Zekiye Doğan: “Hepimiz farklı kültürlerden geliyoruz ama birbirimizi tanıyabilir, uyum içinde yaşayabiliriz diye düşünüyoruz”

Keşkül-ü Fukara Gönüllülük hareketinin kurucusu ve başkanı Zekiye Doğan ile Keşkül-ü Fukara Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üzerine konuştuk. Farklı kültürlerden ve milletlerden pek çok insanı bir araya getiren Keşkül-ü Fukara, kendisini yerel boyutta küçük bir dernek olarak tanımlasa da şu an çok sayıda insana yardım eli uzatıyor. Bu iyilik hareketi; “Sorunları çoğaltmak yerine çözümlerin bir parçası olma” fikrini bizlere aşılıyor, umutsuzluğun, kötümserliğin her yanımızı sardığı bu zamanlarda bir ışık yakıyor bizlere ve yolumuzu aydınlatıyor… Keşkül- Fukara’yı derneğin kurucusu Zekiye Doğan’dan dinledik…

DSC_0451

Öncelikle merhaba, Keşkül-ü Fukara hareketi nedir?

Keşkül-ü Fukara hareketi bir fikirdir. Toplumsal sorumluluklarının bilincinde olan ve ortak noktası gönüllülük olan yüzlerce insanın buluştuğu, birleştiği, emeklerini, zamanlarını, kısaca gönüllerini ortaya koyduğu bir gönül birliğidir. Milliyet, din, dil, cinsiyet veya diğer hiçbir türlü ayrımı yapmaz, yardım ederken kimsenin inancına, etnik kimliğine, diline bakılmaz. Bir kimsenin yardıma ihtiyacı olması Keşkül-ü Fukara gönüllüleri için önemli olan tek şeydir. Hatta bu noktada yardım edilenin insan olması şartı da aranmaz, yardım edilen hayvan, bina yahut doğa/çevre de olabilir.

Keşkül-ü Fukara’da insanlar ne gibi yardımlar alıyor?

Merhaba, biz burada insanların gerçek ihtiyaçlarına odaklanıyoruz ve aslında her işi elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. 700 kadar ailemiz var, 100-150 kadar aileye ise her ay düzenli erzak kartı, bebek bezi yardımı yapıyoruz. Burs verdiğimiz, dershaneye göndererek eğitim desteği sağladığımız öğrencilerimiz var. Geçen sömestr başında maddi durumu uygun olmayan 250 ailemizin çocuklarına okul forması ve içi kırtasiye dolu okul çantaları teslim ettik. Sadece geçen sömestr değil her sömestr başında yapıyoruz bunu. İhtiyaç fazlası ev eşyalarını vermek isteyen gönüllülerimiz oluyor, onlardan o eşyaları alıyor yeni sahiplerine götürüyoruz. Eğer bizim ailelerimizin ihtiyacı yoksa koordinasyonda olduğumuz sahadaki diğer STK’lara yönlendiriyoruz. Mobilya desteği yapıyoruz.  Bunun yanı sıra biri yaz başı biri kış başında olmak üzere yılda 2 defa Özdilek Kültür ve Sanat Merkezi’nde kıyafet pazarı kuruyoruz. Böylece gönüllülerin gönderdiği kıyafetleri ücretsiz bir şekilde ihtiyacı olan insanlarla buluşturmuş oluyoruz. Aslında biz çoğu sivil toplum kuruluşunun yaptığı şeyleri yapıyoruz.

DSC_0454

Eskişehir’i güzellik alanında sanat merkezine dönüştüreceğiz Eskişehir’i güzellik alanında sanat merkezine dönüştüreceğiz

Yardımlarımız 4-6 ay arasında oluyor. Eğer bir ailede çalışabilir durumda olan kadın ya da erkek var belli bir süre yardım sağlıyoruz sonrasında kişilere iş bulmak için destek oluyoruz. Kimsesizlere, engellilere, yaşlılara, kadınlara ve meczuplara ise düzenli olarak yardım ediyoruz. Bizler, onlar ayaklarının üzerine kalkana kadar omuz görevi görüyoruz. Ancak iş bulduktan sonra da bağımızı kopartmıyoruz, manevi desteğimiz hep devam ediyor. Özellikle yetişkin siyahi kadın problemi çok fazla, çoğunlukla insan ticareti yoluyla ülkemize geliyorlar ve onların ayrıca desteğe ihtiyacı oluyor, biz de bunu sağlıyoruz.

