Saadet Partisi İl Divan Toplantısı Taşbaşı Kırmızı Salo’nda gerçekleştirildi.


Genel Başkan Yardımcısı  Hasan Bitmez'in katılımlarıyla gerçekleşen toplantıda gündem değerlendirildi. Burada bir konuşma yapan Bitmez, “
 
BİZİM SİYASET ANLAYIŞIMIZ;
-Kutuplaştırıcı değil Kucaklayıcı,
-Ayrıştırıcı değil Birleştirici,
-Kuvveti değil Hakkı Üstün Tutan,
-Siyasi Rantı değil Hizmeti Esas Alan bir anlayıştır.

BİZİM YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ;
-Adalet, Liyakat, İstişare, Ahlak, Şeffaflık ve Denetim ile Plan ve Programı esas alır.

Saadet Partisi olarak vizyonumuzu şu beş başlık altında özetliyoruz:
-Özgürlüklerin Teminat Altına Alındığı bir Türkiye,
-Tam Bağımsız bir Türkiye,
-Müreffeh bir Türkiye,
-Güçlü bir Türkiye,
-Öncü bir Türkiye...

Bunların neticesinde ise 3 temel hedefimiz var;
-Yaşanabilir bir Türkiye,
-Yeniden büyük Türkiye,
-Yeni ve Adil bir Dünya...
Biz Saadet Partisi olarak ilke ve değerler siyaseti yürütüyoruz. Ne yaptığımız, nasıl ve niçin yaptığımızı gayet iyi biliyoruz.
-Devleti ayakta tutanın adalet olduğunu çok iyi bilenleriz. Devleti değil, devleti ayakta tutan adaleti kutsal kabul eden bir anlayışımız var bizim.
-İnancımızın gereği olarak, insanların temel hak ve özgürlüklerini kutsal sayar; hiçbir pazarlığa konu edilmesine rıza göstermeyiz!
-Biz, adaletin yerli yerine oturtulması için gayret gösteriyoruz. Bizim korumamız gereken şey adalettir, mazlumların, mağdurların ve mazlumların hakkıdır.
-Her şeyi alınacak oyları tartarak hesap edenlerin aksine bizler, zalimlerin ve sömürü ve sömürgecilerin karşısında her daim mazlum biçarelerin yanında yer almaya devam edeceğiz.
-İnancımız bize bunu emreder, oy alacağız diye inancımızın gerekliliklerini asla çiğnemeyiz. İktidardakiler ile aramızdaki temel fark da budur.

"SİS BOMBALARI" İLE GÜNDEMİ DEĞİŞTİRİYORLAR
Zaman hızla akıyor, birtakım konular gündeme geliyor, birkaç gün içerisinde bir başka konuyla gündem tekrar değişiyor.
Ancak ülkemizin ve insanımızın gerçek problemleri gündemde kalmaya devam ediyor; zira ne yazık  ki kalıcı çözümler üretilmiyor.
Gerçek gündemler konuşulmasın diye, her gün bir başka suni gündem üretiliyor ve adeta bir 'sis bombası' sürekli olarak gündemin orta yerine bırakılıyor.
Bir hafta bu sis bombası "nas tartışması" oluyor, bir başka hafta "market zincirleri" oluyor, bir başka hafta sosyal medyada infiale sebep olacak üretilmiş gündemler...
Ekonomimiz alev almış, kriz her geçen gün daha da derinleşiyor; ama krizle mücadele etmesi gerekenler, krizi değil algıyı yönetmenin peşinde koşuyor.

SEÇİM YAKLAŞTIKÇA HER HAFTA SÖZDE YENİ BİR "MÜJDE" AÇIKLIYORLAR
Seçim yaklaştıkça her hafta, bazen de abartarak her gün sözde müjdeler açıklıyorlar. Bir sonraki hafta o müjdenin heyecanı sönünce de; "acaba bu sefer ne verebiliriz" diye elde avuçta kalanı ortaya koymaya çalışıyorlar. 
Son müjdelerden bir tanesi de gençlere verilen burs miktarının güncellenmesi oldu. Güncelleme diyorum; çünkü gerçek anlamda bir artıştan söz edemiyoruz. 
Lisans öğrencileri için burs miktarı 850 liradan 1250 liraya çıkarıldı. Bu fiyat güncellendi; fakat öğrencinin içtiği kahve, yediği yemek, giydiği kıyafet, gittiği sinema, aldığı kitaplar, bindiği toplu taşıma, verdiği kira da günden güne artıyor. 
Enflasyon üç haneye çıkmışken, dolar bazında iki haneli kalan bu burslar hangi öğrenciye yetecek?

