Önemli olan 27 Eylül'deki seçim değil 28 Eylül sabahı

27 Eylül'de Yen Partililer Odunpazarı ilçe başkanını seçecek, ancak beni sandıktan kimin çıktığından çok, 28 Eylül sabahı kimlerin yan yana durabileceği ilgilendiriyor.

Abone Ol

YENİ Parti Eskişehir’de daha tabelasının mürekkebi kurumadan parti içi yarışlarla gündeme gelmeye başladı.

Açık söylemek gerekirse ortaya çıkan görüntünün ne üyede ne de dışarıdan YENİ Parti’yi izleyen seçmende çok olumlu bir karşılığı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü parti kurulurken verilen en güçlü mesajlardan biri neydi?

Üye karar verecek.

Delege hesaplarının, kapalı kapılar ardında yapılan listelerin, birkaç güçlü ismin işaret ettiği adayların yerine doğrudan üyenin iradesinin esas alınacağı söylendi.

Bence de doğru olan buydu.

Ancak 27 Eylül’de yapılacak Odunpazarı ön seçimine birkaç gün kala tartışmanın geldiği yere bakıyorum; adayların projelerinden çok “Kim kimin yanında?” konuşuluyor.

Saflar da artık gizli değil. Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce tercihini açıkça ortaya koydu: “Benim tek bir oyum var, onu da Cevahir Çalıkuşu’ndan yana kullanacağım.”

YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan da aynı tarafta: “Tercihimi Cevahir Çalıkuşu’ndan yana kullanacağım.”

Eski CHP İl Başkanı Sinan Özkar da Çalıkuşu için “yeni bir yüz, yeni bir heyecan” diyerek desteğini açıkladı. Eski Odunpazarı İlçe Başkanı Erdal Çakıcıer de Çalıkuşu’nu destekleyen isimlerden.

Diğer tarafta ise Rahmi Çınar var.

YENİ Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz tavrını saklamadı: “Rahmi Çınar’ın yanındayım.” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ise doğrudan “Çınar’ı destekliyorum” demese de Rahmi Çınar’ın haberini paylaşarak şu mesajı verdi: “Biz de alın terine saygı duyuyoruz. Emek en yüce değerdir. Değişim hareketine en büyük katkıyı siz sundunuz, teşekkürler.”

Bunun siyasi karşılığını anlamak için çok fazla kulis bilgisine ihtiyaç yok.

Rahmi Çınar da Ayşe Ünlüce’nin Çalıkuşu tercihini açıklamasından sonra rahatsızlığını gizlemedi: “Bana ‘tarafsız kalacağım’ demişti.”

Yani artık ortada yalnızca iki adayın demokratik yarışı yok.

Belediye başkanlarının, milletvekilinin, il başkanının ve eski parti yöneticilerinin de dahil olduğu bir saflaşma görüntüsü var. Tam da burada sormak gerekiyor:

Buna gerçekten gerek var mıydı?

Ayşe Ünlüce’nin de, Kazım Kurt’un da, İbrahim Arslan’ın da, Talat Yalaz’ın da elbette bir oyu var. İstedikleri adaya oy verebilirler. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama siyasette makamların ağırlığı vardır. Büyükşehir Belediye Başkanı'nın açıkladığı tercih ile herhangi bir üyenin tercihi aynı siyasi etkiyi yaratmaz. Milletvekilinin açıklaması da yaratmaz. İl başkanının açıklaması da...

O nedenle “Ben de üyeyim, benim de bir oyum var” demek hukuken ve parti içi demokrasi açısından doğru olsa bile siyaseten mesele bundan ibaret değil. Çünkü üyeye “Kararı sen vereceksin” dedikten sonra partinin en etkili isimleri tek tek aday açıklamaya başladığında, üyede ister istemez başka bir duygu oluşabilir.

Madem herkes tarafını açıklayacaktı, o zaman üyeye neden sandık kuruyoruz?

Üyenin önüne sandığı koyduysanız, biraz da üyeye güveneceksiniz. Adaylar kendilerini anlatacak. Üye dinleyecek. Sonra vicdanıyla sandığa gidip kararını verecek. Bu kadar. Üstelik YENİ Parti'nin önünde çok daha büyük bir mesele var. Bu parti neden kuruldu? Eğer iddia edildiği gibi hedef Türkiye'de iktidar değişikliğine katkı sunmak, Eskişehir'de güçlü bir siyasi alternatif yaratmak ve yeni bir siyaset anlayışı ortaya koymaksa; daha ilk kongrelerde enerjiyi “Benim adayım-senin adayın” tartışmasıyla tüketmenin kime faydası var?

Vatandaş geçim derdinde. Emekli maaşını düşünüyor. Esnaf ayakta kalmaya çalışıyor. Gençler gelecek kaygısı taşıyor. Eskişehir'in kentsel dönüşümden ulaşıma, barınmadan ekonomik sorunlara kadar çözüm bekleyen onlarca meselesi var. Vatandaş bütün bunlar yaşanırken YENİ Parti'de kimin kimi desteklediğini neden günlerce takip etsin? Daha önemlisi, parti dışından bakan seçmen bu fotoğraftan ne anlıyor? “Ne güzel, demokrasi işliyor” mu diyor? Yoksa; “Bunlar daha şimdiden birbirine düştü” mü diyor? Bence YENİ Parti yöneticilerinin asıl üzerinde düşünmesi gereken soru bu. Çünkü siyasette sizin ne anlatmak istediğiniz kadar, vatandaşın gördüğü fotoğraf da önemlidir.

Yeni kurulmuş bir partinin kamuoyuna vermesi gereken görüntü; güç mücadelesi değil, umut olmalı. Üstelik burada önemli bir fırsat da var. YENİ Parti gerçekten farklı olduğunu gösterebilir. Nasıl mı? 27 Eylül akşamı sandık açılır. Üye kimi seçtiyse herkes çıkar onun elini kaldırır. Ünlüce'nin desteklediği aday kaybederse Ünlüce kazananı kutlar. Kurt'un destek verdiği düşünülen aday kaybederse Kurt kazananın yanında durur. Arslan'ın adayı kaybederse Arslan aynı şeyi yapar. Yalaz'ın desteklediği aday kaybederse Yalaz da... İşte o zaman bu tartışmaların hepsi geride kalır.

Ve YENİ Parti gerçekten önemli bir mesaj vermiş olur:

“Bizde kişiler değil, sandık belirler.”

YENİ Parti'nin adına özellikle “YENİ” kelimesi konulduysa bunun gereğini yapmak zorunda.

Eski partilerin alışkanlıklarını, eski delege hesaplarını, eski güç mücadelelerini, eski “benim adamım-senin adamın” siyasetini yeni tabelanın altına taşımak kimseye iyi gelmeyecek. İsimler üzerinden siyaset yapma alışkanlığından artık vazgeçilmeli. Kimin kimin adamı olduğu değil, kimin ne söylediği, ne ürettiği ve partiye ne katacağı konuşulmalı.

Bırakın üyeler karar versin.

Çünkü gerçekten iktidar hedefleniyorsa ihtiyaç duyulan şey yeni cepheler açmak değil, ortak hedefte birleşmek. 27 Eylül'de aslında yalnızca Odunpazarı İlçe Başkanı seçilmeyecek.

YENİ Parti'nin üyesine gerçekten güvenip güvenmediği de görülecek. Ve bana göre sandıktan kimin çıktığından çok, 28 Eylül sabahı herkesin yan yana durup duramayacağı önemli olacak.

YENİ Parti'nin gerçek “yenilik” sınavı da işte orada başlayacak.