Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Başkanı, ESOGÜ Senato Üyesi, ESOGÜ Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Prof. Dr. Elif Gürsoy ile özel söyleşi

Haber Kaynağı: Manşet Gazetesi

Söyleşi: Şenay Yıldırım 

Çocukluk çağında başlayan adalet arayışı ile hukukçu olmak isterken hayatın onu Hemşirelik okumaya yönlendirdiği Prof. Dr. Elif Gürsoy bugün Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Başkanı, ESOGÜ Senato Üyesi, ESOGÜ Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESKAM) Müdürü, Hemşirelikte Liderlik Derneği Başkanı ve aynı zamanda Eskişehir Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi. Mesleğini sahada zor koşullarda yıllarca yaparken, bir yandan Sağlık Bakanlığı’nda işin mutfağında pişen Gürsoy, akademide görev alarak; mesleğin sorunlarını, sorunların çözümü için yapılması gerekenleri araştırdı, bu alanda önemli çalışmalara imza attı. Hemşirelerin mesleki anlamda daha iyi koşullara sahip olabilmeleri için önce alanlarında söz sahibi olmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Elif Gürsoy, “Vardığım sonuç şu ki; hemşirelerin liderlik kapasitelerini geliştirmezseniz, onları güçlü kılmazsanız, birilerinin kuyuya attığı taşı çıkarmak için yıllarca konuşan ve uğraşan insan olursunuz. Biz artık, karar verici mekanizmada bilinçli olarak var olmanın peşindeyiz. Diğer bir değişle “SESİMİZİ DEĞİL SÖZÜMÜ YÜKSETMEK istiyoruz” diyor. Ve ekliyor: “Tabi aklın, bilimin ve sanatın öncülüğünde! Çünkü hemşirelik, akıl, bilim ve sanatın birleştiği profesyonel bir meslektir. 

DSC_0752

Prof. Dr. Gürsoy ile bir yandan yaşamını konuşurken bir yandan da Türkiye’de hemşirelik gerçeğini tüm hatlarıyla masaya yatırdık. Hemşirelerin yaşadıklarından, toplumdaki ve hastanelerdeki yerine, hemşirelik yasasından, örgütlenmedeki eksikliklere kadar pek çok konuyu mercek altına aldığımız bu söyleşide, Prof. Dr. Elif Gürsoy çarpıcı bilgiler ve öneriler paylaştı.

Öncelikle sizi biraz yakından tanımak adına, nasıl bir ailede büyüdüğünüzü, nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi sorabilir miyim?

Annem ev hanımı, babam ise Devlet Demiryolları’nda memurdu. Ailemin yapısına bakacak olursak, okumaya çok önem veren bir ailedir. Benim de okul çağlarımda sürekli notlarım önemsenir hep daha iyisi olsun diye bir beklenti olurdu. Arkadaşlarımın bile elinde kitap olanı okuyanı makbuldü ailem için. Benim de okumam onlar için çok önemli ve değerliydi. O nedenle biz de okumaya ve başarılı olmaya odaklanırdık. (Böyle olunca hep aferin alırdık.) Hangi yönde değer görecekseniz insan oraya emek harcıyor, ben de bu nedenle sanırım okumaya bu kadar emek harcadım.

Babam, “Ne iş yaparsan yap elinin ucuyla değil adam gibi yap”, annem ise “Ne iş yaparsan yap doğru yoldan ayrılma, zalimin yanında yer alma, garibana sahip çık diyerek” yetiştirdiler bizi.  Ben de bu öğretiler çerçevesinde çalıştım ve yol yürümeye çalıştım ve hala çaba gösteriyorum.

 Eğitim hayatınız nasıl ilerledi, hemşirelik okumaya nasıl karar verdiniz?

