Memleket Partisi Genel Başkan Vekili ve Parti Sözcüsü ve aynı zamanda Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı olan Prof. Dr. Gaye Usluer ile Covid 19 salgınında son durumundan, salgının neden durdurulamadığını, hükümetin sağlık politikalarına, yaşanan ekonomik krizin etkilerinden erken seçim senaryosuna pek konuyu konuştuk. 

5-26

 Söyleşi Şenay Yıldırım

Kaynak: Manşet Gazetesi 

Memleket Partisi Genel Başkan Vekili ve Parti Sözcüsü ve aynı zamanda Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı olan Prof. Dr. Gaye Usluer ile Covid 19 salgınında son durumundan, salgının neden durdurulamadığını, hükümetin sağlık politikalarına, yaşanan ekonomik krizin etkilerinden erken seçim senaryosuna pek konuyu konuştuk. 
Usluer, “Anketlerde yüzde 30 civarı bir kararsız seçmen oranı var. Bence bu seçmen birinci ve ikinci partiyi belirleyecek. Bu toplumda özellikle de kadınlar ve gençler için umut olabilen kazanacak.” diyor. Gazetemiz okuyucuları için önemli açıklamalarda bulunan Usluer, gündeme ilişkin yanıtladığı sorularımızda önemli değerlendirmelerde bulundu.

WhatsApp-Image-2022-02-16-at-15.46.52

3. DOZ AŞILAMADA TÜRKİYE SONLARDA

Türkiye'de günlük vaka sayısı ne yazık ki 20 bin seviyesinden 95 bin seviyesine çıktı. Sadece son bir ayda 4 bin 800 kişi yaşamını kaybetti. Omicron varyantı, önceki varyanttan yani Delta varyantından daha bulaşıcı yani salgında daha kötü bir sürece mi giriyoruz ölümler hala çok yüksekken neden artık konuşulmuyor? Aşılamalar ne durumda?

Öncelikle salgın bitti mi? Artık korkmayın. Biz bunu başarıyla yönettik deme zamanı mı? Değil. Tüm dünyada Covid-19 ve son çıkan Omicron varyantı bir numaralı sağlık sorunumuz. Ve bu varyant çok bulaşıcı. Neredeyse her iki kişiden biri bu etkenle enfekte durumda. Dünyada da bir takım şeyler, örneğin önlemlerin sıkılığı değişmeye başladı. Çünkü iki yıldır bütün dünya ülkeleri, herkes  yoruldu. Salgının ekonomik ve siyasi etkileri oldu.  Bu nedenle de tüm dünya bir an önce normalleşmeye çalışıyor. İşte tam da bu noktada Sağlık Bakanlığı bu ülkelerde yapılanları  örnek veriyor. Diyor ki; şu ülke kısıtlamaları kaldırdı, bu ülkede artık tedbir yok. Bu yaklaşım ve bu söylemler doğru  değil. Kıyaslama yapabilmeniz  için sizin de o ülkelerle birebir aynı tedbirleri uyguluyor olmanız lazım. Kaldı ki kaldırıldı denilen tedbirler zaten Türkiye’de uygulanmıyor. Bir başka önemli husus ülkeler arasında aşılama oranları aynı değil. Önemli farklılıklar var. Bu da ülkelerin salgına karşı almaları gereken  aksiyonları  değiştiriyor.