Yukarıda bahsettiğimiz beslenme ve barınma gibi ihtiyaçlar en temel ve acil ihtiyaçları oluşturuyor. Sadece temel ihtiyaçları tamam etmekle yetinmiyoruz; kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışıyoruz. Hayatın karmaşası, yokluklar, bir de hastalıklar derken kapısını çaldığımız aile, kendilerine bıraktığımız erzak kartından çok hatırının sorulmasına seviniyor. Düşünsenize kimseniz yok, kapınız çalıyor, birisi size soruyor; evde soba var mı? Yakacağınız var mı, alabiliyorlar mı? Çocukların okulları nasıl? Hastaların ilacı var mı? Bebeğinizin bezi var mı? Hepsini geçtik sadece “nasılsın?” gibi gündelik bir soru bile ihtiyaç sahibi aileyi hayata bağlıyor. Kaldı ki sadece sorduğumuzla da kalmıyoruz, gereğini yapmaya gayret ediyoruz. Duyduklarımız, gördüklerimiz bize sorumluluk yüklüyor. Arkamızı dönüp gidemiyoruz, yastığımız taş oluyor, uyuyamıyoruz. Bu duyguya “diğerkamlık” diyoruz. Aslında bizim kültürümüzün, en temelinde olan duygu “diğerkamlık.” Kendi kendimizi hatırlıyoruz bir nevi…

DSC_0466

Peki bu yardımların belirli bir süresi var mı, ne kadar süre yardım ediyorsunuz?

Yardımlarımız genellikle 4-6 ay arasında oluyor. Lakin bu kuralımız yardım ulaştırmaya gayret ettiğimiz her ailemiz için geçerli değil elbette. Eğer bir ailede çalışabilir durumda olan kadın ya da erkek var, belli bir süre yardım sağlıyoruz. Bu süre zarfında kişilere iş bulmak için destek oluyoruz. iş bulmak için destek oluyoruz. Ancak dediğimiz gibi tahmin edeceğiniz üzere istisnalar var elbet; engellilere, yaşlılara, kimsesiz kadınlara ve meczuplara düzenli olarak yardım ediyoruz.  Bizler, aslında onlar ayaklarının üzerine kalkana kadar onlara destek veren bir omuz görevi görüyoruz. Ancak şunu özellikle belirtmek isteriz ki, onlara hayatlarını ekonomik, sosyal, toplumsal olarak düzene sokmalarına yardımcı olduktan sonra dahi bağımızı onlarla kopartmıyoruz, manevi desteğimizi göstermeye hep devam ediyoruz. Özellikle yetişkin Afrika kökenli siyahi siyahi kadın problemi bulunuyor. Bu kadınlar insan ticareti, iç savaş, iklim krizi yoluyla nedeniyle ülkemize geliyorlar, sıfırdan bir hayata başlıyorlar. Dil bilmiyorlar ve ten renkleri nedeniyle topluma karışmaları güç oluyor, onların ayrıca desteğe ihtiyacı oluyor, biz de elimizden geldiğince bunu sağlamaya çalışıyoruz.

Bu yardımlar gönüllülük esaslı oluyor, bu gönüllüler size nasıl ulaşıyor?

Biz 8 senedir bu gönüllülük hareketinin içindeyiz ve bu sürede çok fazla sivil toplum kuruluşu ile yolumuz kesişti, birçoğuyla iletişim halindeyiz. Ayrıca belediyeler, kadın dernekleri, Sosyal Yardımlaşma Vakıfları, muhtarlıklar, Göç İdaresi ve sığınma evleriyle de ortak çalışıyoruz. Zaten hepimizin ortak noktası bu iyilik hareketi, iyi niyet... Dolayısıyla ihtiyaç sahibi aile bilgileri buralardan bize geliyor zaten. Bütün sivil toplum kuruluşları ile de iletişim halindeyiz. Ayrıca gönüllülerin ulaşması için Facebook ve Instagram adreslerimiz de bulunuyor. Gönüllüden yana bir sıkıntımız yok hamdolsun.

Bağışlarda şeffaflığı nasıl sağlıyorsunuz?

