Eskişehir Ticaret Borsası seçimlerine doğru giderken yarışın giderek hareketlendiği görülüyor.
Bir tarafta 2013 yılından bu yana başkanlık görevini sürdüren Ömer Zeydan, diğer tarafta değişim iddiasıyla yola çıkan Ahmet Oğuz var.
Elbette son sözü söyleyecek olan Borsa üyeleri.
Ancak seçim yaklaşırken yapılan bazı açıklamalar, adayların kim olduğundan daha önemli bir tartışmanın kapısını aralıyor:
Bir meslek kuruluşunda başarı neyle ölçülür?
Kasadaki parayla mı?
Sahip olunan gayrimenkullerle mi?
Yoksa bunların üyeye ne kadar hizmet olarak döndüğüyle mi?
“ÜÇÜNCÜ EVLADIM” SÖZÜ
Ömer Zeydan'ın Borsa için kullandığı “üçüncü evladım” sözü dikkat çekici.
Bir insanın yıllarca emek verdiği kuruma gönülden bağlanmasını anlayabilirim. Hatta bunu son derece doğal da bulurum.
Ama meslek kuruluşlarında ince bir çizgi vardır.
O kurum ne başkanın ne yönetim kurulunun ne de belirli bir grubun kurumudur.
Borsa üyelerindir.
Çiftçinin, tüccarın, sanayicinin, kasabın, besicinin, zahirecinin...
Başkanlar gelir, görev yapar ve gider.
Kurum kalır.
Üstelik Ahmet Oğuz'un anlattığına göre Zeydan geçmişte iki dönem görev yapacağını, daha sonra da görevi gençlere bırakacağını söylemiş.
Bugün yeniden aday olması elbette demokratik hakkıdır.
Ama yıllar önce verilen böyle bir söz varsa, bugün bunun hatırlatılması da son derece doğaldır.
Çünkü kurumsallaşmanın en önemli göstergelerinden biri, kurumların kişilerden bağımsız yaşayabilmesidir.
BORSA GERÇEKTEN “FUKARA” MIYDI?
Bir diğer dikkat çekici tartışma Borsa'nın mali yapısı üzerinden yaşanıyor.
Ömer Zeydan'ın Borsa'nın geçmişte “fukara” olduğu yönündeki sözlerine karşı farklı rakamlar ortaya konuluyor.
2013 yılında kasada 7 milyon TL'nin üzerinde para bulunduğu, Organize Sanayi Bölgesi'ndeki 45 bin metrekarelik arazinin de Zeydan döneminden önce satın alındığı ifade ediliyor.
Bunlar belgeleriyle ortaya konulması ve karşılıklı açıklığa kavuşturulması gereken rakamlar.
Ama bence tartışmanın asıl noktası başka.
Bugün Borsa'nın 200 milyon TL nakdi ve yaklaşık 10 milyar TL değerinde varlığı olduğu ifade ediliyorsa, üyelerin sorması gereken soru şu olmalı:
Bu ekonomik güç üyeye ne kadar yansıdı?
Çünkü meslek kuruluşları banka değildir.
Amaçları yalnızca kasalarında para biriktirmek de değildir.
Güçlü mali yapı elbette önemlidir. Hatta yapılacak yatırımların güvencesidir.
Fakat yıllar geçiyor, kasa büyüyor ama sektörün temel sorunları aynı yerde duruyorsa orada farklı bir değerlendirme yapmak gerekir.
PARA VARSA PROJE DE OLMALI
Ahmet Oğuz'un projelerinden en çok dikkatimi çekenlerden biri lisanslı depoculuk oldu.
Eskişehir gibi önemli bir tarım kentinde bunun hâlâ önemli bir ihtiyaç olarak konuşulması düşündürücü.
Üyelerin depo sorunu var.
Kasapların yıllardır dile getirdiği mezbaha sorunu var.
Mevcut Borsa alanının artık yetersiz kaldığı söyleniyor.
İlçelerde bulunan temsilciliklerin ve satış salonlarının yeterince aktif olmadığı ifade ediliyor.