WhatsApp-Image-2022-02-17-at-15.15.52

EN AZ 3 DOZ AŞI OLUNMASI GEREKİYOR

Omicron için bizim temel korunma ölçümüz kişilerin en az 3 doz Biontech aşısı ile  aşılanmış olması. Bu aşı Omicron varyantına karşı yüzde yüz  koruyucu değil.  Ancak 2 doz biontech aşısı olanlarla 3. dozu olanları kıyasladığımızda 2 doz olanlarda neredeyse 3 kat daha fazla Covid -19 görüyoruz. Dolayısıyla ülkelerin 3. doz aşılarını yaptırma ya da yaptırmama oranları, o ülkedeki hem vaka hem de ölüm sayısını etkiliyor. Türkiye 3. doz aşılama sıralamasında en sondaki ülkeler arasında.  Bizde 3. doz aşılama oranı yüzde 28’lerde.  Tedbirleri kaldırdı denilen ülkelerde ise bu oran yüzde 60’ların üzerinde. Burada temel ölçek, maske kullanımına devam etmek, 3. doz aşılanma oranlarını arttırmak. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine baktığımızda, Türkiye’de 1 ve 2. doz aşılamanın neredeyse durduğunu görüyoruz.  Diğer taraftan çok sayıda ülke uzun zaman önce 5-18 yaş arasını aşılamaya başladı.  Bizde henüz çocuk aşılaması yapılmaya başlanmadı. Çocukların aşılanmıyor olması bugün Türkiye’de enfeksiyon kaynağının çocuklar olması sonucunu yarattı. Ebeveynlerine de hastalık çocuklar aracılığıyla geçiyor. Şu anda özellikle de kreş çocuklarında enfeksiyon çok yaygın. Türkiye’de şöyle bir yaklaşım var, bu varyant çok hızlı yayılıyor böylece çok da hızlı sona erer. Olabilir mi olabilir ancak bu düşünceyle insanları kendi kaderine terk edip her ay 5 binden fazla kişinin bu hastalıktan ölmesine göz yumulması kabul edilebilir değil. Gripten ölümlerin oranı binde bir iken Covid-19’dan ölümlerin oranı yüzde 1-3 arası. Sağlık Bakanının grip ve Covid 19 kıyaslaması, benzeştirmesi kabul edilemez.

AK PARTİ COVİD-19’DA BAŞARI ÖYKÜSÜ YAZAMAZ

Tüm sağlık çalışanları emeğinin karşılığını eşit bir şekilde almalı Tüm sağlık çalışanları emeğinin karşılığını eşit bir şekilde almalı

Son dönemlerde Covid-19 vakalarında ve ölüm oranlarında bu denli artış varken toplumun buna karşı eskisi kadar duyarlı olunmadığı ve önemsenmediği gözlemleniyor. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Isıtılan kurbağa anekdotunu kullanarak açıklayabiliriz bu durumu. -Kurbağa bir anda kaynayan suya atıldığında dışarı zıplayacakken, soğuk suya konulup yavaşça ısıtıldığında ise neler olduğunu fark edemeyerek yavaşça kaynayarak ölür.- Burada Bakanlığın tutumu, günlük vaka ve ölümleri, kanıksanmış şekilde vermesi, toplumda rehavetin oluşması açısından da etki yapıyor. Toplum mevcut durumu normal kabul etmeye başladı. Hastalık  sıradanlaşmaya, kanıksanmaya başlandı. Oysa bakanlığın özellikle de aşılama konusunda daha fazla açıklama ve çağrı yapması gerekiyordu. 3. doz aşılanmayı çoğaltmak ve aşılamayı vatandaşa benimsetmek de bakanlığın görevi. Biontech aşıları dışarıdan alınıyor ve Türkiye’deki ekonomiyi düşündüğümüzde, mevcudun üzerinde aşılanma olmasını istiyorlar mı acaba, yoksa aşılanan aşılanır aşılanmayan da kendi bilir noktasındalar mı? Düşünmek lazım. Turkovak aşısının faz 3 çalışması bitmeden kullanım onayı verildi. Turkovak’ın koruma düzeyi Sinovac ile benzer.

Özetle AKP’nin Covid-19 salgınından  bir başarı öyküsü yazma şansı yok. Verilerini doğru açıklamayan, salgın yönetimini şeffaf yönetmeyen, ölüm oranlarını doğru yansıtmayan bir sağlık otoritesinden söz ediyoruz. Ancak eğer biterse, salgının  kapanışını bir başarı öyküsüne dönüştürmek istiyorlar.  Çünkü seçime gidilen  süreç başladı. Atılan her aşımı bu minvalde düşünmek lazım.  Dünya ile birlikte hastalıkta bir sönme yavaşlama yakalanırsa, buradan kendilerine pay çıkarmak istiyorlar.