Her ayın ilk Pazar günü dağıtımımız oluyor, bağış yapanlar da isterlerse bu dağıtıma katılabilir ki biz özellikle herkesin dahil olmasını istiyoruz. Sosyal medya hesaplarımızdan özellikle duyurup gönüllülerimiz dağıtımlarımıza davet ediyoruz. Ayrıca Whatsapp’ta aktif bir grubumuz var, bağışa ve dağıtıma dahil olmak isteyenleri grubumuza alıyoruz, bu grubumuz aynı zamanda, en hızlı kararların alındığı, sorunların el birliği ile hızlıca çözüldüğü sosyal bir mecra. Derneğimizde her işimiz resmi ve kurumsal bir disiplin içerisinde yapılsa da hiyerarşik bir yapımız yok; yapılacak işler ve onları yapan kişiler var temel olarak ve herkes eşit derecede bu yapının bir parçası olabilir. Resmi bir dernek olduğumuz için resmi yollardan bağış alıyoruz ve makbuz karşılığı yardım yapıyoruz. Ve düzenli olarak Dernekler Masası tarafından da denetleniyoruz. Gönüllülerimizin ve diğer insanların yapılan işler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak için sosyal medya üzerinde olabildiğince düzenli paylaşımlarda bulunuyoruz. Bunu da ailelerimizin yüzlerini kapatarak, isim paylaşmadan onları incitmeden, kırmadan, mahremiyetlerine saygı göstererek yapmaya çalışıyoruz.

Sanırım eğitime ve uyuma yönelik birçok projeniz var

Bu doğru. Özellikle Anadolu Üniversitesi Topluma Hizmet Uygulamaları dersi kapsamında öğrencilerim ve gönüllülerimizle yıllar içerisinde çok güzel projelere imza attık. Maalesef pandemi nedeniyle bu çalışmalara geçen 2 yıl içerisinde biraz ara vermek zorunda kalmıştık. Ancak bu yıl nihayet -tabir yerindeyse- yeniden sahalara geri döndük! “Tanısan Sen De Seversin: Bir Çocuk Bir Tebessüm” adında bir projemiz var şu an devam eden. Gençlerimiz gerçekten de çok güzel bir iş çıkardılar, Türk, Türkmen, Afgan, Suriyeli ve Kongolu çocuklarımız ve annelerine yönelik 6 haftalık bir proje kapsamında bir yandan çocuklarımızla etkinlikler yaparken bir yandan da ESOGÜ Kadın Sağlığı Merkezi iş birliği ile annelerimize eğitimler veriliyor. Her hafta toplam 40-45 kişi; çocuklar, anneler, gençler, gönüllüler filmler izleniyor, Karagöz ve Hacivat gösterileri yapılıyor, Balmumu Müzesine gidiliyor, kitap okunuyor, resimler yapılıyor, geleneksel sokak oyunları oynanıyor hep beraber. Haftalık olarak tuttukları günlüklerini okuyoruz, hikayeler yazıyorlar, sonra da bir güzel annelerimizin yaptığı kekler börekler çörekler pastaları yiyoruz… En önemlisi yeni dostluklar arkadaşlıklar kuruluyor. Afganlı Kongoluyla birlikte Barış Manço şarkıları söylüyor bağıra çağıra, Türk kuzusu Türkmen balası ve Suriyeli birlikte yağ satarım bal satarım oynuyor Anneler telefon alıp veriyor, dertleşiyorlar, çocuklarını seyrederken gülüşüyorlar. Çocuklar abilerine ablalarına bakıp büyüyünce ne olacakları ile ilgili bambaşka şeyler söylüyorlar artık. Bunları izlerken kalbimiz ümitle doluyor.

Motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?

Bazen bizleri gerçekten üzen durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Özellikle sistemi istismar etmeye çalışanlar ister istemez can sıkıcı olaylara sebebiyet verebiliyor. Ancak bu durumun gerçek ihtiyaç sahiplerini görmemize engel olmasına izin vermiyoruz. Adalet, merhamet ve “Diğerkamlık”, yani; “başkalarının yararını kendi yararımız gibi gözetme”, “benim ihtiyaçlarımdan önce senin ihtiyaçların” anlayışı bizi harekete geçiren en önemli kavramlar. Nihayetinde içimizden kimse buradan herhangi bir ücret almıyor. Hepimiz “sahibinden sahibine” giden güzelliklere vesile olmanın mutluğunu yaşıyoruz. Destek olduğumuz bir ailenin, bir gencimizin, bir kadınımızın aradan geçen bir süreden sonra dönüp bir başka aileye, bir başka gence, bir başka kadına destek verir hale gelmesi… İşte bizim için en büyük bahtiyarlık.