Ne Demek Efendim, Beyle Amele?
“Ne demek efendim, beyle amele…”
Bir türkü dizesi gibi söylenir ama aslında bu söz, koca bir düzeni sorgular.
Sadece bir sitem değil; bir vicdan çağrısıdır.
Yoksulluğu anlatmayı çok severiz.
Garibanı över, sabrını yüceltir, kanaatini kutsarız.
Ama konu o garibanın yaşamını gerçekten iyileştirmeye gelince, ortalık sessizleşir.
Söz çoktur, emek azdır.
Birileri “ben bilirim” der.
Birileri yukarıdan bakar, aşağıyı tarif eder.
Yoksulluğu anlatır ama onu değiştirmek için elini taşın altına koymaz.
İşte türkü burada sorar:
Ne demek efendim, beyle amele?
Bu soru, sadece sınıflar arasında değil; zihniyetler arasındadır.
İnsan insana niye efendi olsun?
Niye biri buyurur, diğeri susar?
Niye adalet konuşulur da eşitlik ertelenir?
Sormak yetmez.
Çünkü adalet, yalnızca cümlelerle değil; iradeyle, emekle, samimiyetle kurulur.
Garibanı sevmek değil mesele,
Onu yoksulluğa mahkûm eden düzenle yüzleşebilmektir.
Bu türkü, acıma duygusunu değil; sorumluluğu hatırlatır.
“Bak” der,
“Yoksulluğu kader diye anlatma.
Eğer değiştirmeye niyetin yoksa, susmak daha erdemlidir.”
Belki de en zor soru şudur:
Biz gerçekten eşit bir yaşam mı istiyoruz,
Yoksa eşitsizliği güzel sözlerle mi süslüyoruz?
“Ne demek efendim, beyle amele?”
Bu soru hâlâ ortada duruyor.
Ve cevabını, sadece söyleyenler değil, harekete geçenler verecek.