"SAMİMİ" İKTİDARLARA İHTİYAÇ VAR

Abone Ol

 Mevcut iktidarın başı olan Erdoğan'ın sıklıkla kullandığı sıfatlardan biridir "Samimi" kelimesi. Söz konusu ettiği bir kitleyi doğrudan ancak kibarca bölmek istediği zamanlarda özellikle, bile-isteye kullandığına yüzlerce kez tanık olduk. Hatta baktı ki Gezi Direniş'inde pek çok farklı grup kendisine karşı birleşince yine bu grupları bölmek ve birilerini sözde ayrıştırmak için kullanmıştı yine.

            İzin verirlerse ben de " Samimi " iktidar istediğimi duyurmak istiyorum. Hayır, siyasi iradeyi bölmek ya da ayrıştırmak için değil. Bana kalsa komple gitsinler biri ikisi değil. Ben gerçek bir niyetten söz ediyorum. Gelecekteki iktidar adaylarından da beklentimiz bu yönde ben ayrıştırmak istemem (?) Tartışacağım yasayı mevcut iktidar oluşturduğuna göre şimdilik sözüm doğrudan gelinime, kızım sen de dinle tarzındadır. Şöyle ki;

            Takip edenler ya da işi düşenler bilirler, 6331 sayılı yasa ile "İş Güvenliği ve İş Sağlığı" iş dünyasının gündemine geldi. En az 1 kişi bile çalıştırıyorsa bu iş yerleri, hem çalıştırdığı işçinin sağlığı ve güvenliğini hem de iş yerinin güvenliğini sağlamak zorundaydı bu yasayla. AB kriterleri çerçevesinde çıktığını düşünüyoruz zira sınıfsal konumu nedeniyle AKP'nin doğrudan ilgi alanına girmemektedir. Yine de resmi olarak yürürlüğe girdiğini düşünürsek yorumlamak da bir bakıma görevimiz.

            İşte "samimiyet" beklediğimiz konu da burada başlıyor. Yasanın var oluş amacı temelinde çok çok önemli. Zira bu yasa sadece fabrikalardaki ya da madenlerdeki işçilerin güvenliğini değil apartman kapıcısından tezgahtar olarak çalışanlara uzanan geniş bir kitleyi kapsamaktadır. Başta da söylediğim gibi iş veren en az 1 kişi çalıştırıyorsa bu yasa kapsamında çalışanın ve iş yerinin her türlü sağlık-güvenliğini sağlamakla zorunluydu. Nitekim yasa işverene  " yapar ya da yaptırır " diyerek seçenek de sundu. Tabii bunun için kadrolu İş Yeri Hekimi ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı bulundurmak masraflı olacağı için pek çok işveren bu işleri yapmak üzere pıtrak gibi çoğalan " Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri"ne (OSGB)  yaptırmaya başladı. İzlediğimiz kadarıyla çoğu OSGB görevini layıkıyla yerine getirmeye çalışmaktadır. Belki de iyi niyet yeterli olmuyor. Çünkü denetlenmiyor. Öyle OSGB'ler var 2 doktor 1 güvenlik uzmanı yani 3 masa, 3 odayla açılabiliyor bu yerler. Bakanlık görevlisi onayıyla hem de. Yine de her il-ilçenin onbinlerce iş yerine yetişmeye çalışıyorlar.

            Ve fakat yapılan işin hakkını teslim etmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı söz konusu iş yerlerini yeterince denetliyor mu? Denetlemek üzere yeterince personeli var mıdır? Denetlenen ya da denetlenecek firmalar neye göre belirleniyor?  Yasayla belirlenen yaptırımlar çok ağır ama uygulanabilir mi gerçekten? Söz gelimi bir işyeri " Risk Analizini" yaptırıyor ama analiz sonucunda güvenliği riskli konuları düzeltmekten imtina ediyor. Çünkü risk analizini yaptırmamanın ya da yapmamanın cezası daha yüksek, önlemlerin alınıp alınmamasının cezası var mı belli değil.

            Peki ben niye taktım bu konuya?

            Neden olacak aylardır Olimpiyatlarla yatıp kalkıyor hükümet. Daha 10 gün öncesinin yani Ağustos ayında iş kazalarından kaynaklı 147 işçi öldü! Dikkat! Sadece Ağustos ve 147 ölü! Ben şahsen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olsam dakika durmaz istifa ederdim! Ama yok patronun derdi Olimpiyat, Müslüman Kardeşler... İşçilerin kanına doymadan Suriye'de savaş!

            Her madalyalın dopingli, Bilecik'ten küçük bir ülkenin futbol milli takımına 5 attım diye sevin, koçun adından beter yönetilen bir Basketbol Milli Takımına sabret sonra olimpiyatı neden vermiyorlar. Vermiyorlar çünkü olimpiyat alt-üst yapısının inşaa sürecinde yüzlerce işçi hayatını kaybedecek de ondan vermiyorlar! Daha dün AVM inşaatının işçilerinden 11'i çadırlarında yanarak ölmedi mi! Ne tuhaf, Suriyeliler'i öldürsünler diye davet ettikleri ülkelerin temsilcileri biz ölmeyelim diye bize olimpiyatları vermediler. Adamlarda Allah korkusu varmış neyse ki...