Ben Sağlık Lisesi okudum. Hemşire oldum ama benim asıl hedefim üniversitede hukuk okumaktı. Ancak o zamanki koşullarda dershaneye de gitmeyen ve meslek lisesinde yatılı okuyan ve fizik, kimya, matematik gibi sayısal dersleri çok sınırlı alan okuyan olarak iyi bir yerde hukuk kazanmak çok zordu. Hemşirelik meslek lisesinden mezunum zaten bildiğim bir mesleğin yükseğini okumak istedim ve Hacettepe Hemşirelik bölümünü bitirdim. Hemşirelik lisesinden mezun olduğum için gece hastanede çalıştım gündüz üniversiteye gittim. Ankara’da 7 yıl Zübeyde Hanım Doğumevi’nde çalıştım. Ben çocukluğumdan beri hayatımı hep sorgulayarak geçirdiğim için ve kafamda sürekli bir soru ve analiz süreci olurdu. Hastanede çalışırken doğum yapan kadınlarından bazıları klinikte bulunan tek kişilik özel odalara alınırdı. Ayni klinikte hemen yanda koğuş şeklinde olan odada 6 anne kalırdı ve tabi ki 6 bebek. Özel tek kişilik odada bir anne bir bebek ve yakınları ve diğer odada 6 anne 6 bebek yakınları da kalamıyordu. Hep içimden doğarken bile ayrımcılık var gör yaşarken bu çocuklar neler görecek derdim. Yani bu durum bile bana çok batardı. Sürekli ben hukuk okumalıyım dedim. Mesela ben büyürken, çocuk yaşlarda etrafıma baktığımda; anne de baba da çalışıyor, baba eve geldiğinde yatıp uzanıyor ama anne yatana kadar evde çalışmaya devam ediyor.  Bunu hep sorgulardım, burada bir haksızlık var diye. Hep bir hak koruma çabası içerisindeydim. Bu nedenle hukuk okuyarak her kim eziliyorsa onun yanında olacaktım, yani çocukken bunu hayal ediyordum. Gerçi hukukçu olsaydım da bu şartlarda buna gücüm yeter miydi soru işareti.

DSC_0768-1

Kariyerinizin kırılma noktası nasıl oldu? Sizi bugün buraya taşıyan o ilk başlangıcı anlatır mısınız?

Hacettepe’de okurken bazı hocalarımızın ders anlatımlarından çok etkilendim ve o zamanlar da ben de kariyer yapacağım diyerek, hocalarımı rol model aldım. Hacettepe’de okurken geceleri hemşire olarak çalışıp, gündüzleri de yüksek hemşirelik öğrencisi olarak okula gidiyordum. Eğitimimi bitirdikten sonra başhemşire muavinliğine başladım.  Sonrasında da yüksek lisansa başladım. Sonrası geldi…

10 yıl Sağlık Bakanlığı merkezde görev yaptınız? Bakanlıkta çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Ben üniversite 4. sınıf öğrencisiyken Hemşirelikte Yönetim dersimiz vardı o derste bize dönem ödevi verildi. Benim ödevim “Sağlık Bakanlığı Hemşirelik Dairesi’nin Görev ve Sorumlulukları”ydı. Eskiden böyle bir daire başkanlığı vardı. Sonradan kaldırıldı, umarım tekrar kurulur.  Sağlık Bakanlığı’nın Hemşirelik Hizmetleri Daire Başkanı ile röportaj yapmak ve bilgi almak için Bakanlığa gittim. Röportaja gittiğimde daire başkanı yoktu ancak o dairede çalışan bir uzman hemşire vardı, görüşmemiz sırasında beni gözü tutmuş olacak ki sonrasında daire başkanı beni görüşmeye çağırdı.  Daire başkanı aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Okulu’nda bir öğretim üyesi imiş, ancak ben öğrencisi olmadığım için tanımıyordum. Görüşmemiz sırasında sıkı bir sınavdan geçtim ve sonrasında kendisiyle çalışmamı istedi. Bu arada mezun olduğum üniversitede yüksek lisans sınavına hazırlanıyordum. Bakanlıkta çalışmak istemediğimi söyledim. “Neden” dedi, ben yüksek lisans düşünüyorum dedim. “Burada da yaparsın” dedi. Ben de memur zihniyeti bana göre değil, ben hemşirelik yapıyorum, doğum yaptırıyorum, hastalara bakıyorum beni tatmin eden bu. Burada ise evrak işi yapacağım benim istediğim bu değil dedim. Kabul etmedi, “Geleceksin” dedi ve ben bakanlıkta çalışmaya başladım. Ve Sağlık Bakanlığı yıllarım başladı. Benim için çok büyük bürokrasi deneyimi oldu. Ayrıca Daire başkanımız hocam Prof. Dr. Saadet Ülker’den çok şey öğrendim; çalışmayı, azmi, mücadeleyi ve bir meslek için neler yapılabileceğini. Sanırım hepimizin bir yere gelmesinde çok kişinin katkısı vardır, BAZILARININ daha çok…

BAKANLIKTA HER ŞEYİN

MUTFAĞINDAYDIM

 

Sağlık Bakanlığı’ndaki çalışma hayatınız size neler kattı?

