İşçi sınıfının kaderini değiştirmenin tek yolunun örgütlülük olduğunu ifade eden DİSK Eskişehir Bölge Temsilcisi ve Genel İş Şube Başkanı Günay Ayaz, “Yoksa dışarıdan bir el gelip kimseyi kurtarmayacak. Türkiye’de 14 milyon işçi var, bunun yüzde 9’u toplu sözleşme yapıyor, düşünün bugün tüm işçi sınıfını örgütlü mücadele içine katabilseydik, bugün ne asgari ücreti konuşurduk ne de çalışma koşullarının kötülüğünü. Her şey işçinin lehine gelişirdi.” diyor.

Eskişehir’de son olarak Yasin Çakır Un Fabrikası çalışanlarının direnişine tanıklık ediyoruz buradaki son surum nedir?

İşçiler, DİSK’e bağlı Gıda İş Sendikası’na üye oldukları için tazminatsız bir şekilde işten çıkarıldı. 30 gündür fabrikanın önünde hem işlerine geri dönmek hem sendikalı olabilmek hem de haklarını alabilmek için direniyorlar. İşveren tamamen sendika tanımaz bir anlayışla, sendikayı dışardan biri gibi gören, ihanet gibi algılayan bir tutum içinde, patronun sendikaya saygısızlığı burada çok belirgin. Ancak burada görüyoruz ki; ülkede hukuk devleti olma konusunda da sorunlarımız devam ediyor, bu konuda defalarca açıklama yapıldı, haber yapıldı ancak Çalışma Bakanlığı’ndan bir yetkili kişi de gelip burada ne oluyor, bu işçiler neden işten çıkarıldı diye sormadı. Hukuk; emekçilerin, işçilerin sorunları karşısında sessiz kalıyor, iktidar da işverenden yana taraf oluyor.

Hukuki sürecin sonunda olumlu sonuç alınabilecek mi?

Hukuki süreçler ne yazık ki ağır işliyor, ama sürecin sonunda işçi arkadaşlarımızın tüm haklarını fazlasıyla alacağını, işverenin de ağır bir tazminat ile karşılaşacağını düşünüyoruz. Bu çok açık ve aleni bir durum, ancak bu biraz gecikecek, bir gelişme olursa kamuoyunu bilgilendireceğiz.

DİSK Eskişehir’de örgütlenmede ne durumda? Nasıl engellerle karşılaşıyorsunuz?

İşçi arkadaşlar gizli bir şekilde örgütleniyor, sendikalı olmak için, yasalar en temel anayasal haktır dese de bu hakkı gizli kullanıyoruz, yetki çoğunluğu almaya çalışıyoruz, ancak sermayenin asıl amacı kârını arttırmak, işçinin hak istemesi bunun azalması anlamına geliyor, işyerinde sendika olunca işveren her şeye tek başına karar veremeyeceği için sendikayı istemiyor. İşçi sınıfının ekonomik durumu ortada, bunu değiştirmenin tek yolu örgütlülük, yoksa dışarıdan bir el gelip kimseyi kurtarmayacak. Türkiye’de 14 milyon işçi var, bunun yüzde 9’u toplu sözleşme yapıyor, düşünün bugün tüm işçi sınıfını örgütlü mücadele içine katabilseydik, bugün ne asgari ücreti konuşurduk ne de çalışma koşullarının kötülüğünü. Her şey işçinin lehine gelişirdi.

Seçime giderken, işçinin ekonomik koşullarında bir iyileşme olacak mı?

Haziranda genel seçimler var, bu dönemlerde iktidarlar geçmişte yok saydıkları konuları gündeme getiriyorlar, ama genel anlamda Türkiye’de ciddi bir yoksullaşma ve ücret kaybı var, insanlar bir aldığını bir daha alamama durumundalar. En temel ihtiyaçların bile sınırlandığını görüyoruz, bir araca binmek, çocuğunu okutmak lüks hale geldi. Tüm bunları bir seçimle düzelmek olanaklı değil. Üretimden ciddi bir kopuş var, şu anda iktidara gelmek isteyen siyasi partilerin emekçinin hakları, kamusal ekonomi gibi konularda program hazırlamadan sonuç alabilmeleri olanaklı değil. Türkiye’de kamunun üretime dair çalışma yapması, işçinin sendikal örgütlenmesi, enflasyonun ciddi bir şekilde düşürülmesi, sermayeden servet vergisi alınması gibi düzenlemelerin yapılması lazım…

VERGİNİN YÜZDE 10’LA SINIRLANDIRILMASI GEREKİYOR

İşçinin geliri ne kadar artarsa artsın, alım gücü azalıyor, bir yandan da vergi adaletsizliği sorunu var nasıl çıkılır buradan?