Tarımda dijitalleşmeden üreticinin doğru veriye ulaşmasına kadar yapılabilecek çok iş var.
O halde tartışmamız gereken rakam kasadaki 200 milyon lira olmamalı.
O 200 milyon liranın hangi projeye dönüştüğü olmalı.
Bir başkanın başarısı kasayı teslim aldığından daha dolu bırakmasıyla elbette ölçülebilir.
Ama tek ölçü bu olamaz.
Üyenin hayatında ne değişti?
Üreticinin işi ne kadar kolaylaştı?
Eskişehir tarımına hangi kalıcı yatırım bırakıldı?
Bence asıl bilanço burada.
“PARA ÇOK OLUNCA ADAY DA ÇOK OLUYOR”
Ömer Zeydan'ın “Para çok olunca başkan adayı da çok oluyor.” şeklindeki yaklaşımını da doğru bulmuyorum.
Bir meslek kuruluşunda birden fazla aday çıkması, kasadaki parayla açıklanmamalı.
Tam tersine, birden fazla adayın olması kurum açısından sağlıklı bir durumdur.
Aday çıkar.
Projesini anlatır.
Mevcut başkan yaptıklarını ortaya koyar.
Üye dinler.
Sonra sandığa gider ve kararını verir.
Demokrasi dediğimiz şey zaten budur.
Üstelik karşısındaki isim de sektörün dışından gelmiş biri değil.
Ahmet Oğuz, ticari geçmişi 1927'ye uzanan bir aile işletmesinin üçüncü kuşak temsilcisi olduğunu söylüyor. Çocukluğundan beri Borsa'nın ve sektörün içinde bulunduğunu anlatıyor.
Dolayısıyla adaylığın nedenini kasadaki paraya bağlamak yerine ortaya koyduğu projeleri tartışmak daha doğru olur.
DEĞİŞİM KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİLDİR
Ömer Zeydan'ın 13 yıllık başkanlık döneminde yaptığı hizmetler vardır.
Bunları yok saymak haksızlık olur.
Ama yapılan hizmetlerin bulunması, yeni bir yönetim talebinin önünü kapatmaz.
Ahmet Oğuz'un söylediği bir cümleyi bu nedenle önemsiyorum:
“Borsa kişilerin değil, üyelerin kurumudur.”
Aslında bütün tartışmanın özeti burada.
Ne Ömer Zeydan Borsa'nın sahibi.
Ne Ahmet Oğuz seçilirse Borsa'nın sahibi olacak.
Sahip üyedir her zaman.
3 Ekim'de de üyeler iki anlayış arasında karar verecek.
Bir tarafta 13 yıllık mevcut yönetim ve onun ortaya koyduğu bilanço...
Diğer tarafta yeni bir yönetim iddiası ve vaat edilen projeler...
Bence bu seçimde tartışılması gereken de tam olarak bu.
Kim daha çok bağırıyor değil.
Kim kimi daha ağır eleştiriyor hiç değil.
Borsa'nın sahip olduğu güç önümüzdeki dönemde üyeye nasıl dönecek?
Üye bunun cevabını kimde daha güçlü görüyorsa tercihini de ona göre yapacaktır.
Çünkü koltuklar geçicidir.
Borsa ise üyelerin ortak kurumudur.
Çünkü koltuklar geçicidir, Borsa ise üyelerin ortak kurumudur.
3 Ekim’e giderken sahadan gelen mesajlara, değişim söyleminin yarattığı karşılığa ve Ahmet Oğuz’un projeleri üzerinden yürüttüğü kampanyaya bakıldığında, Borsa’da yeni bir dönemin kapısının aralandığı görülüyor. Sandıktan ne çıkacağını elbette üyeler belirleyecek; ancak bugün görünen tablo, Ahmet Oğuz’un bu yarışta güçlü bir karşılık bulduğunu ve değişim ihtimalinin hiç olmadığı kadar ciddi olduğunu gösteriyor.





