IMG_5531-(1)

söyleşi: Selma Güder 

 Es Gazete’nin “İyilik Hikâyeleri” söyleşilerimizde,  Nazan Naz ile birlikteyiz.

Nazan Hocam, hoş geldiniz, sefa getirdiniz! Eskişehir Mevlevihanesi Kültür Derneği Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun koro şefi ve keman sanatçısı olarak uzun yıllardır gönüllü hizmet vermektesiniz. Ayrıca; kimsesiz ve zihinsel engelli çocukların sizi derinden etkilediğini ve yaşamınıza değer kattığını biliyorum.

“İyilik Hikâyeleri” başlıklı söyleşilerimizde;  yaşadıklarınızı içtenlikle, yüreğinizden dökülürcesine paylaştığınız için öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Hikâyemizin konusu nedir Nazan Hocam?

Değerli Dostlar, Diğergâm İnsanlar; sizlerle engelli, öksüz yetim çocuklarla ilgili hikâyelerimden bir tanesini paylaşmak istiyorum.

Hikâyemdeki çocuğumuz; dünyada 140 milyona yakın öksüz ve yetim çocuktan sadece bir tanesi. Bir yudum sevginin, onların hayatında ne kadar önemli olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Söyleşilerimizden birinde zihinsel engelli çocuklar ile tanışmadan önceki çaresizliğinizi “Yusuf’un kuyusunda kendimi hissettiğim bir gün idi” şeklinde tanımlamıştınız. Bir fani olduğumuz hayat yolculuğumuzda sizin adınıza ne değişti?

Bir süre, yetiştirme yurdundaki çocuklarla birlikte idim. Yüreğimi temizlediklerine inandığım, başkasının dertleriyle dertlenmeyi öğrendiğim, beni kuyunun dibinden çekip, çıkaran ele vesile olan canım çocuklarım! Bana nimet oldular. Onların başını sevgiyle her okşadığımda, hayatımdaki sıkıntıların birer birer yok olduğunu hayret ve hayranlıkla seyrettim. Ve aslında kendime ne büyük bir iyilik yaptığımı fark ettim.

Allah’ın insanlara emanetidir onlar. Bize, cennetten bir armağandırlar. Gönlümüzü cennete çevirmek için karşımıza çıkarlar, fark edene tabii ki! Kalbimizdeki ve bize emaneten lütfedilen sevgide onların da hakları vardır.

Kesikbaş en büyük hayalini açıkladı Kesikbaş en büyük hayalini açıkladı

Değerli Hocam, gönüllü olarak yetiştirme yurduna gittiğinizde günleriniz nasıl geçiyordu?

Yetiştirme yurduna haftanın belli günlerinde gidiyor ve çocuklarla vakit geçiriyordum. Onları dinliyor, saçlarını tarıyor, sırtlarını kaşıyordum. Onlarla oyunlar oynuyor, hikâyeler anlatıyordum.

Her biri sizin için özel çocuklarınız arasında, sizi çok etkileyenler oldu mu o dönemde?

Evet, Selma Hanımcım. Elif’im vardı. Hiç oyuna karışmaz, hiç konuşmazdı. Hepsini çok sevdim de, onu biraz daha fazla seviyordum.

Elif, bebekleri çok seviyordu ve sadece onlarla konuşuyordu. O minicik yüreğinde de ne sırlar saklıydı kim bilir…

Peki, Elif’in bebeklerinden biri gibi olup, onunla iletişim kurabildiniz mi?

Uzun zaman uğraşmama rağmen onunla iletişimim birkaç kelimeden öteye gidemiyordu. Bütün gün “Elif için ne yapabilirim?” diye düşünmeye başladım. Öyle bir şey olmalıydı ki, onu sevdiğimi, kıymet verdiğimi fark etmeliydi. O küçük dünyasına girmeliydim. 

Evet, duam gerçek oldu!

Bir Yılbaşı gecesinin akşam saatleriydi. Dışarıda alışverişimiz bitmemişti.  Birden, açık olan bir oyuncakçı dükkânı gördüm. Hemen içeri girdim. Ve dedim ki: “Bana dükkânınızın en güzel bebeğini gösterir misiniz?”

Satıcı, muhteşem kıyafetleriyle bir bebek gösterdi. Bebeğe vurulmuştum. Ben de bebekleri çok severim. Yatağımın başucunda bebeğim vardır. Onunla konuşurum. Hemen çok güzel bir paket yaptırdım ve içine şu yazıyı yazdım: “Dünyanın en güzel kardelenime sevgilerimle…”

Nazan hocam, Elif ile bebeğin ve anlamlı cümlenizin buluşması nasıl oldu?

Hemen yurda gittim. Yurt ziyarete kapanmıştı. Görevliye yalvardım, “Elif’i göreyim ne olur” diye. Sağ olsun beni kırmadı ve az sonra Elif karşımdaydı. Hediyemi verdim. “Yeni yılın kutlu olsun Elif’im” dedim. Paketi açtı, gördüğüne inanamadı. Yüzündeki o mutlu ifadeyi görmenizi isterdim.

Her şeye değerdi o an. Birden bire bebeğe öyle bir sarıldı ki…

Aylardır bu anı beklemiştim, sonra minik kollarıyla bana sımsıkı sarıldı. Onun yüzü gülmüştü ya, daha ne isterdim?

Artık, onun kalbinde bir yerim olmuştu. Yaşarken yanında olamazdım ama en umutsuz anında bu anı hatırlayıp, yüzü gülecekti.

Onu çok sevmiş olan bu yabancı teyzeyi hatırlayıp, ümitle yoluna devam edecekti.

Nazan hocam, Özdemir Erdoğan’ın bir şarkısını hatırlattı hikâyeniz bana.

Anladım bir küçük bebek gibi sevilmek senin niyetin,

El bebek, gül bebek, gel bebek gel.

Dünyada en güzel şey, sevmek sevilmek, sevmeyi bilmelisin, öğrenmelisin.

Karşılık beklemeden ver ki alasın, almanın zevki bir an, belki kalasın.

Çocukları büyütmüşler, öcülerle devlerle, yok ederiz onları sonsuz sevgilerle…

Sağ olun Nazan Naz. İyi ki varsınız! Son söz olarak Es Gazete okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Kıymetli dostlar; hadi ne duruyorsunuz, siz de bir yetimin öksüzün başını okşayın ve onu mutlu edin. Yüreğinizde, sofranızda ona yer verin.

Bir denizyıldızını daha kurtarın.