Türkiye’de son yıllarda ailelerin en çok konuştuğu konulardan biri çocukların tablet, telefon ve televizyonla kurduğu ilişki oldu. Evlerde, okullarda, parklarda, misafirliklerde hatta sofralarda bile artık bu mesele karşımıza çıkıyor. Çocuklarımızın gözleri ekrana kilitlenmiş durumda. Kimi zaman oyun oynuyorlar, kimi zaman video izliyorlar, kimi zaman da ne izlediklerini aileleri bile bilmiyor.
Asıl mesele şu: Çocukları teknolojiden tamamen koparmak mümkün değil. Zaten böyle bir şey doğru da değil. Çünkü dünya değişti. Eğitim de, iletişim de, öğrenme biçimleri de artık dijital alanla iç içe. Ancak çocukların bu alanlarda savrulmasına göz yummak da büyük bir hata. Bugün konuşmamız gereken şey, çocukları ekranlardan tamamen uzak tutmak değil; ekranla sağlıklı, güvenli ve kontrollü bir ilişki kurmalarını sağlamak olmalı.
Ne yazık ki burada en acı tablo ailelerde ortaya çıkıyor. Birçok veli ne yapacağını bilmiyor. Çocuğuna telefonu vermese evde kriz çıkıyor, verse bu kez vicdan azabı yaşıyor. Tablet yasaklansa çocuk ağlıyor, televizyon kapansa evde huzur bozuluyor. Özellikle küçük yaş gruplarında aileler çoğu zaman ekranı bir susturma aracı gibi kullanmak zorunda kalıyor. Yemek yedirmek için telefon, misafirlikte sessiz durması için tablet, evde iş yapabilmek için televizyon…
Bu tabloyu sadece ailelerin hatası gibi görmek de haksızlık olur. Çünkü aileler de yalnız bırakılmış durumda. Bu konuda ciddi bir eğitim yok, yol gösteren yok, sistemli bir destek yok. “Çocuğa ekran verme” demek kolay. Peki vermeyince ne yapılacak? Çocuğun enerjisini atacağı alan neresi? Ailenin destek alacağı kurum neresi? Velinin doğru bilgiyi öğreneceği merkez neresi?
Bugün birçok aile, çocuk yetiştirme konusunda kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Ekonomik sıkıntılar, çalışma temposu, şehir hayatının baskısı, güvenli oyun alanlarının azalması, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması derken çocuklar doğal olarak evin içine, evin içinde de ekranın karşısına sıkışıyor. Sonra da “Bu çocuklar neden ekrana bağımlı oldu?” diye soruyoruz.
Oysa mesele sadece tablet, telefon meselesi değil. Bu mesele aynı zamanda aile yapısı, eğitim sistemi, şehirleşme, ahlak, sosyal hayat ve psikolojik destek meselesidir.
Bu nedenle başta aileler olmak üzere hükümetin, öğretmenlerin, belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının topyekûn bir mücadele içine girmesi gerekiyor. Bu sorun birkaç seminerle, birkaç afişle, birkaç uyarı cümlesiyle çözülecek bir sorun değil. Artık çocuklarımızın ruh sağlığını, sosyal gelişimini ve değer dünyasını doğrudan etkileyen büyük bir meseleyle karşı karşıyayız.
Hükümetin bu konuyu daha ciddi şekilde gündemine alması gerekiyor. Bugün nasıl aile hekimliği sistemi varsa, aynı şekilde aile psikologları da devreye sokulmalı. Sağlık ocaklarında ailelere rehberlik edecek psikologlar, pedagoglar ve uzman danışmanlar bulunmalı. Anne-babalar çocuklarıyla yaşadığı sorunlarda kapı kapı özel uzman aramak zorunda kalmamalı. Her aile, ihtiyaç duyduğunda devletin sağladığı ücretsiz ve ulaşılabilir psikolojik destekten yararlanabilmeli.
