Dijital oyunlar uzun yıllar boyunca yalnızca eğlence ve boş zaman etkinliği olarak görülüyordu. Oysa günümüzde yapılan akademik çalışmalar, oyunların aynı zamanda güçlü bir öğrenme deneyimi sunduğunu ortaya koyuyor. Doğru tasarlanmış bir dijital oyun; oyuncuyu pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp karar veren, problem çözen ve deneyim yoluyla öğrenen aktif bir özne hâline getiriyor. Bu yönüyle dijital oyunların öğrenmenin geleceğinde önemli bir rol üstlenebileceği ifade ediliyor. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Tuğtekin, “Dijital Öğrenme Haftası” dolayısıyla dijital oyunların öğrenme süreçlerindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
“Dijital oyunlar güvenli bir deneme-yanılma alanı sunar”
Günümüzde eğitim bilimleri ve medya çalışmaları alanında yürütülen araştırmalar, oyunların güçlü bir öğrenme deneyimi sunduğunu ortaya koyuyor. Ufuk Tuğtekin, iyi tasarlanmış bir dijital oyunun oyuncuyu pasif bir izleyici konumunda bırakmadığını; aksine onu aktif biçimde karar veren, karşılaştığı problemleri deneyimleyen ve alternatif yollarla çözüm üreten bir özneye dönüştürdüğünü ifade ediyor. Tuğtekin’e göre dijital oyunların öğrenme açısından güçlü olmasının önemli nedenlerinden biri, oyuncuya güvenli bir deneme-yanılma alanı sağlaması. Oyuncuların oyun içinde farklı stratejiler deneyebildiğini, hatalar yapabildiğini ve bu hatalardan geri bildirim alarak yeni çözümler geliştirebildiğini belirten Tuğtekin, bu sürecin eleştirel düşünme, problem çözme ve stratejik planlama gibi bilişsel becerilerin gelişimine katkı sağladığını dile getiriyor.
“Öğrenme hedefleri oyunun temel mekaniği olarak tasarlanmalı”
Bir dijital oyunun öğretici olabilmesi için eğitsel içeriğin oyun mekaniğiyle doğal bir biçimde bütünleşmesi gerektiği belirtiliyor. Tuğtekin, öğrenme hedeflerinin oyuna dışarıdan eklenen bir unsur gibi değil, oyuncunun ilerleyebilmesi için kullanması gereken temel bir mekanik olarak tasarlanması gerektiğini ifade ediyor. Tuğtekin, oyuncunun oyun ilerledikçe yeni bilgiler edinmesinin, bu bilgileri kullanarak karşılaştığı problemleri çözmesinin ve öğrendiklerini oyun içinde uygulayabilmesinin öğrenmenin kalıcılığını artırdığını belirtiyor. Öğretici oyunların önemli tasarım unsurlarından birinin de anlamlı geri bildirim mekanizmaları olduğunu dile getiren Ufuk Tuğtekin, oyuncunun yaptığı eylemlerin oyun tarafından açık ve anlaşılır biçimde yanıtlanması gerektiğini; doğru stratejilerin ilerlemeyi desteklediğini, hatalı stratejilerin ise oyuncuya alternatif yollar düşünme fırsatı sunduğunu ifade ediyor.
Oyuncular oyunlarda yalnızca bilgi okumaz
Eğitim amaçlı oyunlar ile eğlence odaklı oyunlar arasındaki temel farkın tasarımın merkezinde yer alan hedef olduğu belirtiliyor. Eğlence oyunlarında amaç keyifli bir deneyim sunmak olurken, eğitim oyunlarında bu deneyimin belirli öğrenme hedeflerini destekleyecek şekilde yapılandırıldığı ifade ediliyor. Bu nedenle öğrenme içeriğinin oyuna “ders anlatımı” biçiminde eklenmemesi gerektiğini belirten Tuğtekin, bu tür bir yaklaşımın oyuncu motivasyonunu azaltabileceğini söylüyor. Ona göre iyi tasarlanmış eğitim oyunlarında öğrenme, oyuncunun deneyimlediği süreçlerin doğal bir parçası olarak ortaya çıkıyor.
