AHPADİ Kadına Şiddeti Önleme Komisyonu Sözcüsü Selin Özdemir Danıştay'ın İstanbul Sözleşmesi hakkındaki kararı ile ilgili şu açıklamayı yaptı;

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, İstanbul ilimizde imzalanmasından ötürü hepimizin bildiği diğer adıyla İstanbul Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı’nın 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Kararı kamuoyunda da ciddi bir yankı bularak işlemin/kararın iptali için Barolar, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarınca dava konusu edilmişti. Ancak ne yazık ki; bu davalardan Ankara Barosu Başkanlığınca açılanının“Dava Konusu Cumhurbaşkanı Kararında Hukuka Aykırılık Bulunmadığı”gerekçesiyle reddine dair T.C. D a n ı ş t a y onuncu dairesi’ nin 2021/1493 esas 2022/2489karar 28.04.2022 tarihli kararını yargı adına utanarak öğrendik!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, insan hak ve özgürlüklerini esas alan ve bunların korunmasına yönelik pek çok düzenleme yapılması gerekliliğini vurgulayan çok sayıda uluslararası sözleşmeye, protokole taraftır. Esasen İstanbul Sözleşmesi de kadının ve ailenin korunmasını, şiddetin önlenmesi yönünde adımlar atılmasını temel alan bir temel insan hakları sözleşmesidir. Cumhurbaşkanlığı tarafından bu sözleşmeden niçin rahatsızlık duyulduğunu halen anlayamamakla birlikte bu hukuksuz kararın Yargı nezdinde uygun görülmesi de Yargı’ nın siyasallaştığını ve bağımsız-tarafsız bir yargının ne yazık ki Türkiye’ de hüküm süremediğini bize bir kez daha göstermiştir.

Zira, Anayasa’ nın 90. Maddesine göre; “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. … Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”Bu maddeden açıkça anlaşılmaktadır ki; uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için TBMM’ nin onayı gerekmektedir. Nitekim, onay akabinde bir uygun bulma kanunu ile Uluslararası Sözleşmeler iç hukukta yürürlüğe girer. Meclis tarafından onaylanmasıyla yürürlüğü söz konusu olabilen ve kanun hükmünde olduğu Anayasa ile düzenlenen uluslararası sözleşmelerin bir yasama faaliyeti olduğu açıktır. Meclisin bir yasama faaliyeti ile uygun bulunarak yürürlüğü söz konusu olan uluslararası bir sözleşmenin değiştirilmesi yahut sonlandırılmasında nasıl bir usul izleneceği açıkça anayasada düzenlenmemiş olsa da yetki ve usulde paralellik ilkesi gereğince bunun ancak TBMM tarafından çıkarılabilecek bir kanun ile sağlanabileceği kuşkusuzdur.

Ak Parti'den zorla istifa ettirildi Ak Parti'den zorla istifa ettirildi

Öte yandan, Anayasa’ nın 104.maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri düzenlenirken temel insan ve özgürlükleri bakımından kararname çıkarma yetkisi sınırlandırılmış, bu durum anayasada ayniyetle “… Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir. …” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeden açıkça anlaşılmaktadır ki Cumhurbaşkanının insan hak ve özgürlükleri alanında kararname çıkarma yetkisi yoktur. Dolayısıyla, bu alanda imzalanan ve uygun bulma kanunu ile yürürlüğe giren bir uluslararası sözleşmenin cumhurbaşkanı kararı ile feshi de Anayasa ve hukuk sistematiği içinde mümkün değildir. Nihayetinde, Cumhurbaşkanı’ nın İstanbul Sözleşmesini fesih kararı açıkça yok hükmündedir.

Tüm bu yasal düzenlemelere rağmen, Cumhurbaşkanının bu hukuksuz kararına karşı açılan iptal davasının Danıştay 10. Dairesince reddinde bir hukuka uygunluk olmadığı açıktır. Kararın gerekçesine ayrıca, kadına şiddet ve aile içi şiddet alanında mevzuatta düzenlemeler yapıldığı, uygulamada mağdurlara destek adına projelerin hayata geçirildiği, iç hukukta birçok düzenleme bulunduğu ifade edilmiş, dolaylı olarak bunların yeterli olduğu ve İstanbul Sözleşmesine gerek olmadığı anlatılmaya çalışılmış.Ancak istatistiki verilere baktığımızda kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet vakaları azalma değil artış göstermektedir. Onlarca kadın şiddet gördüğünü resmi makamlara bildirmesine ve sözde tedbir kararı verilmesine rağmen, denetim ve uygulama zafiyetleri sebepleriyle canını yitirmiştir. Daha pek yakın bir zamanda ilimizde bir kadın avukat, şehrin merkezinde kamuya açık bir alanda eski eşi tarafından silahla yaralanmış, bu olayı takip eden günlerde ise yine şehrin merkezinde bir kadın cadde ortasında bir aile bireyi tarafından herkesin gözü önünde silahlı saldırıya maruz kalmıştır. Şiddet uzakta değil çok yakınımızdadır. Bugün T.C. Devleti vatandaşlarının canını dahi koruyamamasına rağmen bu alanda önleyici ve koruyucu düzenlemeler içeren bir uluslararası sözleşmenin feshi kararı hukuka aykırılığının yanında akıl ve mantıkla dahi bağdaşır değildir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle birlikte tek bir kişinin kararlarının daha da etkin olduğu ve bu doğrultuda yönetilmekte olan Türkiye’mizde meclisin dolayısıyla milletin iradesi hiçe sayılmakta, keyfi uygulamalarla temel insan hak ve özgürlükleri alanı zarar görmektedir. Yargının bağımsızlığını yitirdiği ve siyasallaştığı, siyasi erkin hegemonyasından kurtulamadığı bugünün Türkiye’sinde, İstanbul Sözleşmesinin Feshi kararının hukuka uygun bulunması sadece Yargı adına değil Türkiye için bir utançtır. Umarız ki, temyiz yolunun açık olduğu bu hukuka aykırı karardan ve bu utançtan geri dönülerek doğru kararı Türk Yargısı bağımsız ve tarafsız bir şekilde verir.

Biz Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Platformu olarak hukuki sürecin takipçisi olduğumuzu, meclisin ve dolayısıyla milletin iradesinin tecellisi ve hukuksuz-adaletsiz uygulamalarla mücadele ettiğimizi kamuoyuyla paylaşır, demokratik hukuk devletini yeniden tesis etme yolunda gücün milletimizde olduğunu bir kez daha siz değerli Türk halkına hatırlatırız”