Ben orada bürokrasinin ne olduğunu öğrendim. Bürokrasi, söz sahibi olmadığınız sürece verilen kararlara uymak zorunda olduğunuz kurumsal bir yapı. Hiyerarşiyi, kanun mevzuat nasıl yapılır, nasıl çıkar bunları görüyorsunuz. Sağlık politikalarında etkin olabilmek için aslında bu işleyişi görmek, öğrenmek fayda sağlıyor. Benim çalıştığım hocam, akademik beyinli yani düşüncede biriydi, diğer müdürler ve kişiler ise bürokratik düşüncede kişilerdi. İki tarafı da yaşadım gördüm ve öğrendim. Her şeyin mutfağındaydım, hiç amir olmadım. O mutfaklar bana çok şey öğretti onun için şimdi mutfağa uğramadan uzaktan da yemek pişirebiliyorum. Bu arada yüksek lisansımı da tamamladım. Ankara’dan başka hiçbir yerde çalışamam yaşayamam diyen ben, üç ay sonra kendimi Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak buldum. Çünkü hocalarım bastırdı ve öğretim görevlisi olarak oraya başvurmamı sağladılar. O gün de asla dememeyi öğrendim. Antalya’da 6 yıl öğretim görevliliği yaptım. Benim doktora yapma hedefim vardı, Marmara Üniversitesi’nde doktora kazanmıştım. Antalya’daki akademisyenlik işimden istifa ettim ve Sağlık Bakanlığı’na geri döndüm. Bakanlıkta Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü’nde göreve başladım ve aynı zamanda doktora eğitimime devam ettim. Ankara’dan İstanbul’a sürekli gidip gelerek 3,5 yılda doktoramı da tamamladım. Aynı zamanda her hafta bir ile giderek aile sağlığı ve üreme sağlığı konularında eğitim veriyordum. Bu arada da bazı üniversitelerden yardımcı doçentlik teklifleri geliyordu ve gelen illerin arasından Eskişehir’i seçtim 2011 yılın sonunda yardımcı doçent olarak Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ne başladım ve Amerika’dan doktora sonrası araştırmacı (Post-doctora) olarak kabul aldığım için bir ay sonra 2 yıllığına Amerika’ya gittim. 2014 yılında döndüm, o tarihten beri buradayım.

DSC_0939

MESLEKİ HAYATIMIN EN FARKLI

DENEYİMLERİNİ

AMERİKA’DA EDİNDİM

 

Sonra Amerika’da alanının en iyi üniversitesine kabul edildiniz, Amerika serüveni nasıl başladı, neler yaşadınız?

Bakanlıkta çalışırken bir gün oturdum, akademisyenliğe mi dönmeliyim yoksa yurt dışına mı gitmeliyim diye düşünmeye başladım. Artık Türkiye’den öğrenecek fazla bir şeyim kalmadı gibi büyük laflar ettim. Aslında şaka tabi büyük laf değil de bizden iyileri bu işi nasıl yapıyor diye merak ediyordum. Bu işin en iyisi Amerika diye düşündüm. 2011 yılında Eskişehir’deki üniversiteden bana teklif gelmişti ama ben o ara yurt dışını düşünüyordum. Ben bunları düşünürken, Antalya’daki bir kongreye Amerika’dan bir hoca geldi Türkiye Hemşirelik ve Ebelik Konseyi kurulmasını önermiş ve bu konsey için de hocalarım benim ilgilenmemi istemişlerdi. Ben de bu konseyin Türkiye’de kurulmasının şu anda erken olduğunu ilettim. İngiltere ve bazı ülkelerde bu konseyler hükümetin yasasıyla kurulur, hemşireliğin eğitim ve çalışma standartlarını belirler ve hükümete tavsiye ederler ve hükümetler bu tavsiye kararlarına uymaya çalışırlar. Benden bu sürecin başında olmam bekleniyordu. Benim bu işi kabul etmememin nedeni şuydu; Türkiye’de Türk Hemşireler Derneği var. Biz burada bir Hemşireler Birliği’ni kurmak istiyoruz. Derneğin güçlenmesi gerekirken ve birliği kurmaya hazırlanırken konseyi kurmanın doğru bir adım olacağını düşünmedim. 10 yıl sonra bugün halan HEMŞİRELİK Birliği’ni kuramadık.  En kısa sürede planlıyoruz.