Şu anda bizim işçilerimiz yüzde 27 vergi veriyor, ücretlerin çok ciddi bir bölümü SSK’ya gidiyor, ücrette ise ciddi bir artış yok. Ancak sermayeye bakıyoruz; vergide indirimler, teşvikler konusunda kesenin ağzı açılıyor asgari ücreti biraz geçtiğiniz anda vergiye giriyorsunuz bu defa da alınan vergilerle aldığınız ücret, asgari ücretin altına düşüyor. Verginin yüzde 10’la sınırlandırılması için çalışmalarımız var, yüzde 15 olacaksa da bu miktarın çok yüksek olması gerekiyor. Maaşı yıllık 70 bin lirayı geçen bir işçinin yüzde 27 vergi verdiği bir dönemdeyiz. İnsanların iyi bir ücret alması normaldir, biz toplu sözleşme ile kazandığımız ücret artışımızı neden vergiye veriyoruz? Vergide adalet gerekiyor bunun için de sınırlandırılması lazım. DİSK’in talebi bu, konuyla ilgili görüşmelerimiz devam ediyor.

6’lı masadan bu konularla ilgili bir politika bir söylem çıktı mı?

Hayır daha çok yapısal değişiklilerden söz ediliyor, vergide düzenleme, ücretler, sendikal haklar konusunda bir şey duymadık, bir program haline dönüşmedi, bunu artık dile getirmeleri gerekiyor çünkü milyonlarca işçiyi ilgilendiriyor

Asgari ücretin yeniden belirlenmesi gündemde kaç lira olursa bir nebze rahat nefes alır çalışan?

Şu anda açlık sınır 7300 yoksulluk sınırının ise 22 bin liranın üzerinde olduğu bir dönemde 2 kişi çalışan bir ailenin en azından yoksulluk sınırında ücret alması gerekiyor. Asgari ücrette iyi bir artışa ihtiyaç var. Ocak ayından sonra vergi oranlarında diğer tüm alanlarda her şeye zam yapılacağı konuşuluyor. Asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir ücret olması lazım. Mesele burada seçim değil. Biz aslında insanların asgari ücret seviyesinde yaşamasını istemiyoruz ama asgari ücretin temel ücret olduğu bir konuma geldik aslında toplumun daha büyük bir kesimi sendikalı olsa asgarinin çok üstünde ücretlerden konuşabilirdik ancak gerçek bu değil.

Banka promosyonlarında durum nedir?

Burada iki durum var, banka promosyonu ödeyen ve ödemeyen kurumlar var, burada banka promosyonun verilmesi, işçinin bankacılık işlemleri için bankaya ödediği paraların karşılığı gibi düşünülebilir burada işvereni ilgilendiren bir durum yok aslında onları maddi olarak etkilemiyor, enflasyon arttığı ve banka promosyonları eskide kaldığı için miktarın yenilenmesi lazım. Banka sonuç olarak kendince zarar etmeyeceği bir promosyon miktarı belirliyor, özel sektörde büyük oranda şirket promosyonu kendisi alıp kullanıyor, bizim toplu sözleşmelerimizde ise “Banka promosyonun tamamı işçiye ödenir” der ve “Promosyon sürecine sendika katılır” der.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) konusunda sizin beklentileriniz neler?