GEÇEN YILIN 2825 LİRASI, BU YILIN 5500 LİRASINDAN DAHA DEĞERLİYDİ
Milletimizi ilgilendiren önemli başlıklarından birisi de asgari ücret konusu. İktidar, şimdi aynı algıyı asgari ücret üzerinden yapmayı planlıyor. Asgari ücreti arttırarak, alım gücünü koruyabileceğini düşünüyor.
Bir kez daha “dağ fare doğurdu!”  8500 Açlık sınırının üstünde.
Oysa hepimiz biliyoruz ki; geçen yılın 2825 lirası, bu yılın 5500 lirasından daha değerliydi.
Önümüzdeki yılın 8500 lirası 2022 nin 5500 lirasından daha değerli olacak. 
Yapılan artışın etkisinin birkaç ay süreceğini öngörmek için "ekonomist" olmaya gerek yok diye düşünüyoruz.
Üstelik iktidar, tüm bunları kendi kesesinden lütfediyormuş gibi, millete tepeden bakarak yapıyor.
Sanki milletimiz, ekonomik zorluklara rağmen bütçede hedeflenen vergi gelirinin çok üstünde vergi vermemiş, faturalarından bile devlete kaynak aktarmamış da; iktidar, kendi kasasından bunu dağıtıyormuş gibi ikramda bulunduklarını ima ediyorlar neredeyse. 
Eleştirenlerin sırtında küfe yok diyor.
Merak etme senin sırtından o küfeyi alacağız.
Sırtlarındaki küfede milyarca doları taşıyorlar ama emekçinin alın terinin hakkını taşıyamıyorlar! 
Bu iktidar, bu anlayış ve bu zihniyet değişmeden sonuç değişmeyecek! Asgari değil, “İnsanca Yaşam Ücreti” için geri sayım başlamıştır…

İKTİDAR, MİLLETİN MEMNUNİYET DEĞİL MİNNET DUYMASINI İSTİYOR
Şecaat arz ederken sirkatini söyler gibi “Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir” diyor Maliye Bakanı…
İktidar, milletin memnuniyet duymasını değil kendisine minnet duyulmasını istiyor. Sürekli ihsanda bulunan bir edayla, milletin kaynaklarını enflasyonu artırma pahasına seçim ekonomisi için harcayıp; bir de kendilerine şükran duyulmasını bekliyorlar.
Çok net söylüyoruz: Açlık sınırının 7 bin liranın, yoksulluk sınırının da 25 bin liranın üzerinde olduğu bir ülkede asgari ücretin 8.500 lira olması tek kelimeyle zulümdür. Emeğe zülümdür, emekçiye zulümdür, alın terine zulümdür, insana zulümdür!
Bu rakamlara rağmen hala, “çalışandan fedakârlık istemek” ise bir trajedidir. Bu millet yeterince fedakârlık yaptı. Asıl fedakârlık yapması gereken iktidarın ta kendisidir. Sadece israf politikalarından vazgeçseler, asgari ücretli abad olur!

ASGARİ ÜCRET GENEL ÜCRET HALİNE GELİYOR
Türkiye, Avrupa’da Euro bazında en düşük asgari ücret veren ülke konumundayken; asgari ücretli oranı en yüksek olan ülke aynı zamanda. Her 10 çalışandan 4’ü asgari ücretli… 
Artık herkes asgari ücrete mahkûm ediliyor! Derece yapmış mühendis, kadrosunu almış memur, ihtisas sahibi sağlık çalışanı herkes aynı ücreti almaya doğru gidiyor. 
Aslında asgari ücret rakamı büyürken; asgari ücretlinin ekmeği, memur maaşları artarken; memurun sofrası, burslar artarken; öğrencinin öğünü küçülüyor. 
Hep birlikte "istikrarlı" bir şekilde fakirleşiyoruz, "istikrarlı" bir şekilde yoksullaşıyoruz. 