ÜLKEMDE YAPILACAK ÇOK İŞ VAR

Bakanlıktan, hastanelerden, illerden, bürokrasiden geliyorum. Ne istediğime gelince ben Amerika’ya gelip bu işin orada nasıl yapıldığını görmek ve orada öğrenmek istediğimi söyledim. Hoca da o zaman “Bizim üniversiteye (Teksas Üniversitesi) gel” dedi. Benden bir dosya istedi gönderdim. Sonra “Sen liderlik istiyorsun, sağlık politikaları üzerine çalışmak istiyorsun, bu işin en iyi yapıldığı yer Amerika’nın ilk kurulan üniversitesi olan Pensilvalya Üniversitesi Hemşirelik Okulu (University of Pennsylvania School of Nursing -_UPENN)  ve orada bir dekan var çok ünlü eğer kabul edilirsen bir saniye düşünmeden git” dedi. Ben artık gece gündüz alabildiğine proje yazıyorum, üniversitenin de çok ünlü bir üniversite olduğunu da bilmiyordum. -Bilsem cesaretim kırılırdı belki.- Sonra projem kabul edildi ve 3 yıllığına davet aldım. Ancak param yok, burs lazım. O sırada da Osmangazi Üniversitesi’nde akademisyenliği kazanmıştım, Sonra YÖK’ün bir bursu vardı 7 kritere sahip olmak gerekiyordu ve ben de bu kriterleri taşıyordum, o bursa başvurdum ve bana bir yıllık burs çıktı. Kaldı 2 yıl. Sonra özel bir vakıftan da 1 yıllık bir burs kazandım. Sonrasında Amerika’ya gittim. Hayatımın en iyi deneyimlerini yaşadım ve orada iyi bir maaşla, bir iş teklifi aldım. “125 yıl içerisinde ilk defa buraya bir Türk girdi ve biz ilk defa bir Türk’e iş teklifi yapıyoruz” dediler. Ben bir proje yapmıştım, okul-hastane iş birliği üzerine. Akademik camia ile hastane birleşmediği sürece iyi bir hasta bakımı olmayacağını savunuyordum. Çünkü akademik hayat bilginin depolandığı bir kütüphane,  hastaneler ise güncel kanıt ve uygulamaların gerçekleştiği alanlardır. Biri olmazsa diğer taraf eksik kalır. Bu projem Amerika’daki dekanlık tarafından ödüllendirildi. Ve bu başarı da bana iş teklifini getirdi. Şu an o üniversitenin hemşireliği son 5 yıldır dünyada birinci sırada. Amerika bu açıdan da çok güzel bir yer. Orada başarılıysanız, iyi bir şey yaparsanız, beynini kullanırsanız size bunun karşılığını veriliyor. O nedenle Amerika’ya gidenlerin dönmesi de çok zordur, ama ben buraya döndüm. ÜLKEMDE YAPILACAK ÇOK İŞ VAR.

DSC_0933

HEMŞİRELİK TİCARETE VE SİYASETE KURBAN OLDU!

Çünkü akademik hayat bilginin depolandığı bir kütüphane,  hastaneler ise güncel kanıt ve uygulamaların gerçekleştiği alanlardır. Biri olmazsa diğer taraf eksik kalır.

Bu kadar mesleki tecrübenin ışığında sizce geldiğimiz noktada hemşirelik mesleği hangi konumda? Ve nerede olması gerekiyor?

Ülkede yıllarca hemşireliğin eğitimi üzerine başkaları karar verdi. Bu meslek; ticaret ve siyasete kurban olan bir meslektir. Şunun için söylüyorum bunu; bu kadar profesyonel olan bir mesleğin tek mezun vereceği yer vardır o da üniversitelerde lisans derecesi. Birileri bu meslek üzerinde hep karar verdiler. Bu meslek açık öğretimle, sağlık meslek lisesiyle olacak iş değil. Sağlık meslek lisesine 14 yaşında girip 18 yaşında çıkan bir çocuk, daha kendini tanımlamadan, yoğun bakımdaki hastaya hangi felsefeyle yaklaşabilir? Daha kendini kanıtlayamamış. Sonra bir ara açık öğretimden hemşire mezun edildi. Sonra iki yıllık ön lisans hemşire mezun edildi.  Hemşirelik; beyin, bilgi, sanat, vicdan el beceresi ve insanı anlama işidir. Ucuz iş gücünü nasıl yaratırız hesaplandı. Bundan kim yararlanıyor? Özel sermaye! Lisans ya da yüksel lisans mezunları daha fazla ücret isteyecekler. Devlet hastanelerinde en kolay nasıl yönetirim ve bazı rutin işleri yapsın yeter mantalitesinde bir anlayış var. COVİD-19 pandemisinde bunun böyle olmadığı görüldü. Ayrıca bu kişilere daha çok söz geçiririm, daha rahat yönetirim düşüncesiyle hareket ediliyor. Bu bizim en büyük eksiğimiz sağlık politikalarının oluşturulmasında etkin söz sahibi değiliz. Bugün ekonomik durumu iyi olanlar iyi ellerden hizmet alıyor, ama bizim amacımız halka iyi hizmet sunmaktır. Bu nedenle hemşireliğin eğitimine ve mesleğini nasıl icra edeceğine bırakın da bırakın biz karar verelim. Peki diyeceksiniz ki neden üzerinizde bu kadar hâkimiyet kurdurdunuz, o da bizim suçumuz.

