SAADET PARTİSİ İl Başkan Yardımcısı Ramazan Kocaoğlu haftalık basın toplantısında şunları söyledi;

“Krizle Mücadele Etmesi Gerekenler, Krizi Değil Algıyı Yönetmenin Peşinde Koşuyor. Ancak ülkemizin ve insanımızın gerçek problemleri gündemde kalmaya devam ediyor; ne yazık ki kalıcı çözümler üretilmiyor. Gerçek gündemler konuşulmasın diye, her gün bir başka suni gündem üretiliyor ve adeta bir 'sis bombası' sürekli olarak gündemin orta yerine bırakılıyor. İşte bu haftanın sis bombası da ‘marketler zinciri’ üzerinden kopartılan fırtına oldu. Ekonomimiz alev almış, kriz her geçen gün daha da derinleşiyor; ama krizle mücadele etmesi gerekenler, krizi değil algıyı yönetmenin peşinde koşuyor. “Siz elektriğe, gaza ardı adına zam yapacaksınız, üretim maliyetlerini üç ayda üç katına çıkaracaksınız; sonra ekmek fiyatları artınca fırıncıyı, gıda fiyatları artınca marketçiyi suçlayacaksınız. 'Üç Harfli Marketleri' fırsatçılık yapmakla itham edeceksiniz. Çok net ifade ediyorum; bu ülkedeki en büyük fırsatçı, bu iktidarın bizzat kendisidir. Evet, bu ülkenin bir ‘üç harfliler sorunu’ vardır. O üç harfliler de AKP’dir, MHP’dir ve maalesef RTE’dir!

Bu ülkede; zamların da, enflasyonun da, hayat pahalılığının da, yolsuzluğun ve yoksulluğun da tek sorumlusu bizzat Cumhurbaşkanı ve ortaklarıdır!” Türkiye Hayal Edilemez Bir Noktaya Geldi! Gerçekten de Türkiye, 5 yıl öncekine göre bambaşka bir noktaya geldi! 5 yıl önce vatandaşlara; ‘kiralayacak ev bulmakta zorlanacaksınız’, ‘evinize iki maaş girse de ay sonunu getiremeyeceksiniz’, ‘dolar 18 lira, enflasyon da % 85 olacak’ denseydi, herhalde kimse bu söylenenlere inanmazdı. Fakat ne yazık ki bugünün Türkiye’sinde; çocukların açlıktan okul sıralarında baygınlık geçirdiği, büyükşehirlerin merkezlerinde barınmanın çok zorlaştığı, tek maaşla geçinmenin imkansız hale geldiği, iki maaşla geçinmenin de zorlaştığı bir tablo ile karşı karşıyayız.

 Her hafta dile getirdiğimiz ekonomik durumu, rakamlar çok daha net ortaya koyuyor. İşte tüm bu olan biten karşısında; suçluluğunun konuşulmasını istemeyen AK Parti iktidarı, sıranın kendisine gelmemesi için her ay başka bir konuyu konuşturmaya çalışıyor. Enflasyondaki artışta; faiz lobilerini, dış güçleri, pandemiyi, stokçuları, Rusya-Ukrayna savaşını sorumlu gösteren iktidar, şimdi de dikkatleri dağıtmak için zincir marketleri gündeme getiriyor. Ekonomi yönetimindeki akıl dışı politikaların üstünü örtmek için ortağı ile birlikte, enflasyonun sebebi olarak zincir marketleri gösteriyor. 2010 yılında; ‘Mahalle arasında bakkal olayı bitmiştir.

