Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Eskişehirli Fatma Karanfil’in çocukluğunda dedelerinden dinlediği Kurtuluş Savaşı hatıraları, Eskişehir’in işgal yıllarında cephe gerisinde verilen mücadelenin çarpıcı ayrıntılarını ortaya koyuyor. Gençlerin çarşaf giydirilerek yaşlı gibi gösterilmesinden etlerin kuyularda saklanmasına, bakır ve demirlerin toprağa gömülmesinden yemek kokusunun çamaşır kazanlarıyla gizlenmesine kadar anlatılanlar, 1921 Eskişehir’inin direniş ruhunu gözler önüne seriyor.
4 Haziran 2024’te hayatını kaybeden Yeşilçam oyuncusu Fatma Karanfil’in çocukluk hafızasında, memleketi Eskişehir’e ilişkin çok özel bir Kurtuluş Savaşı hikâyesi bulunuyordu.
Karanfil henüz ilkokula başlamadan önce babası tarafından bir “dedeler toplantısı”na götürüldü. Küçük Fatma’nın karşısına oturan yaşlıların ilk sözleri ise yıllar sonra bile hafızasından silinmedi:
“Bu masal değil. Dinle, düşün, öğren...”
Anlatılanlar, Kurtuluş Savaşı’nın en çetin dönemlerinden biri olan 1921 yazına uzanıyordu.
Düşmanın geleceği üç gün önceden haber verildi
Aileden aktarılan hatıralara göre düşman kuvvetlerinin Eskişehir’e yaklaşmakta olduğu haberi yaklaşık üç gün önceden atlılar tarafından şehre ulaştırıldı.
Bunun üzerine Eskişehir’de büyük bir hazırlık başladı.
Düşmanın eline geçebilecek demir kapılar, çitler, bakırlar, gümüşler ve çeşitli metal eşyalar toplandı. Bunların eritilerek silah ve mühimmat yapımında kullanılmasını önlemek amacıyla metrelerce derinliğe gömüldüğü, üzerlerinin ise tonlarca kömürle kapatıldığı anlatıldı.
Evlerde yemek pişirebilmek için yalnızca toprak çömlekler bırakıldı.
“Karanfilin Mustafa” da cephe yolundaydı
Eli silah tutan erkeklerin önemli bölümü Mustafa Kemal Paşa’nın ordusuna katılmak için yola çıkarken, kadınlar da askerlerin yemek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere mücadeleye destek verdi.
Büyükbaş hayvanlar, koyunlar ve kuzular da beraberlerinde götürüldü.
Gidenler arasında Fatma Karanfil’in dedesi Mustafa da bulunuyordu.
Sol kaşının karanfil gibi kıvrılmasından dolayı kendisine “Karanfilin Mustafa” denildiği aktarılıyordu.
Fatma Karanfil’in babası ise o günlerde henüz 5-6 yaşlarında bir çocuktu.
Etleri Kalabak yakınlarındaki kuyularda sakladılar
Şehirde kalanların mücadelesi ise farklı biçimde devam etti.
Anlatıya göre geride kalan bazı hayvanlar kesildi. Etlerin düşman askerlerinin eline geçmemesi için Kalabak Suyu yakınlarındaki doğal kuyular kullanıldı.
Etler kuyulara sarkıtıldı, üzerleri bitkilerle kapatılarak gizlendi.
Tavuk ve horozlara ise dokunulmadı. Çünkü tavuklar yumurta vermeye devam ediyordu.
Gençleri yaşlı gibi gösterdiler
Hatıralardaki en dikkat çekici bölümlerden biri, şehirde kalan gençlerin saklanması için bulunan yöntemdi.
13-15 yaşlarındaki kız ve erkek çocuklarına çarşaf giydirildiği, ellerine eldiven ve baston verildiği anlatılıyordu.
Gençlere iki büklüm yürümeleri öğretildi.
Böylece sokağa çıkmak zorunda kaldıklarında veya evler düşman askerleri tarafından arandığında, gençlerin yaşlı kadınlar ve ihtiyarlar gibi görünmesi amaçlanıyordu.
Et sırtta “kambur”, karında “göbek” oldu
Kuyularda saklanan etlerin evlere ulaştırılması için de ilginç yöntemler geliştirildi.
Sabah namazı vakitlerinde kuyulardan çıkarılan etlerin bir bölümü insanların sırtlarına yerleştiriliyordu. Dışarıdan bakıldığında bu et parçası bir “kambur” gibi görünüyordu.
Bir başka parça ise karın bölgesine saklanıyor ve kişinin göbekli görünmesini sağlıyordu.
Bu yöntemle etlerin dikkat çekmeden evlere taşındığı aktarılıyordu.
Yemek kokusunu gizlemek için çamaşır kazanları kaynatıldı
Ancak etin eve ulaştırılması sorunu çözmüyordu. Bir başka tehlike daha vardı: Pişen etin kokusu.
Fatma Karanfil’in “ata ninelerim” diye anlattığı kadınlar buna da bir çözüm buldu.
