Yargı ve hukuk sistemine akademisyen penceresinden bakarak gördüğümüz resmi sizlere sunduğumuz bu söyleşinin öne çıkan bir diğer mesajı da şu: “Hukuk bir gün herkese lazım olacak. Yaptığımız her faaliyette bunu düşünerek hareket edelim.” İşte Prof. Dr. Ufuk Aydın’ın penceresinden Türk yargı sistemi ve Anayasası…
REFORMLAR ÇOK İŞE YARAMADI
Hukuk ve yargı sistemi bugün pek çok noktadan eleştiri oklarının toplandığı bir mekanizmaya dönmüş durumda. 2015 yılının Türkiyesinde karşımızda nasıl bir yargı sistemi var?
1985 yılında Hukuk Fakültesi’ni kazandım. O zaman da Hukuk’un içinde olanlar Hukuk sisteminden şikâyet ediyorlardı. Şuanda da şikâyet ediyorlar. 1990’larda yargının yavaş işleyişinden, hâkimlerin bağımsız olmadığından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının bozuk olduğundan yakınılıyordu. 2000’li yıllara geldiğimizde yargı yine yavaş işliyor ancak yargıya yapılan müdahaleler çerçevesinde yargının kendisini baskı altında hissettiği dile getiriliyor. Aslında yapılan reformların 2 gerekçesi var. Biri yargıyı hızlandırmak, diğeri de Avrupa Birliği Standartlarına ulaştırmak. Bu aşamada yapılanlara baktığımızda HSYK’nın yapısının iki defa değiştirildiğini görüyoruz. Önceden üyeler Yargıtay ve Danıştay üyelerinden seçiliyordu. Şimdi yerel hâkimler de üye olarak HSYK’ya gidiyor. Bu biraz daha demokratik olsun diye yapılan bir değişiklik. İkincisi Yargıtay’ın, Danıştay’ın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapılarında değişiklikler yapıldı. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruların önü açıldı. Üye sayısı 11’den 17’ye çıkarıldı. Ama maalesef baktığımızda yargının beklenen hızlanmaya kavuşamadığını ve yapılan reformların da çok işe yaramadığını görüyoruz.
AİHM’E ŞİKÂYET REKORU TÜRKİYE’NİN!
Uluslar arası normlara uydu mu peki? O alanda gelinen nokta nedir sizce?
Bu konuda çok subjektif bir değerlendirme yapamayacağım. Çünkü objektif ölçütlerimiz var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular var. Türkiye, kendi vatandaşı tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne en fazla şikâyet edilen ve kendi vatandaşına insan hakları ihlalleri sebebiyle en fazla tazminat ödeyen devlet. Buradan bakıldığında hukukumuz ve yargımız ne yazık ki Avrupa arenasında çok iyi ve başarılı bir sınav vermiyor. Avrupa birliği boyutlarına da maalesef ulaşamadık gibi görülüyor.
ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURU KISTASLARI
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularda ciddi rakamlara ulaştığımızı görüyoruz. Bu bize halkın yerel mahkemelerin aldığı kararlara güvenmediğini ve kendisini Anayasa Mahkemesi’ne teslim ettiğini düşündürebilir mi?
Sokaktaki vatandaş daha hızlı bir yargıya ulaşamadı. Yargı ve hukuk bir toplumun olmazsa olmazıdır. Hepimizin son dayanacağı ve güveneceği nokta yargıdır. Et kokarsa tuzlarsınız ama tuz kokarsa yapacak bir şeyiniz yoktur. Yargının çok güvenilir olması lazım. Yapılan araştırmalara yargının çok da böyle bir güveni taşımadığını gösteriyor. Anayasa Mahkemesi’ne gidebilmek için bir kere bütün yargı yollarını kullanmak tüketmek gerekir. Tüm kararlara rağmen tatmin olmadınız ve son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilirsiniz. Buradaki başvuru sayısının bu denli yüksek olmasının bir nedeni de bana göre bilgisizlik. İnsanlar doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvuramazlar. Usulü bilmemekten dolayı çok başvuru olabilir. Bir diğer nedeni de sizin söylediğiniz şey olabilir. Eğer hakkınızda verilen karar sizi tatmin etmiyorsa, adalete ulaşamamış hissi veriyorsa siz son şansınızı da kullanmak isteyebilirsiniz. Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında çok da aşırı bir başvuru yapıldı diyemeyiz Türkiye için.