7-10

BEYAZ EYLEMİ DESTEKLİYORUM

Tabipler Odası, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarındaki zorluklar nedeniyle kısa bir süre sonra Beyaz Grev’e çıkacaklarını ifade etti. Siz de bir doktor olarak süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

2020’nin başından bu yana Covid-19 hayatımızda. İki yıldır özellikle de belli branşlardaki doktor ve sağlık çalışanları işlerini daha zor koşullarda yürüttü. Ayrıca bu bir meslek hastalığı ve çok sayıda hekim ve sağlık çalışanı bu meslek hastalığı nedeniyle yaşamını kaybetti. Bu süreçte hekimlerin talepleri oldu. Biz alkışlanmaktan öte, emeğimizin  karşılığını, emekliliğimize yansıyacak özlük haklarımızda iyileştirilmeyi , meslek hastalığı olan bu hastalıkla alakalı bir yasa çıkarılmasını istiyoruz şeklinde.  Sağlık Bakanlığı bu taleplerin hiçbirini yerine getirmedi. Öte yandan sağlıkta şiddet bu dönemde daha da arttı. Diğer taraftan doğal olarak başka hastalıklara karşı hastanelerin ilgisi de azaldı, öncelik Covid 19  oldu. AK Parti’nin yaklaşımı ise sağlık üzerine popülizm yapmak. Yapılanı daha çok göstermek bundan prim yapmak gayesindeler. Bu anlamda hekimleri ve sağlık çalışanlarını sağlık alanındaki aksaklıklara karşı hedef noktası haline getirdiler. SAĞLIKTA ŞİDDET arttı. Beklenen ve olması zorunlu Sağlikta Şiddet Yasası hala çıkmadı.

Bugün birçok hekim yoksulluk sınırı altında maaş alıyor. Bu nedenle Türk Tabipler Birliği öncülüğünde Türkiye’nin her yerinde hekimler 8 günlük beyaz greve gittiler. Tabi ki acil durumları ve sağlık hizmetini de aksatmayacak şekilde. Ben bunu çok doğru, barışçıl ve söylenmesi gerekeni söyleyen ve uyarıcı bir g(ö)rev olarak görüyorum.

KADINA ŞİDDETİ ASLA KABUL ETMİYORUZ

Sağlık çalışanlarına ve kadınlara yönelik şiddet her yıl artıyor ancak şiddeti her koşulda engelleyeceğini net bir şekilde dile getiren bir parti yok diye düşünüyorum. Memleket Partisi’nin bu konuya ilişkim daha net söylemleri olacak mı?

Bizim Memleket Partisi olarak vazgeçmeyeceğimiz, önceliğimiz dediklerimizden bir tanesi kadına ve çocuğa karşı şiddeti asla kabul etmiyoruz. Bunun için de tabi ki kadın erkek eşitliği de var. Mecliste temsiliyeti olan tüm partiler kadını oy verme objesi olarak değerlendiriyor. Konuşmalar ve söylemler de o düzeyde kalıyor. Oysaki gerçek eşitlikiçin kadınların meclisteki temsil oranına ve yerel yönetimlerde kadın belediye başkanları oranlarına bakılması gerekiyor. Önce TBMM’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekiyor.  Bu anlamda önümüzdeki seçim sürecinde gerek basının, gerek STK’ların, tüm siyasi partilere bu konuda  baskı yapması çok önemli. Bunun için yasaya gerek yok.  Siyasi partiler, yasa olmadan da kendi içlerinde eşitliği sağlayabilir. Bu konu aynı zamanda bir samimiyet testi olacaktır. Biz Memleket Partisi olarak gerek bu konuda, gerek gençlerin yaşadığı bunalım, ülkeyi terk etme isteği, intihar eğilimleri ve diğer toplumsal sorunlarla alakalı sesimizi daha yüksek çıkarmak konusunda kararlıyız. Bu sesi çoğaltacak, büyütecek olan da basındır. Sizlere çok iş düşüyor, düşecek.

Benzer şekilde, Genel Başkanımız Sayın Muharrem İnce il il geziyor, vatandaşın sorunlarını dinliyor. Ama basında ne kadar yer alıyor? Bu nedenle basının özgürleşmesi, basın üzerindeki baskının kalkmasını çok önemsiyoruz.

