Sivrihisar’ın güneşi bataryaya giriyor ama şebeke bu yükü kaldıracak mı?

Abone Ol

Türkiye’nin enerji stratejisinde "üret ve anında tüket" devri bitti, "depola ve yönet" dönemi Eskişehir’den, bozkırın ortasından başladı.

Ankara merkezli özel bir şirket tarafından hayata geçirilen, 49,2 MWp güneş enerjisi gücünü, 34,1 MWh’lik devasa bir batarya sistemiyle birleştiren proje geçtiğimiz hafta EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın katılımıyla Sivrihisar’da açıldı.

Sivrihisar’da faaliyete geçen Türkiye’nin ilk lisanslı depolamalı Güneş Enerjisi Santrali’ni, bir tesis açılışından ziyade enerji politikaları açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Yıllık yaklaşık 28 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacak kapasiteye sahip bu yatırım, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide depolama odaklı yeni bir faza geçtiğini gösteriyor.


Sektörün içinden isimlerle sohbet ettim. Neden Sivrihisar? Neden bizim toprağımız? Verilen cevaplar net: Sivrihisar’ın meşhur ayazı panelleri soğutuyor (verim artıyor), ışık bol ve en önemlisi araziler tarıma uygun değil. Yani "taşlık" dediğimiz yerlerden elektrik fışkıracak.

Neyse, asıl meseleye, yani madalyonun öteki yüzüne gelelim.

Rakamlar korkutucu mu, sevindirici mi?

Yazıyı hazırlarken biraz derinlere indim. Sivrihisar'da GES projeleri için hazırlanan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporlarını şöyle bir masaya yatırdım. Gördüğüm tablo karşısında ağzım bir karış açık kaldı dersem yalan olmaz.

Bölgede şu an 30’a yakın işletme var. İşin ilginç tarafı şu: Bu işletmelerin 28 tanesi sadece son üç yıl içinde başvuruda bulunmuş veya kurulmuş. Hani derler ya "mantar gibi çoğaldılar" diye, aynen o hesap. Kapasite ne derseniz? Sıkı durun; tam 2 Gigawatt (GW) seviyesine yaklaşan devasa bir güçten bahsediyoruz. Bu, bir ilçenin değil, koca bir bölgenin çehresini değiştirecek, şebekeyi tabiri caizse "terletecek" bir yük.

Kağıt üzerinde güzel, peki ya altyapı?

Güneşi depoluyoruz, rakamlar 2 GW’ı zorluyor, harika. Ama benim aklımda bir soru işareti var. Uzmanlarla konuşurken satır aralarına gizlenen o kritik nokta: İletim ve dağıtım hatlarının kapasitesi.

Sivrihisar’da bu dev tesisler arka arkaya kurulurken, mevcut hatların bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı mutlaka araştırılmıştır diye umuyoruz. Ancak asıl kritik soru şu: Sivrihisar Organize Sanayi Bölgesi (OSB) için yapılması planlanan iletim hatları bu durumdan nasıl etkilenecek?

Yarın öbür gün OSB’de çarklar dönmeye başladığında, "Kusura bakmayın, hat kapasitesi GES’lere ayrıldı, size enerji veremiyoruz" denilme lüksü var mı? Ya da bu tesislerin ürettiği ani yük, mevcut şebekeyi yorup bölgedeki sanayicinin enerji kalitesini düşürür mü?

Tamam, depolama sistemleri şebekeye "frekans desteği" vererek sistemi bir orkestra şefi gibi dengeliyor, buna itirazımız yok. Ama iletim hatları bir otoyol gibidir; şeridiniz ne kadar geniş olursa olsun, trafik (yük) kontrolsüz artarsa bir noktada kilitlenirsiniz. 2 GW kapasite, o otoyola binlerce yeni aracın girmesi demek.

Sivrihisar’ın kıraç arazisini enerji madenine dönüştürmek büyük başarı, buna şüphe yok. Ancak planlama yapılırken, sadece bugünün "yeşil enerji" hevesiyle değil, yarının "üreten sanayisinin" ihtiyaçları da masaya yatırılmalı. Sanayi ve enerji birbirine rakip değil, refik (arkadaş) olmalı.

İnsanın sorası geliyor: Bu devasa yatırımlar yapılırken, sanayicinin hakkı da o "depolarda" saklı mı?

Biz gazeteciyiz işimiz soru sormak ve anlamak. Yaşanan gelişmeler Sivrihisar’ın hazırlanan büyük sanayi planlarında önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor. İleride Sivrihisar’ı daha çok konuşacağız daha çok yazacağız.

Eskişehir’in bozkırı aydınlanıyor, buna sevinelim; ama bu aydınlığın altında kimsenin enerjisinin kesilmeyeceğinden de emin olalım.