“Kadınların liderlik kapasitelerini geliştirmezseniz, onları güçlü kılmazsanız, birilerinin kuyuya attığı taşı çıkarmak için yıllarca konuşan insan olursunuz.”

 

Sizin hemşirelik mesleğinin bu sorunlarını çözmek için çabalarınız olmadı mı?

Bir mesleği rezil de vezir de eden kendi üyeleridir.  Biz neden bir şey yapamıyoruz, düşünelim… Şimdi bu işi yapan kişiler kadınlar. Hemşirelerin geldiği ailelerin sosyo-ekonomik durumları orta halli. Yeni yeni fakültelerde hemşirelik ivme kazanmaya başladı. Fakültelere gelenler Anadolu ve Fen Lisesi mezunları. Şu anda bizim puanlarımız oldukça yükseldi, bir çok alanın önüne geçti. Mezunlarımız çok rahat iş buluyor. Bizim öğrencilerimiz son 3 yıldır çok daha donanımlı, iyi eğitimli ve süper geliyorlar. Ancak daha öncesine gidelim. Hangi grubun üzerinde insanlar daha çok hâkimiyet kurar? Ya tavanda ya da tabanda güçlü olmayanların. Tavan; karar verici mekanizmalarda var mısınız? İkincisi sizin tabanınız güçlü mü? Yani mesleki örgütünüz güçlü mü? Kadınların biraz bu yönlerde çekincesi var. Hem yetiştirilme koşullarından (toplumsal cinsiyet ayırımcılığı hemşireliği de vuruyor), hem de yaşam koşullarından kaynaklı mecburiyetleri var. Çocukları var kreşten alınacak, evde onları bekleyen işleri var. Anne, eş, kariyer, kadın olmak başlı başına ayrı ayrı rol.  Şimdi böyle bir ülkede yaşıyorsunuz ve hemşirelerin yüzde 90’ı kadın. Bazıları sağlık lisesi, bazıları 2 yıllık bazıları 4 yıllık bazıları da yüksek lisans-doktora mezunu ama hepsi de hastanede aynı muameleyi görüyor. Sonra eski köye yeni adet getirmeye kalktıklarında da bütün engellemelerle karşılaşıyorlar. Ve vardığım sonuç şu ki; kadınların liderlik kapasitelerini geliştirmezseniz, onları güçlü kılmazsanız, birilerinin kuyuya attığı taşı çıkarmak için yıllarca konuşan insan olursunuz. Biz artık, karar verici mekanizmada bilinçli olarak var olmanın peşindeyiz. Kariyer yolculuğunda kaybettiklerimizin nedenleri çok farklı olmakla birlikte en önemli etken kadınların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin nedenlerdir.

 “Mesleki bilinçlenme ile beraber, karar verici mekanizmalarda olmadığın sürece, senin hakkında birileri hep karar verecektir.”

Peki akademide kadının yeri ne durumda?

Akademide de durum hiç iç açıcı değil Üniversitelerin durumu asistanken kadın erkek eşit oranda başlıyorsun, kadınlar akademik kariyer basmağı arttıkça sayıları azalıyor. Kariyerin en son aşaması olan profesörlüğe de gelince erkek oranı kadın profesör oranın 1/3 olduğunu görüyorsun. 2021 YÖK’ün verilerine göre kadın Prof. oranı yüzde 32. Türkiye’de 108 üniversite var, yalnızca 18 tanesinde kadın rektör var. Bunun da 10’u özel üniversitede. Üniversitelerde kadın rektör, rektör yardımcısı yok denecek kadar az, dekan sayısı oldukça az, senatolarda kadın öğretim üyesi çok az kısacası üniversitelerin üst düzey yönetimlerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği karnesi oldukça ZAYIF.

