Yapay zekâ zenginleştirecek ama kimi?

Türkiye’nin yapay zekâ stratejisinde “fark et, istifade et, üret, yönet” yaklaşımı öne çıkıyor. Buna 5'incisini eklemeliyiz: Paylaş.

Abone Ol

Yapay zekâ Eskişehir sanayisini büyütecek mi, yoksa çalışanı küçültecek mi?

Şenay BİLİK YILDIRIM

Eskişehir Sanayi Odası’nın 2030 Vizyon Raporu’nu konuşurken aslında yalnızca sanayinin önümüzdeki dört yılını değil, çalışma hayatının geleceğini de konuşuyoruz.

Çünkü artık ertelenemeyecek bir gerçek var: Yapay zekâ sanayinin kapısını çalmıyor; çoktan içeri girdi.

Eskişehir Sanayi Odası’nın yapay zekâyı üretim süreçlerine taşıyan eğitimler düzenlemesi bunun en somut göstergelerinden biri. Yapay zekâ, sanayicinin gündelik araçlarından biri haline geliyor. Türkiye de bu dönüşümün dışında değil. 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı ile 81 ilde yapay zekâ okuryazarlığının artırılması, 10 bin ileri düzey uzman ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapısı için milyarlarca dolarlık yatırım öngörülüyor.

Dolayısıyla mesele artık “Yapay zekâ gelecek mi?” değil. Asıl mesele, geldiğinde kimin hayatını nasıl değiştireceği.

Nobel Ekonomi Ödüllü Daron Acemoğlu’nun uyarıları tam da burada önem kazanıyor. Acemoğlu teknolojiye, “Yeni teknoloji geldi, verimlilik arttı, herkes kazandı” kolaycılığıyla bakmıyor.

Şu soruyu soruyor:

Teknolojinin yarattığı değeri kim alacak?

Yapay zekâ insanın yaptığı işi ortadan kaldırmak için mi kullanılacak, yoksa insanı daha üretken ve daha nitelikli hale getirmek için mi? Birinci yol seçilirse şirketler daha az çalışanla aynı üretimi yapabilir. Maliyet düşer, kâr artar. İkinci yol seçilirse çalışan yapay zekâ sayesinde daha nitelikli işler yapabilir, yeni görevler ortaya çıkabilir ve artan verimlilikten çalışan da pay alabilir.

İşte Eskişehir açısından kritik soru bu:

Yapay zekâ insanın yerine mi geçecek yoksa insanın elini mi güçlendirecek?

Eskişehir; havacılık, savunma, raylı sistemler, makina, otomotiv ve ileri üretimde güçlü bir sanayi kenti. Bu nedenle “Yapay zekâyı kullanacak mıyız?” sorusu artık geride kaldı. Elbette kullanacağız. Ama diyelim ki 2030 yılında yapay zekâ ve otomasyon sayesinde bir fabrikanın verimliliği yüzde 30-40 arttı.

Harika.

Peki bu artışın ne kadarı çalışana yansıyacak? Maaşlar artacak mı? Çalışma süreleri kısalacak mı? Çalışanlara yeni teknolojilere uyum sağlayabilmeleri için eğitim verilecek mi? Yoksa aynı üretim daha az insanla yapılacak ve ortaya çıkan kazanç büyük ölçüde sermayenin hanesine mi yazılacak?

Yapay zekâ tartışmasının görünmeyen tarafı bu.

Geleceğin fabrikasında daha az insan çalışabilir, bu insanların daha nitelikli işlerde, daha yüksek ücretlerle çalışması da mümkün. Bunun tam tersine, otomasyon nedeniyle geniş bir çalışan kitlesinin işini kaybetmesi de mümkün. Teknoloji aynı teknoloji ama sonucu belirleyen, onu nasıl kullandığımız ve ortaya çıkan kazancı nasıl paylaştığımız...

Acemoğlu’nun çalışmalarının önemli mesajlarından biri de bu: Otomasyonun verimlilik yaratması, bu verimliliğin kendiliğinden çalışanların gelirine dönüşeceği anlamına gelmiyor. Yanlış yönlendirilen bir otomasyon süreci eşitsizliği daha da artırabilir. Bu nedenle Eskişehir’in 2030 vizyonunu yalnızca “daha çok üretim, daha fazla ihracat, daha yüksek verimlilik” üzerinden okumak eksik kalacak.

Bunların yanına bir kavram daha koymalıyız:

Adil dönüşüm.

Yeşil dönüşümde “kimse geride bırakılmasın” diyorsak, dijital dönüşümde de aynı ilkeyi savunmalıyız. Çünkü bir işçinin 20 yıllık deneyiminin yaptığı işi bir algoritmaya devretmek teknik açıdan mümkün olabilir. Ancak o işçiye “Artık sana ihtiyacımız yok” demek yalnızca bir istihdam rakamını değiştirmez. Bir ailenin gelirini, bir çocuğun eğitimini ve bir evin geleceğini değiştirir. Bu nedenle sanayicinin, siyasetçinin, sendikacının ve akademisyenin önünde yeni bir sorumluluk bulunuyor:

Yapay zekânın ürettiği zenginliği nasıl paylaşacağız…

Türkiye’nin yapay zekâ stratejisinde “fark et, istifade et, üret, yönet” yaklaşımı öne çıkıyor. Ben buna Eskişehir açısından beşinci bir kelime eklemek istiyorum:

Paylaş.

Çünkü yapay zekâyı kullanmak kadar, onun yarattığı ekonomik kazancı paylaşmak da geleceğin temel meselelerinden biri olacak. Bu nedenle Eskişehir Sanayi Odası’nın 2030 Vizyon Raporu yalnızca sanayicinin yol haritası olarak görülmemeli. Aynı zamanda Eskişehir’de geleceğin çalışma hayatının nasıl şekilleneceğine ilişkin bir tercih belgesi olmalı.

Ben ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş’a tam da bu nedenle şu soruyu sormak isterdim:

“2030’da yapay zekâ sayesinde Eskişehir sanayisinin verimliliği yüzde 30-40 artarsa, bu artışın ne kadarı çalışana, ne kadarı sermayeye gidecek? ESO’nun ‘adil dönüşüm’ konusunda bir önerisi var mı?”

Çünkü 2030’un en önemli sorusu belki de “Ne kadar üreteceğiz?” olmayacak.“Ürettiğimiz zenginliği nasıl paylaşacağız?” olacak.

Yapay zekâlı fabrikalarda makineler daha akıllı, algoritmalar daha hızlı, robotlar daha becerikli olabilir, ve bütün bunların sonunda insanın hayatı daha iyi olmayacaksa, buna teknolojik ilerleme diyebiliriz ama kalkınma diyemeyiz.

Kalkınma; teknolojinin insana rağmen değil, insan için kullanılmasıdır. Eskişehir 2030’a hazırlanırken önündeki gerçek tercih de burada:

Daha akıllı fabrikalar mı kuracağız, daha güçlü insanlar mı yetiştireceğiz?

Bence ikisini aynı anda yapmak zorundayız.

Çünkü geleceğin kazanan şehirleri yalnızca yapay zekâyı en iyi kullananlar değil, yapay zekânın yarattığı zenginliği toplumun tamamına yayabilenler olacak.