ZAMLAR ACİLEN GERİ ALINMALIDIR

Son zamanlarda üst üste yaşanan zamlar, elektrik zamları, kesintiler, belirsizlik ortamı… Ülke böyle bir krize nasıl geldi, nasıl bu kadar hızlı ilerledi her şey? Ülkenin içine girdiği bu ekonomik krizi, bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada sebep sonuç ilişkisiyle gitmezsek hiç bir sonuca varamayız. Isparta’da günlerce elektrik kesintisi oldu. Organize sanayi bölgelerinde bir hafta üretim durdu. İşletmelere gaz verilmedi. Türkiye enerjide yüksek oranda dışa bağımlı bir ülke. Bu yapısal bir sorun. İkincisi bu yapısal sorunun üstesinden gelebilmek için Türkiye’nin bu tür krizleri çözebilmek için önceden bazı çabalara girişmesi gerekiyor. Örneğin, sanayide üretimin durmasına neden olarak; “İran vanaları kıstı” dediler. Sonrasında İran bir açıklama yaptı: “Türkiye kendi tarafında oluşan doğalgaz aktarım yollarında yaşadığı arıza ve aksaklığı gideremediğinden bu sorun oldu bizden yana bir sorun yok” dedi.

Buna bakıldığında ortada farklı sorunlar olduğu görülüyor. Öte yandan bizim doğalgaz depolarımız var. Yaz aylarında doğalgaza yapılan büyük zam nedeniyle alım yapılmadı. Depolar boşaltıldı. Aynı merkez bankası kara gün akçesinin tüketilmesi gibi. Depolar yeterli oranda dolu olsaydı sanayimiz durmayacaktı.  Yani kara kışa hazırlıksız girildi.

Elektrik konusuna gelecek olursak, tüm dünyada elektrik üreten yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılırken, ülkemizde bu konuda da bir adım atılmadığını görüyoruz. Türkiye’nin öncelikle doğru enerji politikasına ihtiyacı var.

AK Parti 10 yıl önce elektrik dağıtımını   özelleştirdi. Gerekçe olarak rekabetin ucuzluk getireceği, vatandaşın yararına olacağı söylendi. Elektrik dağıtım işi hükümete yakın holdinglere verildi.  Elektrik sürekli pahalılaşıyorsa, sistemin denetiminde sorunlar yaşanıyorsa kazanan kim?Sayıştay denetiminde görülüyorki bu şirketler  enerji bakanlığına aktarması gereken fonları aktarmıyorlar,.TEDAŞ yapmadı gereken  denetimi yapmıyor. Bu şirketlerin denetimden muaf ve cezasız kalmaları hükümetin bu işi onlara nasıl ve niçin teslim ettiğinin de bir göstergesi. Kazananın halk olmadığı açıkça görülüyor.

Elektrik faturalarına yapılan zamlar halkı isyan ettirdi. Özellikle de esnaf için kepenk kapatma noktasına getirdi. Bu mağduriyeti yaratan AK Parti’dir. Bu defa da mağduriyeti gideren rolüne soyunarak Enerji Bakanlığı konuyla ilgilendiklerini söylüyor. Bu samimi değil.

Acilen hızla yapılan zamların geri alınması gerekiyor.

Tekrar kamucu anlayışa, kamusal hizmete geri dönülmelidir.

KARARSIZ SEÇMEN SONUCU BELİRLEYECEK

Bu ekonomik göstergeler bir seçime gidileceğini mi gösteriyor, yaşananlar erken seçimi sizce gündeme getirir mi?

AK Parti’nin attığı her adımı, seçim politikası olarak düşünmemiz lazım. Ama durum o kadar vahim ki, atılan adımlar oy kaybını karşılayacak durumda değil. Örneğin asgari ücrete yüzde 50 zam oldu ama enflasyon o kadar yüksek ki ele geçen o ücret bir karşılık bulmadı. Bir seçim ekonomisinin ve adımlarının çokça olduğu bir dönemdeyiz. Şu anda muhalefet partileri de toplumda AK Parti’nin yerine geçecek bir parti algısı oluşturamamış durumda. Erken bir seçim olmasa da bir yıl sonra bizi bekleyen genel seçim var. Türkiye’nin bunca olumsuzluklarının sahibi belliyken AK Parti’nin hala birinci parti olarak görülmesi ve büyük ihtimalle ikinci tura kalınması öngörülen bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın hala iki adaydan biri olarak görülmesi, siyaseten iyi irdelenmesi gereken bir konudur. Anketlerde yüzde 30 civarı bir kararsız seçmen oranı var. Bence karasız seçmen önümüzdeki seçimin sonucunu belirleyecek.