Marketler, süpermarketler halinde bunu aşmanın gayreti içinde olacaklar’ diyerek, Zincir marketlerin gerekliliğine vurgu yapan Sayın Erdoğan, şimdi ‘gölge boksu yapmak için yeni hayali düşman’ olarak bu marketleri karşısına almış gibi görünüyor. Marketler taşlanıyor, çalışanlar belediye ekipleri tarafından azarlanıyor, mafyavari kişilikler yalnızca hükümetin yol açtığı pahalılığı ‘raflardaki mallara yansıtmak durumunda kalan’ iş adamlarına hakaretler yağdırılıyor. Maaşlı trolleri, kadrolu gazetecileri, sadakatli yorumcularıyla hayat pahalılığının tüm sorumluluğunu zincir marketlere yıkma gayretindeler. İnsanlara çözüm yollarını gösteremeyen iktidar mensupları ancak insanları tehdit eder, çözümü tehditte ararlar.” Pahalılığın Sebebi Zincir Marketler Değil AK Parti ve Cumhur İttifakı’dır “Adı geçen marketlere zaten hiç gitmeyen tuzu kurular, şimdi boykot çağrısı yapıyor” “İnsanlara ‘doları boykot edin’ çağrısı yapıp, ‘kendileri dolar istifleyenler’ yapıyor tüm bunları! Fakat bilinmelidir ki, bugünkü hayat pahalılığının sebebi üç harfli marketler değil tek adamlı bu yönetim anlayışının çaresizliğidir. Pahalılığın sebebi zincir marketler değil, MHP’ye prangayla bağlı olan AK Parti’dir, Cumhur İttifakı'dır; alınan tutarsız kararlar, uygulanan yanlış politikalardır.

Daha önce defalarca örnek verdik; enflasyonda, gıda fiyatlarında, enerjide, sefalet endeksinde hep en kötü ülkeler arasındayız. Bazı verilerde ise dünya birincisiyiz; kötülük noktasında! Eğer iktidarın dediği gibi, tüm bu tablonun sorumlusu birkaç marketse vay halimize! Herkes biliyor ki; ekonomiyi bu kadar kırılgan hale getirdiği için bu iktidar suçludur. Bir başka açıdan, eğer ülkedeki ekonominin bu kadar kötüye gitmesine marketler sebep oluyorsa, ekonomi yönetiminde birkaç marketle baş edemeyen bu iktidarın beceriksizliği daha da vahimdir.” “İktidar, bu marketlerin pahalılığı artırdığını ileri sürüyor. Peki, Tarım Kredi Kooperatifi marketlerindeki fiyatlar, zincir marketteki fiyatlardan çok mu farklı? Aksine bir kısmı, daha da fazla! 25 kalemlik bir alışveriş sepetinde Tarım Kredi marketlerindeki fiyatlar ile malum marketler arasında yalnızca 25 kuruşluk bir fark var.

 Sadece ‘25 kuruşun siyaseti’ni yapıyorlar. Enflasyon maalesef bunu da etkiledi, eskiden olsa 3 kuruşluk siyaset derdik.” “Peki devlet kurumları ve vakıflara ait lojmanlardan neden % 100’e varan kira artışı isteniyor? İktidar şimdilerde, başka yeni bir algının hamurunu da şekillendirme çabasında. TÜİK’e göre % 85’e varan enflasyon bu ay baz etkisiyle bir miktar düştü gibi gözüküyor. Şimdi önümüzdeki 5 ay boyunca gıda fiyatları % 5 artsa bile gıda enflasyonu baz etkisiyle 30 puan düşmüş gibi görünecek. İktidar % 10’lardan % 80'lere çıkardığı enflasyonu ‘bakın şimdi nasıl düşürdük’ diye tafra atacak ama marketlerdeki fiyatlar artmaya devam edecek. Zaten herkes biliyor ki, TÜİK rakamları da gerçeği tam olarak yansıtmıyor.” “Ancak bilinmelidir ki bu durum, yükselişin zaten Kasım 2021'de başlamış olmasından kaynaklanıyor.

 TÜİK'in 2 yıllık TÜFE enflasyonuna bakarsak, enflasyondaki artışın devam ettiğini görürüz. Ama milletimiz artık yandaş televizyon ekranına değil; buzdolabındaki raflara, yandaş gazetelere değil sofrasının üstündeki tabağa bakıyor. Beştepe’deki birkaç bin dönümlük arazide her şey yolunda olabilir; ama ülkemizin her bir sokağında, her bir mahallesinde, her şehirde ve semtte insanlar artık en temel ihtiyaç maddelerini alırken iki kere düşünmek zorunda kalıyor. Market sıralarında, sokaklarda, okul kantinlerinde 8-10 yaşındaki çocuklar bile, hemen her hafta her şeye zam geldiğini konuşuyorlar. Yani yavrularımız bile ekonomiyi konuşurken, iktidar ve ortakları her konuyu konuşmalarına rağmen; ekonomiyi bir türlü konuşma cesareti gösteremiyorlar!” 2023 Yılı; Değişim ve Dönüşüm, Onarım ve Atılım Yılı Olacak “Türkiye de bugün maalesef uygulanan yanlış politikalar ve yürütülen yanlış siyaset tarzı yüzünden; ülkemiz bugün hiç olmadığı kadar kutuplaşmış ve kamplara ayrılmıştır. Olağanüstü uygulamalar olağan hale gelmiş, baskı ve tahakküm artmıştır. Devletin omurgasını oluşturan kurumlar yıpratılmıştır.