Üniversitedeki Sağlık Bilimleri Fakültesi içerisinde bir de hemşirelik bölümü var, ancak Türkiye’nin genelin daha  iyi bir yerde olmalı.  Çünkü bu üniversitede tıp fakültesi var, sağlık hizmetleri var ve bu üniversitenin hastanesi bir bölge hastanesi. Çok daha iyi olabilir. Daha iyi eğitim alan hemşirelerle, daha güçlü bir hemşirelik akademik kadroyla, daha iyi teknik donanımlarla biz çok daha iyi hizmet verebiliriz. Bir de fakülte olduğunuz zaman daha fazla kadro alıyorsunuz, daha fazla doçent ve profesör geliyor. Güçlü kadroyla güçlü mezunlar verebiliriz. Ve daha fazla topluma katkı sağlarız. Daha iyi projelere imza atarız.

 

HEMŞİRELER ARTIK SESLERİNİ DEĞİL SÖZLERİNİ YÜKSELTMEK İSTİYORLAR!

Hemşirelikte Liderlik Derneği’ni de bu amaçla mı kurdunuz?

Evet. Derneğin merkezi Eskişehir’de. İl il gezerek, mesleki liderliğin önemi konusunda farkındalık yaratmak için konferanslar veriyorum. Dernek yönetim kurulumuz ha keza onlarda bu konuda çeşitlik etkinlikler yapıyorlar. Mesleki bilinçlenme ile beraber, karar verici mekanizmalarda olmadığın sürece, senin hakkında birileri hep karar verecektir. Ancak bunu da bağırarak, çağırarak çözemezsiniz. Mesela hemşirelik birliği kurulamadı, engellendi. Türk Hemşireler Derneği var. 180 bin civarında hemşire var ülkemizde, ancak derneğe üye olan kişi sayısı en fazla 15 bin civarında. Şimdi bu mesleki örgütlenmenin nasıl olabilirliği üzerinde çok daha fazla durmaya çalışıyoruz.

 

BİZ ÜNİVERSİTELERDE ALTIN YETİŞTİRİYORUZ

SAHADA BU BAKIR DEĞERİ GÖRÜYOR!

 

Peki derneğin çalışmaları ve liderlik derslerinin öğrenciler üzerinde hedeflediğiniz şekilde etkileri oluyor mu? Neler gözlemliyorsunuz? Geleceğe ilişkin öngörünüz nedir?

Aslında bundan 30 yıl önce daha 3 günlük hemşireyken liderliğin ve etkili yönetimin önemini görmüştüm. Bu konuda sizinle bir anımı paylaşayım.  Sağlık meslek lisesinden mezun oldum Erzincan Devlet Hastanesi’ne atandım. Üç gün sonra klinik sorumlu hemşiresi beni tek başıma nöbete koydu. Ben kliniği hastaneyi bilmiyorum, ilaçların yerini bilmiyorum, daha çok acemiyim, beni 40 hastanın başına tek başıma nöbete verdiler. O gün doğum yapan bir hasta geldi ve kadının durumu son derece kritik, kanaması vardı, kadın ölmek üzereydi ve ben kadını görünce ne oldu size? Dediğimi hatırlıyorum ve bayıldım. Sonra lojmandan kıdemli bir hemşire çağırdılar kadını kurtardık. İşte o gün ben 3 günlük hemşireyken sabah istifa etmeyi düşündüm ancak yatılı okuduğum için mecburi hizmetim vardı edemezdim. Ancak kendime bir mektup yazdım, eğer bir gün bir hastanede Klinik Sorumlu Hemşire olursam, yeni gelen hemşireyi yanımda en az 3 ay çalıştırmadan asla tek başına hasta teslim etmeyeceğim, dedim. İşte ben o gün liderliğin ne kadar önemli bir şey olduğunu gördüm. Ben bir yöneticinin, bir liderin nasıl yanlış yönetim sergileyebileceğinin en somut örneğini bizzat yaşadım. Dolayısıyla hep o gün aldığım karar doğrultusunda çalıştım. Aslında ben 30 yıl önce fark ettiğim şeyin 30 yıl boyunca da devam etti. 2016 yılında kurduğumuz bu derneğin kuruluşu hem ulusal hem de uluslararası çok ses getirdi. Aslında ben bu derneği 2010 yılında kurmayı planlıyordum. Ancak yurt dışına gittim geldim, doçentliğimi aldım ancak sıra geldi. Sonrasında bir grup arkadaş farklı illerden Eskişehir’in bir otelinin altında zaman zaman bir araya gelerek derneği kurduk. Şimdi okullar liderlik dersleri açmaya başladı. Hemşireler liderlik konuşuyor. Şimdi bizim ÖHDER adında Öğrenci Hemşireler Derneğimiz var buraya da 10 bin öğrencimiz üye Ben her yıl o öğrencilere, konferanslara giderek liderlikle ilgili bir sesleniş yapıyorum.  Biz okullarda altın yetiştiriyoruz ancak sahada bakır değeri görüyorlar. Şimdide üniversitelerde altın değerinde bilgiler ve deneyimlerle mezun ettiğimiz hemşireler hastanelerde öğrendiklerinin yarısını bile hayata geçiremiyorlar. Bunun için bizim hemşirelik yasasının ve yönetim anlayışının yeniden dizaynına ihtiyacı var.

