1. Dünya Harbi İbni Suud ve İngilizlerle Basra'da 1916
FİLMİN DEVAMI
Ortadoğu bir yapay devletler topluluğudur.
Kuveyt 1961, Suudi Arabistan 1932, Suriye 1946, Irak 1932, İsrail 1948, Yemen önce 1918 sonra 1962, Katar 1971, Bahreyn 1971, Birleşik Arap Emirlikleri 1971, Umman 1970, Mısır 1922’ de ya özerk, ya devlet olarak boy gösterdiler.
Koca bir İmparatorluğun doğudaki toprakları 1920’den itibaren 140 yıldır şekilden şekile girdi. Birinci harp sonrası kurulan devletçikler İngiltere ve Fransa’nın sömürgesiydiler. Bu harp sonunda sömürge olmayı reddeden tek millet Türkler ve Lozan’da yeşeren Türkiye Cumhuriyeti oldu.
SÖMÜRGELEŞTİRME
1921 yılının Mart ayında, sadece üç gün içinde, Sömürgeler Bakanı Winston Churcill ve kırk danışmanı yeni bir Ortadoğu haritası icat edip iki yapay devlet yarattılar ve onlara isim verdiler. Fırat ve Dicle arasındaki plato IRAK, Filistin’den koparılan topraklar da ÜRDÜN oldu.
Churcill’in şöyle dediği anlatılır;
-Ürdün fikri kafamda ilk kez ilk kez ilkbaharda bir öğleden sonra dört buçuk sıralarında oluştu.
Emperyal hafıza bu coğrafyanın ivedilikle bölünüp parçalanarak yönetilmesi konusunda anlaştı. Fransa LÜBNAN’I icat ederken, Churcill boşta gezen Prens Faysal’a IRAK’ın krallık tacını taktı. Kardeşi Prens Abdullah ise ÜRDÜN kralı oldu.
Her iki hükümdar da, Arabistanlı Lawrence’nin tavsiyesiyle giderleri Britanya bütçesinden karşılanan bir aileden geliyorlardı. Yaratıcıları, Irak ve Ürdün’ün doğum evraklarını Kahire’deki Semiramis Otel’de imzaladılar ve piramitlerin arasında bir gezinti yapmaya gittiler.
Mekke Emiri Şerif Hüseyin, I. Dünya Savaşı sırasında bağımsız bir Arap Krallığı kurma vaadi karşılığında İngilizlerle işbirliği yaptı. 1916’da Şerif’i deviren İbn-i Suud Mekke ve Medineyi ele geçirmek için 1932’ye kadar savaştı ve kendini bu kutsal şehirlerin ve etrafındaki uçsuz bucaksız çölün kralı ve sultanı ilan etti. Daha sonra bir punduna getirip krallığını ailesinin ismiyle adlandırdı; Suudi Arabistan… Ortadoğu’nun mitoz bölünmeleri petrol bölgelerinin etrafında daha sonra da devam etti ve yazımın başındaki emirlikler (sonra devletler) ortaya çıktı.
BOŞA ÇIKAN PLANLAR
Emperyallere soracak olursanız biz hala bu hikâyeden bağımsız değiliz. Eğer Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı Anadolu topraklarının kaderi de bunlardan farklı olmayacaktı. Planları şuydu; İstanbul’u özerk bir bölge yapıp başına Vahdettin’i uluslararası bir komisyonun gözetiminde halife olarak bırakmak (Bilal Şimşir) ve Sevr’de olduğu gibi Anadolu topraklarını dilim dilim özerk bölgelere ayırmak. İmparatorluk topraklarından 45 ayrı devlet veya devletçik çıktı. Bir tek Türkler bu topraklarda Misakı Milli (Ulusal Ant/Yemin) ve ardından milli kurtuluş hareketiyle bir bütün halinde kalabildi Aradan 108 yıl geçmesine rağmen bu iştahlarını kaybetmediler. Bugün yine aynı amaçla yanı başımızda dolaşıyorlar. Yarım kalan bu planlarının gereği için ekonomisi zayıf düşürülmüş, cehaletin at koşturduğu bir devlet haline getirilen ülke için aç sırtlanlar gibi harekete geçmeye hazır olduklarından şüphe etmeyin. Onlar için bu durum 1923’de sona eren filmin devamıdır. Dün içeride
Araplar vardı bugün emperyal maşası başka bilindik gruplar var. Bu bir süreçtir. Bugün konuştuğumuz “süreç hikâyesi” de buna dâhildir.
SONUÇ OLARAK
Falih Rıfkı Atay’ın sözlerini hatırlayalım. Onun “"Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı'nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak” bunu Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz sözü” hala ortadadır. Bu borç ödenesi bir borç değildir. Aynı kurtuluş savaşı sırasında olduğu gibi içeride ve dışarıda kullandıkları güçler hala canlı, hala iştahlıdır.
Olması gereken ; “İşte bu ahval ve şerait içinde dahi görevimizin Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak” olduğunun bilincinde olmaktır.