Kesikbaş en büyük hayalini açıkladı Kesikbaş en büyük hayalini açıkladı

1999 öncesi için geçerli bir yasa, değişiklik oldu ancak yükselen tepkiler sonucu burada düzenlemeye gidileceği ifade ediliyor ilk etapta 1,5 milyon kişi için uygulanacağı konuşular ancak toplamda 4,5 milyon kişiyi etkileyen bir durum bu. Yaşı bekleyen kişiler için bir düzenleme yapılarak onlara emeklilik hakkı verilmiş olacak ancak EYT yetmez, mevcut yasanın düzenlenmesi lazım insanların 65 yaşın altında emekli olması mümkün değil. DİSK olarak diyoruz ki; çalışma şartları ortada, aldığı emekli maaşı ortada bir an önce EYT çözüldükten sonra genç işçilerin emeklilik hakkı için de mücadele vermek lazım, bu kadar yüksek pirim oranları olmaz, yaş konusu düzenlenmeli, 25 yıl bir yerde çalışan bir insan zaten emeklilik sistemine ciddi bir para aktarmış demektir. Bunun düzenlenmesi ve en doğru noktaya getirilmesi gerekiyor. EYT’de bir diğer problem de kamu kurumlarında veya belediye şirketlerine geçen işçilerde bir haksızlık yaşanıyor, 696 sayılı yasa ile geçiş yapmayanlarda emeklilik zorunluluğu yok, ancak belediye şirketlerinde veya kamuda zorunlu olarak insanlar emekli ediliyor. Bunun da bir önce düzenlenmesi, zorunlu emekliliğin kalkması lazım. 10 bin lira maaş alan biri emekli olunca 3.500 lira maaş alıyor, peki insanlar bu para ile nasıl geçinecek, yine iş bulup çalışmak zorunda kalacak. 696 sayılı yasanın değişmesi lazım.

Belediyelerde kadro sorununun nasıl çözülmesi gerekiyor?

Belediye şirketlerine işçiler aktarıldı, bir değişiklik oldu, bu değişiklik kamuoyunda; “1 milyon işçiye kadro verdik” diye lanse edildi iktidar tarafından, ancak bu işçilere kadro verilmedi bir şirketten başka bir şirkte geçtiler, belediye şirketine geçtiler. Bu bir kadro ise belediye personeli ile aynı haklara sahip olmaları gerekirdi. Kamuda aynı yasa ile aktarılan işçiler, hastanelerin, üniversitelerin kadrolu personeli oldu 2 yıl sonra, ancak belediye personeli bu hakları alamadı, sadece şirkete geçmiş oldu. Bu işçilerin haklarını sendikal örgütlenme ile alabiliyoruz, bunun için mücadele ediyoruz.

Tepebaşı Belediyesi’nde başarılı bir sözleşme hazırladınız, biraz bundan da söz edelim mi?

Genel İş sendikası olarak belediyelerde örgütleniyoruz, Temmuz ayı itibarıyla toplu sözleşme hayata geçti değerli Tepebaşı Belediye Başkanımız Ahmet Ataç ile bu süreci birlikte yürüttük kendisi de bu onu da çok olumlu adım atan bir belediye başkanımız ve iyi bir sözleşme yaptık, bu anlamda örnek için bir sözleşme oldu, asgari ücret artış oranı artı yüzde 5 oranında bir ücret sağladık. Belediye çalışanı artık asgari ücretin altına inmeyecek, pek çok sosyal hakkımız nete döndü, fazla vergilerden kurtulduk, kıdemi geriye çektik ve yıllık izinlerde de yol, yemek paraları verildi, özetle işçiler için güzel bir sözleşme oldu.

Diğer belediyelerde durum ne?

Belediye şirketlerinde çalışan işçiler bazı şeyleri araştırıp sorguluyorlar kendi haklarını arayan sendika istiyorlar bizi tercih eden ve sendika değiştirmek isteyen işçilerimiz var. Belediyelerde sendikal örgütlenme çok kolay değil belediye başkanının, yöneticilerin, müdürlerin tavrı önemli, alınan personelde bir baskı ortamı oluşuyor, sonuç olarak CHP’li sosyal demokrat başkanlarımız var, hepsinin sendikal haklara saygı duymasını bekliyoruz, diğer belediye başkanlarımızdan da üyelerinin istediği sendikaya üye olması konusunda baskı altına almamaları lazım. Odunpazarı’nda bunun örneklerini gördük, çünkü DİSK olursa bize karşı mücadele eder, eskisi gibi davranamayız algısı var. Oysa bizim tek derdimiz işçinin hakkına saygı duyulması, emeğine değer verilmesi, sendikalara işçi yönlendirmekle demokrasi olmaz böyle olunca işçiler başkanlara da küsüyor ve hayal kırıklığı yaşıyor, başkanların sendikal haklara saygı duymalarını istiyorum.