HUKUK BU KADAR DEĞİŞKEN OLAMAZ
Ergenekon, Balyoz vb. toplumu derinden sarsan davalarda Anayasa Mahkemesi çok önemli bir rol oynadı. İnsanların gözünde, yıllardır suçlanan ve içerde yatan yüzlerce insanın suçsuz olduğunu ortaya koyan ve insanlara haklarını geri iade eden bir mahkeme oldu Anayasa Mahkemesi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Ergenekon ve Balyoz sürecinde önemli kararlar verdi; bunların birçoğuna da katılıyorum. Yalnız şöyle bir şey var. Bu süreçler çok sıra dışı süreçler. Bir hukukçu olarak bu davalarla ilgili bir şey söyleyemiyorum. Biz bu davalarda ne yaptık, toplumun önde gelen insanlarını “siz darbecisiniz siz ülkeyi bölmek istiyorsunuz” diyerek yargıladık. Yıllarca içeride yatırdık. Ömür boyu hapis cezası istedik haklarında. Eğer idam olsaydı belki idamlarını isteyecektik. Ne oldu? Bir Anayasa Mahkemesi kararı bir yasal değişiklik; şuan içeride tek kişi yok. Şimdi ya bu kişileri bu iddialarla yargılamamız yanlıştı ya da Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı yanlış. Yani Hukuk bu kadar iki uçta hareket edemez. Bütün deliller gerçek diyordunuz. Şimdi bütün deliller sahte diyorsunuz. İşte Hukuk bu kadar değişken olamaz. İnsanlar maalesef yargıya olan bakışı değiştiriyorlar. Yargıya olan güven yok oluyor. Aynı devlet bu insanları 5 yıl hapis yatırdı. Aynı devlet bu insanları beraat ettirdi. Ben buna bir açıklama getiremiyorum. Dünün anlı şanlı bazı savcıları bugün firari.
YARGIDA BAZI SORUNLAR VAR
Özgürlük konusunda da çok eleştiriler var. Türkiye’de hukuk, yargı işte basın özgür bağımsız değil söylemlerine katılıyor musunuz?
Bir basın emekçisi değilim ama gözlemim şudur, basında ciddi sorunlar var. En son Can Dündar ile Erdem Gül’ün tutuklu yargılanması basınla ilgili bir fikir veriyor. Türkiye’nin önde gelen yaygın medyasından birinin iki köşe yazarı olayı şöyle değerlendiriyor. Birine göre bu iki isim gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar. Diğerine göre ise gazetecilik yaptıkları için değil başka şeyden dolayı tutuklandılar. Gazetecilik halka haber sunmak demektir. Gazetecilik yaptığı için başına bir çok sorun gelen kişi olduğunu düşünüyorum. Yargı kısmı biraz yargı organlarının kendisinden de kaynaklanıyor. Ben bir siyasinin şu kişiye şunu yapın “bunu yapın” dediğini düşünmüyorum. Yargı konjektürden ve iklimden etkileniyordur diye düşünüyorum.
Siyasal iktidar sizce yargıya müdahale ediyor mu?
Siyasal iktidarının yargı ile ilgili temsilcisi Adalet Bakanı ve müsteşarıdır. Bu iki kişi de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyesidir. Hâkimler ve savcıların yer değiştirme, disiplin işlemleri, yükselmeleri HSYK tarafından yapılır. Dolayısı ile yasama, yürütme ve yargı birbirinden ayrı olması gereken 3 güç. Ama yürütmenin iki önemli temsilcisi yargının en üstünde. Bu tabii ki yargıya en azından bu yolla bir müdahale olduğunu ya da yargıda etki edilebileceğini gösteriyor.