CHP’li Belediye Başkanları biraraya geldi CHP’li Belediye Başkanları biraraya geldi

SOSYAL DEVLET, VATANDAŞINI YARDIMA MUHTAÇ HALE DÜŞÜRMEYEN DEVLETTİR
Türkiye’nin büyüyebilmesinin yolu, yoksullukta ısrar eden bu yönetimi bir an evvel yenisiyle değiştirmekten geçmektedir!
Bu yüzden biz, Saadet Partisi olarak diyoruz ki; bu hesap değişmeli, bu mantık, bu zihniyet değişmeli.. Asgari ücret değil insanca yaşam ücreti hayata geçirilmeli.. Düşünün; 
-Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ülkede insanca yaşamdan bahsedilebilir mi?
-Milyonlarca çalışanın emeğinin karşılığını alamadığı, gece gündüz çalıştığı halde evine ekmek götürmekte zorlandığı bir ülkede insanca yaşamdan bahsedilebilir mi?
-Devletin resmi rakamlarına göre ülke nüfusunun %32’si bir şekilde sosyal yardım alıyor... Yiyecek, içecek, yakacak veya gıda desteği olmadan ayakta duramıyor. Böyle bir ülkede insanca yaşamdan bahsedilebilir mi?
"Efendim, ne güzel işte sosyal yardımları arttırdık" diyecekler... Sosyal devlet; daha çok insana yardım eden devlet değil, vatandaşını yardıma muhtaç hale düşürmeyen devlettir. 

ASGARİ ÜCRET DEĞİL İNSANCA YAŞAM ÜCRETİ
Asgari ücret; Milli Gelirden adil pay alan “İnsanca Yaşam Ücreti”ne dönüştürülmelidir. Peki nedir "İnsanca Yaşam Ücreti?"
Çalışanın hakkını aldığı, enflasyona ezdirilmediği ücrettir.. Bunun için asgari ücret, her yıl reel olarak enflasyonun üzerinde arttırılmalıdır.. Enflasyon oranında bir artış lütuf değil zaten bir sorumluluktur, zorunluluktur. Asgari ücret, mutlaka enflasyonun üzerinde olmalıdır.. 
İşçi, memur ve emeklilere yapılacak ücret artışı ve asgari ücretin yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması ile birlikte; vatandaşlarımızın gelirleri artacak, bu durum diğer iş sahalarına da etki edecek ve artan toplam taleple birlikte işsizlik de azalacaktır.
Yine diyecekler ki; "efendim, gerçekçi olmak lazım, bu kadar kaynak nerden bulunacak?"
İşte TBMM’de 2023 bütçesi görüşülüyor.. 2023 yılında; faiz için ise 519 milyar lira kaynak ayrılmış. 

İKTİDAR DEĞİŞMEDİKÇE SONUÇ DEĞİŞMEYECEK
Faize gelince kaynak bulunuyor da vatandaşa gelince mi bulunamıyor?
Yine ayrıca uluslararası raporlara göre de; Türkiye’de israf ve yolsuzluk had safhada.. İsrafa, şatafata, gösterişe gelince kaynak bulunuyor da asgari ücretliye, emekliye gelince mi bulunamıyor?
Peki faize bir yılda toplam 519 milyar lira ödeyecek iktidarın, aynı dönemde milyonlarca köylü, çiftçi ve üretici için tarımsal desteklemelere ayırdığı pay ne kadar? Sadece 54 milyar lira..
-İşte biz bu düzene karşıyız! Biz; ücretin de yaşamın da asgarisini reddediyoruz!
-Adil olanı, hakkımız olanı istiyoruz! İsrafa da, yolsuzluğa da karşı çıkıyoruz!
-Milletin alın terinin bir avuç mutlu azınlığa aktarılmasına rıza göstermeyeceğiz!
Tarihi bir dönemeçteyiz! 
Bütün dünya yeniden şekillenirken, sadece haritalar değil ekonomik eksenler de yeniden dizayn edilirken; Türkiye, her gün içerdeki başka bir kokuşmuşluk ve yozlaşmayla yüzleşmektedir.
Maalesef iktidar çevresine çöreklenenler, sadece yetimin malını, garip gurebanın hakkını, milletin emeğini değil; Türkiye’nin geleceğini de çalıyor! Çarçur ediyor.
Açık söylüyoruz; bu iktidar değişmedikçe, sonuç değişmeyecek! Zira aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuç elde edemezsiniz. Şimdi önümüzde bir fırsat var. Türkiye bir seçim atmosferine girmiştir.