DSP Genel Başkan Yardımcısı Dilara Tambova gündemde yer alan çocuk yaşta evlilikle ilgili şu açıklamayı yaptı; “Büyük Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti: şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz sözüyle başlamak isteğim açıklamaya; bir de 1925’teki tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu da ilave edersek bugün yaşadığımız insanlık dışı olayları, o günlerde öngörmüş olduğunu ve çocuklarımızı, bu dipsiz karanlık yapılardan koruma içgüdüsünü, büyük bir saygıyla karşıladığımı ayrıca ifade etmek istiyorum.

Birkaç gündür kamuoyunun, “en azından bir kısmında” infial yaratan; canavarlığın, barbarlığın veya adına ne dersek diyelim, sonucunda küçücük çocukların hayatlarının karartıldığı, farklı dünyalar olduğunu gördük. Üstelik! Bizatihi ailesinin bilgisi dâhilinde, güya mukaddes dinimizi referans alan, İslamiyeti öğreti kabul eden bir mekânda; buralarda sözüm ona “hoca” diye bilinen ve dini, kendi sapkın dünyalarına alet eden kişilerin, canavarca hislerle çocuklarımızı istismar etmelerine, içimiz kanayarak da olsa tanıklık ettik.

Bu vahşetin ortaya çıkarılmasından sonraki süreci ise dikkatle ve üzüntüyle takip ediyoruz. Zira! Bazı basın organları ve özellikle iktidar yanlıları tarafından inkâr edilen; inkâr etmenin faydasının olmadığı anlaşıldıktan sonra, olay hakkında birkaç söz söyleyen ve konuyu; esas düzleminden uzaklaştırarak, kriminal ve manevi boyutunu öne çıkarıp, meseleyi soyutlaştırmaya çalışanların, yalnızca tek bir amacı vardır. O da yıllardır korutup kolladıkları ve bizatihi kendi zihniyetlerini yansıtan ve fazladan birkaç oy uğruna, arka bahçeleri gibi kullandıkları cemaat ve tarikat yapılarını bu olaydan ari tutmaktır. Bu asla kabul edilemez bir durumdur; çünkü buradaki en büyük sorumluluk bizzat devletindir. Çocuklarımızı korumaktan bile aciz isek konuşmaya dahi hakkımız olmamalıdır.

Bizler! Hepimiz, bu çocukların geleceğinden sorumluyuz ve onların başına gelen her kötülüğün mesulüyüz;  zira öncelikle, bu karanlık yapılara göz yuman iktidar, aile, failler ve bu tür vahşetler karşısında yeterince çığlık atamayan bizler dahi 6 yaşında bir kız çocuğuna reva görülün bu zulümden sorumluyuz.

Gerçek olan şudur ki! Geçmişte de bazı cemaat yurtlarında yaşanan;  bu tür insanlık ve gerçeklik dışı istismar davaları karşısında, “birkaç kereden bir şey olmaz” diyen aile bakanları, tecavüzcüsüyle evlendirilmesi söz konusu olan çocuklar için “küçüğün rızası olursa” diyebilen bir adalet bakanın olduğu bir ülkede yaşayan hiçbir çocuk güvende değildir.

Hepimizde bir çaresizlik var ama yarından umutluyuz! Hepimizde bir çaresizlik var ama yarından umutluyuz!

Ülkemizde yarattığı her türlü sorun ve dertten kurtulmak için, öncelikle bu iktidardan kurtulmamız, çocuklarımızın geleceği ve güvenliği açısından birinci vazifemiz olacaktır.”