MESELE YENİ ANAYASA YAPMAK DEĞİL
Yeni anayasa. Yıllardır Türkiye’nin yapmak isteyip de yapamadığı bir değişiklik. Türkiye yeni Anayasa’yı neden yapamıyor?
Biz yeni bir anayasa yapamayız. Çünkü anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi bile teklif edilemez maddeleri var. Bu maddeler orada dururken biz yeni bir anayasa yapamayız. Ama şunu yaparız. Anayasada geniş çaplı değişiklik yaparız. Siyasi irade ve niyet olduktan sonra bunu 6 ayda da yaparsınız bunda bir engel yok. Ama sıfırdan yepyeni bir anayasa olağan koşullarda yapılamaz. Bugün yürürlülükteki 1982 Anayası’nda şu gün darbe izlerini silen çok sayıda düzenleme zaten yapıldı. Bakın 82 Anayasası zaten 1982’de yürürlüğe giren Anayasa’nın aynısı değil artık. Anayasa’da çok sayıda değişiklik yapıldı. En büyük değişiklik 12 Eylül 2010 referandumu ile yapıldı. Ben hep şunu söylüyorum. Anayasanız kötü bile olsa çok iyi uygulamalarla, iyi niyetli yaklaşımlarla iyi sonuçlar alabilirsiniz. Anayasanız çok iyi de olsa mesela 1961 Anayasası 19 yılda ömrünü tamamladı neden çünkü iyi şekilde uygulanamadı. Biz ülkemizde her şeyi yasalara anayasaya bağlarız. Aman anayasayı değiştirelim. Eğer siz ülkenizin anayasasını iyi şekilde uygulayamayacaksanız, o anayasayı ihlal edenlere yaptırım uygulamayacaksanız değiştirseniz ne olacak ki? Niyet çok önemlidir. Anayasanın hak kategorileri, insan hakları açısından eksiği yok. Ama çok fazla sınırlandırılması var. Bu sınırlamaları kaldırabilirsiniz ya da uygulayamayabilirsiniz. Mesela anayasa barışçıl olarak gösteri ve yürüyüş yapanlara polis müdahalesi yapılır demiyor. E siz şimdi bunu bu şekilde uygularsanız bu anayasanın zaten değiştirilmesine ihtiyaç duymazsınız. Biraz demokrasiye inançla, insan haklarına saygı ile ilgili bir şey. Hukuk sadece kanundan ibaret değil. Bizim yanlış anladığımız husus bu. Biz hep anayasada kabahat buluyoruz. Uygulayıcı aynı olduktan sonra ve düşünce tarzı da aynı olduktan sonra anayasayı değiştirmenin bir manası yok. İnsanların demokrasiye, insan haklarına hak kültürüne inancı varsa anayasa değişmeden de hukuk devleti olunabilir. Anayasayı değiştirmeden de çağdaş demokrasiye ulaşılabilir.
İç Güvenlik Yasa Paketi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zannedersem bununla ilgili Anayasa Mahkemesine bir başvuru yapıldı. İç güvenlik yasası da anayasaya uygun olmak zorunda. Anayasa da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Türkiye’nin taahhütte bulunduğu konulara uygun olmak zorunda. Dolayısı ile yanlış hesap ise bu bir yerlerden döner diye düşünüyorum.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Ben hukuka ve demokrasiye çok inanıyorum. Benim inandığım demokrasi insan hakları ile demokrasi ile birlikte ele alınması gereken bir demokrasi. Anayasa’da yer alan haklar demeti var. Bunlarla birlikte demokrasiye inanıyorum. Hukuk içinde kaldığımızda memleketin tüm sorununu çözeriz diye düşünüyorum. Hiçbir kişi ve hiçbir kurum hukukun üstünlüğünden ayrılmamalı. Hangi sebeple olursa olsun çağdaş hukukun dışına çıkılmamalı. Hukuk herkese bir gün lazım olacak. Hepimizin hukuka, Anayasa’ya ve hukuk güvenliğine bir gün ihtiyacı olabilir. Yaptığımız her faaliyette bunu unutmamak lazım.