12 YILDA HEMŞİRELİK

MEVZUATINI ÇIKARAMADIK

 

HEMŞİRELER BİR AN ÖNCE BÜROKRASİDE VE SİYASETTE YERİNİ ALMALI

Gözden kaçırmayın

Beyaz Mitinge çağrı Beyaz Mitinge çağrı

 

Bu konuyu da biraz açalım, istiyorum, hemşireler aldıkları eğitimle kıyaslandığında, çalışma hayatında eş değer bir sorumluluk verilmiyor mu? Hemşirelik Yasası’nı bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de hemşirelerin eğitimlerine ve yönetimlerine çok fazla müdahale var.  Üniversitelerde birçok hemşirelik okulunun başında yönetici olarak hala tıp fakültesinin öğretim üyeleri bulunmakta. Her fakültede/okulda o kadar hemşirelik profesörü varken. Bu önemli sorun. Ayrıca hem öğrenci sayımız fazla hem teorik klinik eğitimimiz varken öğretim üye sayımız oldukça az. Bu da iyi bir eğitim kalitesini düşürmektedir. Her geçen gün el becerisi düşük öğrenci mezun etmeye başladık. Özellikle son yıllarda öğrenci çokluğu öğretim elemanı azlığı öğrencilerin klinik eğitimini kalitesini düşürmeye başladı. Bu iyi sağlık elamanı yetişmemesine neden olmaktadır. Bu çok ciddi bir sorun. Her yere hemşirelik bölümü açıldı, çoğu yerde bir iki öğretim üyesi çoğu yerde asistan bile yok hastaneler yetersiz. Ne adına bu kadar okul? Diğer bir sorun da hastanelerdeki yönetici hemşirelerin hiyerarşiye uygun atanmaması. Hastanelerde eskiden başhemşire değimiz kadroların adı şimdi Bakım Hizmetleri Müdürü” oldu. Bakım Hizmetleri Müdürlülerinin çoğu liyakate ve eğitim düzeylerine göre atanmıyor. Hatta hemşire olmayanlar bile bakımdan sorumlu “Bakım Hizmetleri Müdürü” atabiliyor. Bir de bunlar sözleşmeli atanıyor, bir sonraki döneme sözleşmem imzalanmaz korkusuyla bağımsız davranmaktan çekiniyorlar.

YASALAR YETERSİZ ve BAZILARI DEĞİŞMESİ GEREKİYOR

Hemşirelik Yasası 1954’te çıkmıştı. Sonra 1995’te yeni yasa çalışmaları başlandı. Ben bu çalışmaların içinde oldum. 1996’da Sağlık Bakanlığı’nda çalışmaya başladığımda hemşirelik yasası çalışmaları başlamıştı ve ben yasa çalışmasının sekretaryasını yaptım. Yasamızı tam 12 yılda çıkardık. Şimdi neden çıkaramadık, buna gelelim… Mevzuatın amacı; halkın sağlığını ve çalışanların özlük haklarını korumaktır. Amaç en sağlıklı ve güvenilir hizmeti vermektir. Güvenli ve kaliteli hizmet verebilmeniz için uluslararası standartlara ve ülkenin koşullarına bakarsınız. Şimdi yasa yaptığınızda bu yasada 2 şeye bakılır. Bir, bağımsız meslek olmalı mı? Kendi kendilerini mi yönetmeliler yoksa biz mi yönetmeliyiz? İkincisi kaliteli hizmet sunmayı sağlayacak bir yasa. Bu da kaliteli eğitimli insan gücünü arttıracaksın ve emeğinin karşılığını da vereceksin. Örgütün (Hemşirelik) akademisyenler, meslek odaları ve kuruluşları, hukukçular bir taslak oluşturur. Sonrasında bir yasanın çıkmasında karar vericiler yasayı onaylar. Karar vericiler arasında kimler var bakalım? Bakanlık, meclis sağlık komisyonu, bakanlar kurulu vb. Bu mercilerde hemşireler var mı yok. Bu nedenle de istediğiniz gibi ve istediğiniz sürede yasayı çıkaramıyorsunuz. Yasalar incelenirken sahipleri yoksa ya bilerek ya da bilmeyerek engelleyici faktörler devreye giriyor. 180 bin hemşirenin olduğu Türkiye’de bu hemşireler bu mecraların, karar vericilerin, kanun koyucuların neresindeler peki? Varlar mı? Yoklar. Bizim en büyük sorunumuz sağlık politikalarının oluşturulmasında söz sahibi değiliz. Belki artık konfor alanlarımızı terk edip elimizi taşın altına koymak zorundayız. Ama karamsar olmamak gerekiyor, çünkü her geçen gün hemşireler arasında bu konuda artan bir bilinçlenme var.  Ne yazık ki ülkemizde halk da bizim arkamızda değil. Çıkıp da ben daha kaliteli, donanımlı, bilgili hemşirelerden bakım almak istiyorum demiyor. Damarımı delmeden kan alabilecek, bakımımı doğru yapacak, ilaç dozumu doğru ayarlayabilecek, vb. kişilerden hizmet almak istiyorum demiyor. Gerçi halkımız da bu konuda bilinçli değil.

