SÖYLEŞİYİ VİDEODAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
Adana’nın Kozan ilçesinde, kalabalık ve mütevazı bir evde dünyaya gelen Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof Dr Yusuf Adıgüzel, dokuz çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Çocukluğu, hem yokluğun hem de dayanışmanın iç içe geçtiği bir hikâyenin satır aralarında şekillendi. Görme engelli babasının elinden tutarak çarşıya çıktığı günler, onun hayatında yalnızca bir çocukluk anısı değil; sorumluluğun, sabrın ve sevginin erken yaşta öğrenildiği birer dönüm noktasıydı. Babası onu hiç göremedi; bu eksiklik, Adıgüzel’in iç dünyasında derin ve sessiz bir hüzün olarak yer etti.
Her yaz, Adana’nın kavurucu sıcağında pamuk tarlalarında çalıştı. Güneşin altında geçen o uzun günler, yalnızca tenini değil, karakterini de sertleştirdi. Disiplinli bir baba ve sınırlı imkânlar içinde büyüyen Adıgüzel için hayatın tek bir yolu vardı: çalışmak, çok çalışmak ve eğitimle kendine yeni bir kapı aralamak. Nitekim öyle de yaptı.
Üniversiteye giriş sürecinde aldığı puan, onu bilgisayar programcılığına yönlendirmişti. Kayıt yaptırmak üzere otobüse bineceği gün gelen bir telefon ise hayatının yönünü değiştirdi. Arayan abisiydi. Anadolu Üniversitesi bünyesinde açılan Basın Yayın Okulu’nun sınavlarına girmesini öneriyordu. Bu çağrıya kulak veren Adıgüzel, Ankara’da abisinin yanında iki ay kalarak sınavlara hazırlandı. O karar, bugün rektörü olduğu üniversiteyle yollarını ilk kez kesiştiren an oldu.
Mezuniyetinin ardından akademik yolculuğuna Sakarya Üniversitesi’nde devam eden Adıgüzel, özellikle göç sosyolojisi alanında çalıştı. Belki de çocukluk yıllarında pamuk tarlalarında karşılaştığı mevsimlik işçilerin hikâyeleri, onun akademik ilgisini bu alana yönlendirdi. Zamanla aynı üniversitenin İletişim Fakültesi’nde dekanlık görevine kadar yükseldi.
Yıllar sonra bir telefon daha çaldı. Bu kez arayan, eski Milli Eğitim Bakanı ve Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı idi. Adıgüzel’den Anadolu Üniversitesi rektörlüğü için adaylık başvurusu yapmasını istiyordu. Başvurusunu yapan Adıgüzel, 44 aday arasından seçilerek rektörlük görevine atandı.
Kozan’daki dokuz kardeşli bir evden, pamuk tarlalarının yakıcı sıcağından üniversite rektörlüğüne uzanan bu etkileyici yaşam öyküsünü anlattığımız söyleşide, Yusuf Adıgüzel’i yalnızca akademik unvanlarıyla değil; doğaya ve insana duyduğu sevgiyle, bitmeyen çalışma azmiyle ve Yunus Emre’nin dizelerinde ifadesini bulan “Yaradan’ı severim, yaradandan ötürü” anlayışıyla, yani tüm insani yönleriyle tanıyacaksınız.