıkarken:

“Çok teşekkür ederim Murat’ım, çok teşekkür ederim” dedim.

Belki sıradan gibi görünen teşekkürdü, lakin öyle olmadı. O teşekkür, hayatımın en kıymetli teşekkürü olacaktı.

Bir sonraki hafta tekrar gittik GÖRSEM’e.  Salona girer girmez, doğal olarak gözlerim Murat’ı aradı. Öyle ya, o kadar mutlu ayrılan birinin tekrar gelmesi kaçınılmazdı. Onu sorduğumda, arkadaşları Murat’ın öldüğünü söylediler. Nasıl yani? Kulaklarıma inanamadım. Aman Allah’ım. Durup dururken, bu kadar genç bir insan neden ölmüş olabilir ki?

Uyumuş, uyanamamış dediler. Uyumuş uyanamamış. Kuş olup uçtu gitti Murat, sevgilinin diyarına. Geride ondan bir teşekkür kaldı ve bir de mutlu tebessümü…

Eve geldiğimde gözyaşları içinde Allah’a ne kadar şükrettiğimi hatırlamıyorum. Ya Allah’ım bana Murat’ın incinmiş kalbini fark ettirmeseydi. Küçücük bir müzik aleti yüzünden değer miydi Allah’ım, o canım kalbin kırılmasına.

Şimdi keşke kötü çalsaydı da, Murat aramızda olsaydı. Ama artık o yok! Bir daha da gelmeyecek!

“Onlar o tertemiz kalpleri ile bize rahmet olur” dedi hocam. Nerede kırık kalpli birini görseniz, merhem olun yarasına. İnsanlara onlar için de, sizin için de ömrünüzün son günü gibi davranın. Açılan yaraların telafisi olmayabilir ve her günün sonunda şükür ve vicdan rahatlığıyla yastığa başınızı koyun Sevgili Canlar.

Nazan hocam, söyleşimizin sonuna geldik. Yürekten teşekkür ediyorum. İNCİTME’yi dinlediğim o sabah, uyandığımda haksız yere haksızlığa uğramayı düşünüyordum. Ve aklıma; İlhan İrem’in şarkısı “Konuşamıyorum, haykırmak istiyorum” gelmişti.

Belki de Murat’ın marakası sallayışı sessiz haykırışı, sessiz çığlıklarıydı… Ve siz onu duydunuz, anladınız, merhem oldunuz.