Evlerin önünde büyük kazanlarda çamaşır suyu kaynatıldığı ve oluşan keskin kokunun içeride pişirilen etin kokusunu bastırmak amacıyla kullanıldığı anlatıldı.
Böylece eldeki yiyeceklerin düşman askerleri tarafından fark edilmesinin önüne geçilmeye çalışıldı.
Savaş bitti, gömülen eşyalar yıllarca arandı
Düşman Eskişehir’den çekilip savaş sona erdikten sonra hayat yavaş yavaş normale dönmeye başladı.
Ancak savaş öncesinde toprağın metrelerce altına gömülen eşyaların tamamına hemen ulaşılamadı.
Fatma Karanfil’in aktardığı aile hatıralarına göre yaz aylarında babalar ve ağabeyler ellerinde kazma ve küreklerle gömülen eşyaları aramaya çıktı.
Bakırlar, gümüşler ve demirler yıllar sonra yeniden toprak altından çıkarıldı.
Bu eşyalardan bazıları Fatma Karanfil’e kadar ulaştı ve ailesinin Kurtuluş Savaşı yıllarından kalan hatıraları olarak korundu.
Karanfil, çocukluğunda dinlediği bu hikâyeleri yıllar sonra anlatırken atalarına duyduğu hayranlığı şu sözlerle ifade ediyordu:
“Vay vay vay... Akıllı kahraman atalarımız...”
Eskişehir'den Yeşilçam'a uzanan bir hayat
Bu hatıraları yıllar sonrasına taşıyan Fatma Karanfil’in kendi yaşam öyküsü de Eskişehir’de başladı.
3 Şubat 1952’de Eskişehir’de dünyaya gelen Karanfil, çocukluk yıllarının ardından 1960 yılında ailesiyle İstanbul’a taşındı.
Oyunculuğa ilgisi çok küçük yaşlarda ortaya çıktı. Henüz çocukken Eskişehir’de kendisine bir filmde oynama teklifinde bulunulduğu, ancak ailesinin bu teklifi kabul etmediği aktarılıyor.
Onun sanat hayatındaki asıl dönüm noktası ise İstanbul’da gerçekleşti.
15 yaşında tiyatro eğitiminin kapısını açtı
Ortaokulu bitirdiği dönemde LCC Drama Okulu’nun bir kız ve bir erkek öğrenciye burs vereceğini öğrenen Fatma Karanfil, henüz 15 yaşındayken sınava girdi ve burs kazandı.
Burada Muhsin Ertuğrul, Haldun Taner, Ayla Algan, Beklan Algan ve Nurettin Sevin gibi Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden eğitim aldı.
1968 yılında Ses dergisinin düzenlediği yarışmada üçüncü olması ise Yeşilçam’ın kapılarını açtı.
Henüz 16 yaşındaydı.
Karanfil kısa sürede dönemin dikkat çeken genç oyuncularından biri haline geldi. “Keloğlan Aramızda”, “Fosforlu Cevriyem” ve “Yaşamak Ne Güzel Şey” gibi yapımlarda rol aldı.
Yeşilçam’ı bırakıp Londra’ya gitti
1970’li yılların ortasında Türk sinemasındaki değişim üzerine farklı bir karar alan Karanfil, sinemadan uzaklaştı.
1976-1980 yılları arasında Londra’da yaşayarak tekstil eğitimi aldı.
Daha sonra yeniden oyunculuğa dönen sanatçı, hayatının ilerleyen dönemlerinde sağlık sorunlarıyla da mücadele etti. 1998 yılında meme kanseri teşhisi konulan Karanfil, tedavisinin ardından yeniden sanat yaşamına döndü.
2000’li yıllarda televizyon projeleriyle yeni kuşakların da tanıdığı bir isim haline geldi. 2008-2010 yıllarında yayımlanan “Aşk-ı Memnu” dizisinde canlandırdığı Şayeste karakteriyle geniş izleyici kitlesinin hafızasında yeniden yer edindi.
Eskişehirli sanatçı 72 yaşında hayatını kaybetti
Fatma Karanfil, 4 Haziran 2024’te İstanbul’da 72 yaşında yaşamını yitirdi.
Geride onlarca film ve diziyle birlikte, çocukluğunda Eskişehirli büyüklerinden dinlediği çok özel bir Kurtuluş Savaşı hafızası bıraktı.
Onun aktardığı hikâye, Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca cephede silah taşıyan askerlerle kazanılmadığını; şehirlerde yiyeceğini saklayan, çocuklarını koruyan, elindeki malzemenin düşmana geçmesini önleyen ve bütün imkânsızlıklara rağmen hayatta kalmaya çalışan insanların da mücadelenin parçası olduğunu hatırlatıyor.
Fatma Karanfil’in çocukken karşısına oturtulduğu o “dedeler toplantısı”nda kendisine söylenen üç kelime ise bugün hâlâ bu hikâyenin özeti niteliğinde:
DİNLE. DÜŞÜN. ÖĞREN.
Kaynak/Derleme: Ali Tekin Çam’ın Fatma Karanfil’in aile hatıralarına ilişkin aktarımı ve sanatçının yaşam öyküsüne ilişkin biyografik bilgiler.