Ekonomi dar boğaza girmiş, tarım ve hayvancılık tükenme noktasına gelmiştir. Dış politikada büyük bir kargaşa yaşanmaktadır; koskoca bir ülke sabah bir yana akşam diğer yana savrulur hale gelmiştir. Adalet sistemi iflas etmiş, mağdurlar ordusu oluşturulmuştur. Rüşvet, iltimas, adam kayırma, torpil ve partizanlık sıradanlaşmıştır. Eğitim yazboz tahtasına dönmüş, aile yapısı bozulmuş, suç ve şiddet artmıştır. Aziz milletimizin geleceği, yanlış yatırımlar nedeniyle ipotek altına alınmıştır. Gençlerimiz gelecekten ümitsizdir ve yarınlara dair umutları kırılmıştır maalesef. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün derinleşmiş ve Milli gelirde işçinin payı azalırken sermayenin payı artmıştır. Yılın daha ilk on ayında dış ticaret açığı 100 milyar dolara yaklaşmıştır. Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 100 liralık anapara için 142 lira faiz yükü 85 milyon insanın sırtına yüklenmiştir. Daha da vahimi, israf ve yolsuzluk had safhaya ulaşmıştır.

SES heyetinden Başkan Büyükerşen’e ziyaret SES heyetinden Başkan Büyükerşen’e ziyaret

” Saadet Partisi 2023 Vizyonu “Türkiye’yi bu vizyonsuzluktan, bu krizden çıkarmak için 2023 yılı bir fırsattır. Çok açık ve net olarak söylüyorum; Türkiye’nin Milli Görüş anlayışına ve vizyonuna bugün hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardır. Bizim vizyonumuz; ‘Kardeşçe Yaşanılan bir Türkiye’dir. Kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmadığı, insanlarımızın kendi inanç ve düşüncüleri ile özgürce ve kardeşçe yaşayacağı bir Türkiye inşa etmek zorundayız ve bunu başarmakta kararlıyız. Bizim ekonomik vizyonumuz; ‘Kaynakları Gösterişe Değil, Üretime Tahsis Eden bir Ekonomi Modeli’dir. Biz bugünkü anlayışın tam tersine; itibardan tasarruf ederek, kaynakları kendi şahsi çıkarlarımıza değil milletin cebine aktaracağız. Biz itibar kazanmak için 5 kuruş para harcamayacağız! Tüketime ve gösterişe ayrılan kamu kaynaklarını, üretime ve istihdama yönlendirerek, hızlı ve yaygın bir kalkınma hamlesi başlatmakta kararlıyız! Bizim vizyonumuzda; ‘Torpil Değil Liyakat Esas’tır. Eğitimden istihdama, kamu ihalelerinden atamalara kadar her alanda adam kayırma, torpil ve iltimas ortadan kaldırılacak; liyakati esas alan adil bir anlayış hakim olacaktır.