AKADEMİK KARİYER YAPAN HEMŞİRE SAYISI ARTTI

Peki ESOGÜ Tıp Fakültesi’nde hemşire sayısını biliyor musunuz, yeterli mi? Eğitim görenler yeterli derecede iş alanı bulabiliyorlar mı? Buradaki işleyiş nasıl?

Ben fakültede olduğum için, hastane adına nicel ve nitel bir yorum yapmam doğru olmaz. Ama zaman zaman çalışırken oradaki yönetimdeki arkadaşlarımızdan hemşire sayısının yetersiz olduğunu duyuyoruz. Bizi hastanedeki hemşire meslektaşlarımızda yakın işbirliğinde çalışıyoruz. Biz de öğrencilerimizi hastaneye götürdüğümüzde, oradaki büyüksek lisans ve doktora yapan hemşireler öğrencilerimizin klinik uygulamalarında mentörlük yapıyorlar. Onlarda bizim teorik bilgiliğimizden yararlanıyorlar. Hastanede çalışan hemşirelerden bölümümüzde yüksek lisans ve doktora yapan hemşirelerimiz var. Birlikte çalışma ve projeler yapıyoruz. Biz bir kütüphane gibiyiz, orası da bir laboratuvar. Biz ikisini bir araya getiriyoruz. Müthiş bir iş birliği var aramızda. Türkiye’de hemşirelik alanında akademik kariyer yapma eğilimi çok arttı. Sağlık Bakanlığı’nın getirdiği yeni düzenlemeyle yüksek lisans yapan hemşireler uzman kadrosu alıyorlar. Uzmanlık alınca daha kalifiye bir eleman oluyor, maaşı çok az da olsa artıyor, Meslektaşlarımız her geçen gün bilginin gücüne inanıyor! Bir de örgütlenmenin ve karar verici pozisyonlarda olmanın önemine inansalar. Üniversite eğitimlerinde bu kısmı eksik bırakıyoruz sanırım.

Hocam son olarak da Hemşirelikte Liderlik Derneği’nin faaliyetlerinden ve gelecek planlarından da söz edebilir misiniz?

Biz hemşirelerin liderlik kapasiteleri arttırmak ve onları bilinçlendirmek için bu derneği kurduk. Şu anda belli konularda ders, sempozyumlar, konferanslar düzenliyoruz, projeler yapıyoruz. Ülke düzeyinde ve Kıbrıs’ta dersler ve konferanslar veriyoruz. Uluslararası bir kongreye hazırlanıyoruz. Yakın zamanda Koç Üniversitesi ve 3 Avrupa Birliği üyesi ülkeyle ortaklaşa bir proje yazdık. Bir projemiz daha var hayata geçirebilirsek merkezi de Eskişehir olacak. Konusu da şöyle, şimdi Türkiye’de hemşirelik alanında doktora yapan çok sayıda öğrencimiz var. Eğer bakanlıktan sertifika verme yetkisi alabilirsek, bu öğrencilerimize üniversite iş birliği ile liderlik eğitim kursları açarak, liderlik sertifikası vermeyi planlıyoruz. Geleceğin lider hemşirelerini yetiştirmeyi planlıyoruz. Gelecek kuşağı iyi hazırlamalıyız. Bunun dışında dernek olarak il il gezip mesleki liderliğin önemini anlatıyoruz, böylece meslektaşlarımızın ve hemşirelik öğrencilerinin bu konuda farkındalıklarını arttırmaya çalışıyoruz.

Bilinçli meslek üyeleri toplumun yararınadır!