banner639


Son zamanlarda Yahya Kemal'in o meşhur dizesigeldi, çöreklendi içime,

''Bir tel kopar âhenkebediyyen kesilir.''

Sevdiklerimizin ani kayıpları, hayatın içinde arada bir durup soluk almamız gerektiğini ve bize bahşedilmiş olan o kısacık ömrün aslında ne kadar da sade yaşanmasını gerektiğini hatırlatır.

Hepiniz az çok yaşamışsınızdır. Çok sevdiğiniz birinin beklenmedikkaybından sonra iç dünyanız nasıl da allak bullak oluyor, değil mi?

Ölüm...

Öyle bir şey ki bu, bir yerden sonra gerçekliğini yitiriyor insan. Başa geldiğinde yaşadıklarıno kadar sıradanlaşıyor ki; o acı kavrammerhaba ya da elveda kadar basit bir kelimeymişçesine kulaklarında çınlıyor. Bir bakıyorsun, alelade bir kelimeniniçinden usulca geçip gidiyor bildiklerin, bilemediklerin. Oysa dile kolay, yaşanmışlıklarıyla, yaşanmamışlıklarıyla ellerinden koskoca bir hayat, bir ömür kayıp gitmiş oluyor.

Şuursuz haller, derin iç çekişler ve o huzursuz sessizlikten sonra, içinde fırtınalar, boranlar  koparkenetrafında bulunanların yaşadıklarını umursamayışları da ayrı bir gerçek olsa gerek.  Onlara göre, her şeyin eskisi gibi devam ediyor oluşu karşısında duyduğum öfke ve şaşkınlığıanlatamam ki ben!

Ölenin arkasından dökülentüm ogözyaşları çaresizlikten, ölen kişi için artık yapılabilecek hiç bir şeyin olmayışından... O anlarda nasıl da çarçabuk her şeyi bir bir düşünüyor insan...Elinde olmadan kaybettiğin kişinin bütün hayatınıgözünün önünden geçiriyorsun.Onungeride bıraktıklarını, hayallerini, yaşayamadıklarını... En çok da bu dünyada yapmak istediklerini ve onların ne kadarını yapabildiğini...

Her ölüm üzer ama bazıları, çok daha üzer...

Sevdiklerinize her ne olursa olsun ölümü yakıştıramazsınız. Elbette çok sevdiğiniz birinikaybetmekacıdır. Bilirsiniz,  daha yaşayacağı çok şey varken ne olduğunu anlayamadan anidenellerinizden kayıp gitmiştir. İçinizi acıtır, çok acıtır. Veölüm karşısında ne yaparsanız  yapın, ne kadar da aciz olduğunuzutekrar tekrar teyit edersiniz.

Aslında kısa bir süre sonra ne hissettiğini bile tam olarak hatırlayamaz oluyor insan.  Öyle çok acı çekiyor ki,beyinsel bütün fonksiyonları sankiel birliği etmişçesineo anı hatırlamayışını sağlıyor.İnsanın rutin hareketleri, saçma sapan bir hal alabiliyor. Bakıyor ama görmüyor. İşitiyor ama duymuyor.

Üşüyor insan...

Hava kaç derece olursa olsun yaz, kış fark etmeden buz gibi soğuk terler döküp üşüyor...

Ölüm haberinin ilk anları,  tanımsız bir çaresizlik içeriyor.  Zamanı geri almak istiyorama bunu yapamıyorsun. Etrafındaki  her şey donuyor. O güne kadar anlamlandırdıklarınınartık hiç bir anlamının  kalmadığını dehşetle fark ediyorsun. O andan sonra geçen her bir saniyenin bile geri dönüşü yok artık, ölüm insana boşa geçirdiği tüm zamanları sorgulatıyor.

İşte hayatınızın böyle evrelerinde ciddi kırılmalar yaşayıp hayata bakışınızı tekrar tekrar gözden geçirmek zorunda kalırsınız.Her ne hikmetseinsan, sevdiklerinin kayıplarıyla birlikte, dönüşmeye ve yeni bir benlik kazanmaya başlar.

Daha daha sonrasında mı?

Başına gelenlerin sonrasında hayata kaldığı yerden devam edebilmek için insanoğlu kendini kandırmaya ihtiyaç duyar.

Belki de o ana kadar kendini kandırarak yaşadığını fark eder, kimbilir?

Karşılaştığımız her ölümün bizlere öğrettiği ciddi bir şeyler olsa da,sonrasında 'hayat devam ediyor' deyip, yine kaldığımız yerden amaçsızca yaşamaya devam ederiz. Anlamsızca birbirimize  küsmeye ve eften püften sebeplerden kalp kırmaya dadevam ederiz. Yaşadığımız anın kıymetini bilemez ve içi boş bir şekilde ''an'ı yaşamak gerek, ölümlü dünya'' gibi beylik söylemlerle kendimizi teselli etmeyi de asla ihmal etmeyiz. En acısı da sevdiklerimize onları ne kadar çok sevdiğimizi daha az söyleyip gönül alışlarımızısüreklierteleriz.

Aslında bana göre gerçekten ölmek demek;insanın çok sevdiğibirini erken yaşta toprağa verip onunölümüne eşlik etmektir. Çünkü; onunla birlikte gömersin hayallerini, gençliğini, geleceğini ve seni sen yapan bir çok olguyu...

Bir varmış, bir yokmuş...

Hayat böyle işte bir varsın, bir bakmışsın ki, yoksun...

Tıpkı masalların giriş cümlesi gibine kadar yaşarsa yaşasın,insanoğlunun hayatı kısacık...

Hadi şimdi, sevdiklerinize sımsıkı sarılın ve  onlarıne kadar çok sevdiğinizi söyleyin,bıkmadan, yorulmadan...

Hep söyleyin efendim...!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Murat 3 hafta önce

ölüm fikrini bir türlü kucaklayamayan biz garip insancıklar için her zaman geçerli olacaktır. ne kadar "bekliyorduk zaten" bile olsa ne kadar "eh yaşadı yaşayacağı kadar" bile olsa her ölüm erkendir. çünkü ölen ölmek istemiyor ki. insan ölmek istemiyor. hep "daha erken" diye çaresizce bakan gözler geliyor gözümün önüne...Kaleminize sağlık, baş sağlığı diliyorum.Rahmet olsun babanıza...

Avatar
Cengiz ÜÇOK 3 hafta önce

''Her ölüm erken ölümdür,'' dediği gibi şairin, hayatta yaşamak, yaşlanmak, değildir kazancımız ya da kaybımız. Hayatımızın sonunda ölüm ile karşılaşmak büyük haksızlık. Kimse hayatını ölümle sonlandırmak istemez ki. Tüm ölümlerin erken oluşu işte buradan geliyor. İnsanın yaşam ve yaşatma arzusunun diriliğinden. Nalan Hanım güzel yazınız için teşekkür ederim. Sabırlar diliyorum.

Avatar
Neslihan GÜNGÖR ÖZDEMİR 3 hafta önce

"Ölüm gelir ölüm duygusuna karşı saygısız
Ve zeka babacan tavrıyla selam verir... "
ismet Özel in bu dizeleri benim hep tüylerimi ürpetmiştir. Sevdiğimiz; özellikle hayatımızın merkezinde olanların kaybı bizi derinden etkiliyor. Bu duygu bir kez yaşandı mı artık hayattan tek isteğin sevdiklerimizle beraber yaşayacağımız sağlıklı, mutlu bir hayat oluyor.

banner877

banner1335

banner1259