 İster bize yakın olsun ister olmasın; işi ehline vereceğiz, parti devletini ortadan kaldıracak, milletin partisi konumunda 85 milyonun her birine hizmet götüreceğiz.” Sultanlarda Dahi Olmayan Bir Yetki İle Bu Ülkenin Yönetilmesine Müsaade Edilmeyecek “İktidarımızda hiçbir şart ve konjonktür, hukuk kurallarının ve evrensel hukuk ilkelerinin çiğnenmesini meşrulaştıramayacaktır” diyen Genel Başkanımız, “Bu anlayış çerçevesinde; ‘Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Mutlaka Uygulanacaktır.’ Yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle birlikte Meclis'in, yürütme üzerindeki denetim gücü elinden alınmış, yürütmeyi denetlemesi gereken yargı da yürütmenin emrine verilmiştir. Sultanlarda dahi olmayan bir yetki ile bu ülkenin yönetilmesine müsaade edilmeyecektir. Haksızlık yapan Cumhurbaşkanı da olsa, onun karşısında hakkın söylenebileceği bir dönemi özlüyoruz biz. Cumhurbaşkanı da bir insandır, yanlış yapabilir, nefsine kapılabilir; bunu dile getirmek görevlilerin üzerinde bir vecibedir. Zalim sultan karşısında hakkı söylemek en büyük görevdir; bu bizim inancımızın temelidir.” “Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde yabancı ve yerli tekellere haraç mezat satılmıştır.

Bunun neticesinde ülke ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili sektörler dâhil tüm birikimlerimiz milletimizin elinden çıkarılmıştır. İktidara gelince kolları sıvayacak ve bu tesislerimizi sil baştan tekrar inşa edeceğiz” Emeklilerimizin Yüzünü Güldüreceğiz “Emekli aylıkları bağlanırken yalnızca kişilerin ödedikleri prim tutarları ve sistemde kaldıkları süre dikkate alınmaktadır. Bağlanan asgari aylıklarla, asgari geçim düzeyi ilişkilendirilmemektedir. İktidarımızda; açlık sınırı altında aylık alan emeklimiz kalmayacaktır. Emeklilerimizin maaşlarına her yıl ‘Refah Payı’ adı altında, en az o yılın büyüme oranı kadar ilave zam yapılarak, ekonomik büyümeden pay almaları sağlanacaktır. Aynı şart ve özelliklere sahip emeklilere ödenen farklı emekli aylıkları arasındaki eşitsizlik giderilecektir.” Rant Odaklı değil, İnsan Odaklı Çözümler Üreteceğiz “İktidarımızda kadına yönelik her türlü şiddetin karşında duracak, bu konuda asla taviz verilmeyecektir. Şiddet mağdurlarının mağduriyetlerini gidermek adına, uygulamada mevcut olan her türlü yasal engeli ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılacaktır. ‘Aile Stratejisi’ geliştireceğiz. Milletin temeli ailedir.

Sağlam bir aile yapısı, ülkede huzur, barış ve dayanışmanın teminatıdır. Bu yapıyı korumak ve güçlendirmek için her türlü tedbir alınacaktır. Aile kurumunun güçlendirilmesi milli bir görev olarak benimsenecek ve bu amaçla ‘Aile Stratejisi’ geliştirilecektir. Birinci dereceden çocuğa ve aileye zeval getirebilecek ahlakı tahrip edici unsurların önüne geçmek için tıpkı Milli Güvenlik Kurulu gibi ‘Aile, Çocuk ve Kadını Koruma Yüksek Kurulu2 oluşturulması gündeme getirilecektir. Engellilerin Önündeki Engelleri Kaldıracağız. ‘Engelliler İçin Engelsiz Bir Türkiye ve Engelsiz Bir Dünya’ hedefini gerçekleştirmek en önemli hedeflerimizden birisi olacaktır. Engelli vatandaşlarımıza yaptığımız hiçbir hizmeti bir lütuf olarak görmeyeceğiz. Rant odaklı değil, insan odaklı çözümler üreteceğiz. ‘Çalıyor ama çalışıyorlar’ anlayışına son verecek, çalmadan da çalışabileceğini göstereceğiz. Asgari ücrette açlık sınırı değil ‘İnsanca Yaşam’ ücreti hedeflenecek. Asgari ücreti açlık sınırı ile ilişkilendirmekten vazgeçecek, Milli Gelirden adil pay alan ‘İnsanca Yaşam Ücreti’ne dönüştüreceğiz. Ülkemizde ve bölgemizde barış ve sükuneti sağlayacağız. D-8'leri etkin hale getirecek ve kesinlikle ülkemizi ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olmaktan kurtaracağız. Kısaca söylemek gerekirse; Biz biliyoruz ki; ‘Hak gelince, bâtıl zâil olur’ biz inanıyoruz ki; hak gelecek, bâtıl zâil olacak!”