SEÇMENE UMUT OLACAK PARTİ KAZANACAK

Memleket Partisi bu kararsız seçmeni ve Z kuşağını seçimde nasıl ikna etmeyi planlıyor?

AK Parti’nin oluşturduğu ittifak düzeni, siyasi partileri kendileri olmaktan uzaklaştırdı. 4 benzemez 6 benzemez bir araya geliyor. Bu birliktelikler bir ortak akıl süreci açısından şüphesiz önemli. Seçmeni örgütleyebilmenin, seçmenin oyu için cazibe merkezi olmanın tek gerekçesi “güçlendirilmiş parlamenter sistem” olamaz. Yeterli olmaz. Mutlaka güçlü bir demokrasi vizyonu, bir siyasi vizyon oluşturulmalı ve seçmen ikna edilebilmelidir. Her siyasi partinin bir siyaset vizyonu olmak zorunda. Kendi var oluş nedenini seçmene doğru anlatabilen ve o varoluş nedeniyle seçmene umut olabilecek parti bu seçimin kazanananı olacak.

Laiklik ve demokrasi ayrılmaz unsurlardır.  Türkiye laik bir ülke ve anayasanın değiştirilmez maddelerinden biri laiklik ilkesi.  Bizim, Memleket Partisi olarak  kırmızı çizgilerimiz var. Mustafa Kemal Atatürk’ü tartışmayız, tartıştırmayız. Laiklikten asla vazgeçmeyip,tartışmaktan konuşmaktan çekinmeyiz.  Söyleyin bana laik bir ülkede tarikatların eğitimle, siyasetle işi nedir? 

Kadına şiddetin karşısında dik duracağımızı, toplumsal cinsiyet  eşitliğinden ödün vermeyeceğimizi,  bunların bizim ilkelerimiz, kırmızı çizgilerimiz olduğunu vurguluyoruz. Her türlü ayrımcılığa karşıyız diyoruz. Siyasetten rant elde edilmesine izin vermeyeceğiz diyoruz.

Bu seçimde özellikle kadınlar ve gençler için umut olabilen siyasi parti  kazanacak. Bu net.

SEÇİMDE ÇOKLU ADAY İSTİYORUZ

Cumhurbaşkanlığı seçiminde çoklu aday olmasını doğru buluyoruz.

Çünkü ilk turda seçmen “sevdiğim aday kazansın” diye oy verecek. Dolayısıyla ittifaklar çatı aday çıkardıklarında, seçmenin sevmediği bir aday çıkarılırsa ki bunu 2014 seçimlerinde yaşadık, seçmen sandığa gitmeyecek. Bu da öteki tarafın adayına yarayacak.

İkinci tura her kim/kimler kalırsa, seçmen bu defa “sevmediğim aday kazanmasın” diye oy verecek .  Bu mantıkla seçim süreci yönetildiğinde, Türkiye’nin üzerindeki kara bulutların dağıtacağından eminiz.

Seçim sonrasında olası bir beklenen tablo dışında bir sonuç çıkarsa Türkiye’de bir iç kaos çıkar mı sizce?

Bence çıkmaz, umarım da çıkmaz.

Türkiye zor süreçlerin üzerinden her zaman demokrasi ile kazançlı çıkmıştır.

Ancak AK Parti‘yle geçen 20 yıllık süreçte  hukukun çiğnendiği, demokrasiden çokça ödün verildiği ve demokrasinin sorgulanmaya başlandığını biliyoruz.

Eğer toplumsal baskı artar ve bu sorunlar devam ederse, toplumda bunun karşılığında bir infial için zemin oluşabileceği konusunda   kaygılı olmadığımı da söyleyemem. Bugün ülkenin dört bir yanında halk ve esnaf faturaları yakıp kepenk indiriyorsa bu toplumsal başkaldırının başlangıcı diyebiliriz. Başta ülkeyi yöneten hükümetin ve birinci partinin aklıselim olması ve beklentilere yönelik çözüm adımlarını hızla atması lazım.