Tarih Etiketi, Eskişehir esnafını onurlandıran vefa projesi

Abone Ol

Eskişehir’de bazı sokaklar vardır; ruhu olan, zamanı durduran, adresten öte bir aidiyet taşıyan... O sokaklarda aynı dükkânın önünden ömürler geçer. Kepengi şafakla aynı umuda açılır, gün batarken aynı huzurlu selamla kapanır. Sahibini tanırsınız, o sizi evladı bilir. Kent dediğimiz o kadim bağ, tam da bu dükkânların eşiğinde filizlenir.

Porsuk’un kıyısına kurulmuş bir şehir olmanın çok ötesindedir bizim hikâyemiz. Aynı fırından çıkan ekmeğin sıcaklığını bölüşen komşuların, dükkân önünde demlenen demli çayların, hal hatır soran samimi seslerin harcıyla yükselen devasa bir yuvadır burası. Bu yuvanın en sadık bekçileri; sokağın lambasından önce dükkânının ışığını uyandıran, mahallenin hafızasını zihninde saklayan, sokağın hem gözü hem kulağı olan esnaflarımızdır.

Geçtiğimiz günlerde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen **“Eskişehir Tarih Etiketi Projesi”**ni yerinde inceleme, projenin mimarlarından Kent Tarihi Tanıtımı Dairesi Başkanı Sercan Kara ile derinlemesine sohbet etme şansı buldum. Sercan Bey’in heyecanı, projenin bir plaket takdimi olmaktan ziyade, aslında bir "iade-i itibar" yolculuğu olduğunu hissettiriyordu.



Sokağı koruyan ahilik ruhu

Sercan Kara ile konuşurken bir cümlesi zihnime adeta mühürlendi:

“Birbirini tanıyan insanların oluşturduğu kentler çok daha güvenlidir çünkü esnaf, bulunduğu sokağı korur ve kollar. Bu bir nevi Ahilik kültürüdür; komşusunun siftah yapmasını önemseyen o eski değerler toplumun temel taşlarıdır.”

Ne kadar doğru, değil mi? Bugün dijitalleşmenin soğuk yüzüyle market alışverişimizi bile ekrandan yaparken, o sosyolojik bağı yavaş yavaş kaybediyoruz. Oysa küçük esnaf "yerindedir". O kepenk kalktığında, sadece bir ticarethane açılmaz; bir güven kalesi kurulur. Eskişehir’in o çok kültürlü yapısında —Balkanlar’dan Kırım’a, Kafkaslar’dan Anadolu’nun bağrına kadar— esnaf dükkanları bizim gerçek meydanlarımızdır. Esnaf biterse, aradaki o görünmez güven bağı da kopar.

Çeyrek, yarım ve tam asırlık çınarlar

Proje, Ayşe Başkan’ın bir vizyonu olarak doğmuş ve Kent Tarihi ekibi tarafından ilmek ilmek işlenmiş. Sercan Bey, saha çalışmalarının ne kadar meşakkatli geçtiğini anlattı. Odunpazarı ve Tepebaşı’nın dar sokaklarında; sadece herkesin bildiği popüler yerleri değil, mahalle arasında kalmış emektar berberleri, emektar tuhafiyecileri ve züccaciyeleri tek tek ziyaret etmişler.

UNESCO’nun "Yaşayan İnsan Hazineleri" kriterinden yola çıkarak; 25, 50 ve 100 yıllık işletmeler belirlenmiş. Bu dükkanların kapısına asılan o karekodlu plaketler, aslında birer zaman makinesi. Telefonunuzu yaklaştırdığınızda, o dükkanın sadece çalışma saatlerini değil, babadan oğula devreden hikayesini, Eskişehir’in o dükkanın camından nasıl göründüğünü okuyorsunuz.

Bir takdir, bin teşvik

Sercan Kara’nın gözlemlediği o "onurlandırılma" hissi çok kıymetli. Gençlerin dede mesleğini bir yük gibi gördüğü bu çağda, "Sizin yaptığınız iş bu kentin hafızasıdır" demek, bir genci o tezgahın başında tutmak için en büyük motivasyondur. Takdir edilmek, her insanın en saf ihtiyacıdır; hele ki bu takdir, ömrünü bir tezgaha vermiş emektar bir esnafa geliyorsa...

Eskişehir, tarihine sahip çıkan, esnafını sadece bir "satıcı" değil, "şehrin bekçisi" olarak gören bu projeyle farkını bir kez daha ortaya koydu. Ortaya çıkan bu nostaljik hikayeler toplamı, aslında bizim ortak hikayemizdir.

Bu anlamlı ve esnafa gerçek değerini teslim eden projede emeği geçen başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce’ye, projeyi büyük bir titizlikle yürüten Sercan Kara ve ekibine şehrimiz adına teşekkür ediyorum.

Esnafımızın ışığı hiç sönmesin, o tarih kokan dükkanların kapısı hep açık kalsın.

Siz de mahallenizdeki o köklü işletmelerin hikayesini merak ediyorsanız, kapılarındaki karekodları okutmayı unutmayın. Belki de yanından her gün geçtiğiniz o dükkan, şehrin asırlık bir sırrını saklıyordur.