Yeni teknolojiler oyun ekosistemini dönüştürüyor
Günümüzde yapay zekâ, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gibi teknolojilerin oyun ekosistemini önemli ölçüde dönüştürme potansiyeline sahip olduğu biliniyor. Böylece bu dönüşümün eğitim amaçlı oyunları da doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor. Tuğtekin, özellikle yapay zekâ destekli sistemlerin oyuncunun performansını gerçek zamanlı analiz ederek oyunun zorluk seviyesini ve öğrenme içeriklerini bireysel öğrenme hızına göre uyarlayabildiğini ifade ediyor. Doç. Dr. Tuğtekin bu sayede her oyuncu için daha dengeli ve kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimi oluşturulabileceğini dile getiriyor. Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik teknolojilerinin ise öğrenme deneyimini daha etkileşimli ve deneyim odaklı hâle getirdiğini belirten Tuğtekin, “Bu teknolojiler yalnızca oyunların teknik yönünü geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda öğrenme süreçlerinin daha etkili ve kalıcı biçimde tasarlanmasına da katkı sağlayacak.” diyor.
Bir oyunun öğretici olduğu nasıl anlaşılır?
Bir oyunun gerçekten öğretici olup olmadığını anlamak için öncelikle oyuncudan hangi becerileri talep ettiğine bakılması gerektiği belirtiliyor. Eğer oyun yalnızca tekrar eden basit görevler sunmak yerine problem çözme, strateji geliştirme, karar verme ve keşfetme gibi süreçleri teşvik ediyorsa bunun öğrenmeyi destekleyen bir yapı sunduğu değerlendiriliyor. Tuğtekin, öğretici oyunların genellikle oyuncuya anlamlı geri bildirimler sunduğunu; oyuncunun yaptığı seçimlerin sonuçlarını görerek hatalarından öğrenebildiğini ve farklı stratejiler deneyerek ilerleyebildiğini ifade ediyor.
Kamusal eğitimde dijital oyunların rolü
Bu yılın dijital öğrenme günü temasının “kamusal eğitim için dijital gelecekler inşa etmek” olduğu hatırlatılıyor. Bu tema kapsamında dijital teknolojilerin eğitimde kapsayıcı ve erişilebilir biçimde kullanılmasının önem kazandığı belirtiliyor. Tuğtekin, dijital oyunların farklı öğrenme stillerine uygun etkileşimli öğrenme ortamları sunarak geleneksel sınıf ortamlarının sınırlılıklarını aşabildiğini ifade ediyor. Tuğtekin ayrıca şu bilgileri de veriyor: “Oyunlar problem çözme, eleştirel düşünme ve iş birliği gibi üst düzey becerilerin gelişimini destekleyebiliyor. Bu kapsamda geniş öğrenci kitlelerine yönelik tasarlanan oyunlar; öğrenme materyallerine eşit erişim sağlayarak eğitimde fırsat eşitliğini de destekleyebilecek.”
Oyun temelli öğrenme geleceğin eğitim modeli olabilir mi?
Oyun temelli öğrenmenin yeni neslin dijital ortamlarla kurduğu ilişki açısından güçlü bir motivasyon kaynağı olduğunu belirten Tuğtekin, bunun her zaman ve her koşulda etkili bir öğrenme yöntemi olacağının garanti olmadığını da ifade ediyor. Tuğtekin, oyunların pedagojik amaçlarla uyumlu biçimde tasarlanmasının zor ve zaman alıcı bir süreç olduğunu, yanlış tasarım tercihlerinin öğrenciyi eğlendirebileceğini ancak öğrenmeyi desteklemeyebileceğini söylüyor. Ayrıca teknolojik altyapı ve erişim eşitsizliklerinin de bu yaklaşımın etkisini sınırlayabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Tuğtekin; bu nedenle oyun temelli öğrenmenin geleceğin eğitim modellerinde önemli bir bileşen olabileceğini ancak tek başına bir çözüm olarak değil, diğer pedagojik yaklaşımlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
“Keşke ben tasarlasaydım dediğim oyun: The Last of Us”
Tuğtekin, bir oyuncu olarak kendisini en çok etkileyen oyunlardan birinin The Last of Us olduğunu söylüyor. Oyunun en güçlü yönlerinden birinin, oyuncunun karakterlerle duygusal bağ kurmasını sağlayan insan odaklı anlatısı olduğunu ifade ediyor. Ayrıca oyunun sinematik anlatım dilinin de son derece etkileyici olduğunu ifade eden Tuğtekin; kamera kullanımı, sahne geçişleri ve çevresel hikâye anlatımının oyuncuya adeta bir film deneyimi yaşattığını söylüyor.