Birleşmiş Milletler, engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması amacıyla 1992 yılında aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü 'Uluslararası Engelliler Günü' olarak ilan etmiştir.

Ülkemizde engelli hakları yasal dayanaklarını BM Engelli Hakları Sözleşmesi'nden, Anayasa ve 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun, bağlı yönetmelik ve düzenlemelerden almaktadır. İlgili mevzuatlara göre; engellilerin insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde bireysel özerkliğine saygı gösterilmesi, engelliliğe dayalı ayrımcılık yapılmaması, engellilerin bağımsız yaşayabilmeleri ve topluma tam ve etkin katılımları için erişilebilirliğin sağlanması esastır. Ne yazık ki; çıkarılan Kanunlar, yasal düzenlemeler engelli hakları konusunda sürekli ve kalıcı çözümler bulma ve engellilerin topluma kazandırılması noktasında yetersiz kalmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %15’i engellidir. Ülkemizde ise bu anlamda çok net çalışmalar yapılmamış olmakla birlikte dokuz milyon civarında engelli vatandaşımız olduğu ifade edilmektedir.           

Eskişehir Barosu olarak engelli bireylerin yaşamlarını doğrudan etkileyen ve engellilerin toplum yaşamına bütünüyle etkin katılımları önünde engel oluşturan olumsuzlukların ortadan kaldırılması amacının gerçekleşmesi inancıyla birlikteyiz. Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; engelli olmak her insan için bir potansiyeldir ve engelli olmak temel insan hak ve özgürlüklerinden bütünüyle ve koşulsuz olarak yararlanma önünde olumsuz bir durum olarak değerlendirilemez.

            Bugün ülkemizde yaşayan milyonlarca engelli vatandaşımız başta eğitim, çalışma hayatı, ulaşım ve sağlık olmak üzere birçok alanda zorlanıyor, deyim yerindeyse “engellerle karşı karşıya kalıyorlar”. Engelli bireylerin sağlık ihtiyaçlarının, rehabilitasyon hizmetlerinin karşılanması konusunda ciddi eksiklikler söz konusudur. Engellilerin eğitim hakları da yetersiz düzeyde karşılanmaktadır. Devlet ve özel kurumlara bağlı birçok eğitim kurumu fiziksel engelliler için yeterli donanıma ve ekipmanlara sahip değildir. İstihdam politikaları ise engellilerin iş hayatına katılımlarını tam anlamıyla sağlayamamakta, iş ve sosyal güvenlik alanındaki birçok soruna çözüm sağlayamamaktadır. Engelli kontenjanı uygulaması ise sadece ülkemizde kâğıt üzerinde uygulanmaktadır.

Devletler insanların yalnızca insan olmasından ve doğuştan gelen temel haklara sahip olduğu düşüncesiyle, bu hakların kullanılmasını her insan için eşit ve tam olarak sağlamakla, engelli bireylerin Anayasa’dan, yasalardan ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının karşılanması için gerekli düzenlemeleri yapmak, uygulamak ve engellilerin hayata dâhil olabilmelerini sağlamakla yükümlüdür. Türkiye, Engelli İnsan Hakları Sözleşmesini ilk imzalayan ülke olmasına karşın bu sözleşmenin gereklerini maalesef ki tam olarak yerine getirmemektedir. Yapılan düzenlemeler ve gösterilen çabaların gerçek hayata yansımasının, farkındalığın sağlanmasından geçtiği unutulmamalıdır. Bunun ise kısa vadeli siyasi hesaplarla, lütuf ve yardım anlayışıyla değil, hak ve proje temelli sağlıklı bir örgütlenme organizasyonuyla başarılacağı muhakkaktır.

Flört şiddeti eğitici eğitimi verildi Flört şiddeti eğitici eğitimi verildi

            Bizler bugün özellikle engelli bireylerin sorunlarından ayrı düşünemeyeceğimiz engelli meslektaşlarımızın sorunlarına da dikkat çekmek istiyoruz. Engelli avukatların yaşamakta oldukları önemli sorunlardan ikisinin, engelli bireylere yönelik önyargılar ve tutumlar ile fiziksel çevrenin engelli bireyler için yaşanabilir ve erişilebilir olmaması olarak ifade edebiliriz. Maalesef, adliye binalarında dahi engelli avukatların mesleklerini diğer meslektaşlarıyla eşit koşullarda icra edebilmelerine olanak tanımamaktadır.

Bu sorunların çözümüne yönelik olarak ulusal mevzuatımızda bazı düzenlemeler olmasına karşın ne yazık ki, bu düzenlemelerin yetersiz olması yanında, mevzuattaki düzenlemelere rağmen uygulamadaki tutumlar nedeniyle, sorunların çözümündeki güçlükler devam etmektedir. Aynı şekilde cezaevlerindeki iç ve dış mekanlarda da benzeri sorunlar görülmektedir. Engelli avukatların karşılaştıkları temel bir sorun da onlara yönelik, küçümseyici, önyargılı davranış ve algılardır. Bu durum daha açık bir deyişle, engellilere yönelik farkındalık yoksunluğundan kaynaklanmaktadır.

Diğer yandan, kamu ve özel kurum ve kuruluşların da engelli avukatlarla hizmet sözleşmesi yapmaları onlara olan ön yargılar nedeniyle çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Ülkemizde engellilerin hayata katılımının artmasının doğal bir sonucu olarak Hukuk Fakültesi okuyan engelli sayısı artmış ve buna bağlı olarak Engelli Avukat sayısı da artmaya başlamıştır. Barolar olarak bu durumdan sevinç duymaktayız ve engelli meslektaşlarımızın meslek hayatını idame ettirebilmeleri için elimizden geleni yapmaya çalışmaktayız. Ancak gerek iş hayatında rekabetin çetinleşmesi gerek fiziki, sosyal ve maddi yetersizlikler sebebiyle birçok Engelli Avukat mesleğini icra edebilmek için umudunu kamu kurumlarına atanmaya bağlamıştır. Bu tabloya ve bünyelerinde ihtiyaç olmasına rağmen kamu kurumları, engellilere yönelik merkezi alımlarda Avukat kadrosu bildirmemektedir. Buna karşın diğer merkezi alımlarda fazlaca kadro açılmakta ve sözleşmeli personel alımına gidilmektedir. Oysa, mesleki kariyerlerine onca olanak yoksunluğuna rağmen başarılı bir biçimde başlayıp sürdüren engelli meslektaşlarımıza yapılan bu muamele onur kırıcı ve ayrımcı bir muameledir.

Yukarıda ifade edilen sorunların ortadan kaldırılabilmesi şüphesiz öncelikle, engelli bireylere yönelik olumsuz tutum ve önyargıların ortadan kaldırılmasını gerektirmektedir.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde, Eskişehir Barosu Engelli Hakları Komisyonu olarak birlikte “Eşit Hayat Hakkı” mücadelesi verdiğimiz engelli meslektaşlarımızın ve vatandaşlarımızın yanında olduğumuzu bildiriyor ve herkesi bu konuda farkındalığa davet ediyoruz.

Son olarak unutmamalıyız ki; her insan bir engelli adayıdır. Hayatı paylaşmak için engel yoktur. Dünya Engelliler Günü kutlu olsun.”