Bu sadece çocukların ekran bağımlılığı için değil, aile birliğinin korunması için de önemlidir. Çünkü evde iletişim bozulduğunda, anne-baba çaresiz kaldığında, çocuk sınır tanımamaya başladığında sorun sadece bireysel olmaktan çıkar. Zamanla bu durum öfke kontrolü sorunlarına, okul başarısızlığına, şiddet eğilimine, sosyal kopukluğa ve daha büyük toplumsal problemlere dönüşebilir. Bugün önlem almadığımız her mesele, yarın karşımıza çok daha ağır bir fatura olarak çıkacaktır.
Okullarda da rehberlik sistemi yeniden ele alınmalı. Rehber öğretmenler sadece evrak işleriyle, sınav yönlendirmeleriyle ya da dönemlik görüşmelerle sınırlı kalmamalı. Çocukların dijital alışkanlıkları, aile içi iletişim sorunları, arkadaş ilişkileri, davranış problemleri ve bağımlılık eğilimleri daha yakından takip edilmeli. Bunun için rehber öğretmenlerin yetkileri artırılmalı, sayıları çoğaltılmalı ve üzerlerindeki gereksiz iş yükü azaltılmalı.
Bir başka önemli konu da ders içerikleri. Okullarda artık dijital bağımlılık, medya okuryazarlığı, ahlak ve değerler eğitimi daha ciddi şekilde ele alınmalı. Çocuk sadece matematik, Türkçe, fen öğrenerek hayata hazırlanmıyor. Çocuk aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayırmayı, kendini korumayı, dijital dünyada karşısına çıkan tehlikeleri fark etmeyi, mahremiyetini bilmeyi ve sorumluluk sahibi olmayı da öğrenmeli.
Bugün çocuklarımız internet ortamında yaşlarına uygun olmayan içeriklere çok kolay ulaşabiliyor. Şiddet, argo, kumar, uygunsuz yayınlar, sahte kahramanlar, kolay para vaatleri ve tüketim kültürü çocukların dünyasına kontrolsüz biçimde giriyor. Aile çoğu zaman bunun farkına bile varmıyor. Çocuk odasında sessizce tabletle oynuyor sanılıyor ama o ekranın içinde nasıl bir dünya olduğu bilinmiyor.
Bu yüzden “ahlak” meselesini de yeniden ve cesurca konuşmak zorundayız. Ahlak dediğimiz şey sadece nasihat vermek değildir. Ahlak; saygıdır, ölçüdür, sorumluluktur, mahremiyettir, emeğe değer vermektir, insanı insan yapan sınırları bilmektir. Dijital çağda çocuklara bu değerleri öğretmeden sadece teknolojiyi yasaklamak bir anlam ifade etmez.
Belediyelere de bu konuda büyük görev düşüyor. Çocukların ekran dışında vakit geçirebileceği güvenli alanlar çoğaltılmalı. Mahallelerde spor alanları, sanat atölyeleri, çocuk kulüpleri, ücretsiz kurslar, aile eğitim merkezleri yaygınlaştırılmalı. Çocuk evden çıktığında gidecek yer bulamıyorsa, ailesi ekonomik nedenlerle kursa gönderemiyorsa, mahallesinde güvenli oyun alanı yoksa o çocuğun yeniden ekrana dönmesi kaçınılmazdır.
Burada ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Çocuklara sınır koymak gerekiyor. Ama bu sınır öfkeyle, bağırarak, bir gün yasaklayıp ertesi gün serbest bırakarak olmaz. Evde bir düzen kurulmalı. Yemekte telefon olmamalı. Yatmadan önce ekran kapatılmalı. Çocukla birlikte zaman geçirilmeli. Kitap, spor, oyun, sohbet, yürüyüş, üretim ve paylaşım yeniden aile hayatının içine sokulmalı.
En önemlisi de anne-babalar kendi ekran alışkanlıklarına bakmalı. Elinden telefon düşmeyen bir anne-babanın çocuğa “Telefonu bırak” demesi çoğu zaman karşılık bulmaz. Çocuk duyduğunu değil, gördüğünü öğrenir. Eğer evde herkes kendi ekranına gömülmüşse, çocuk da bunu normal kabul eder.
Bu mesele artık ertelenemez. Çünkü karşımızda sadece çok telefon kullanan çocuklar yok. Dikkatini toparlamakta zorlanan, sabırsızlaşan, gerçek oyunlardan uzaklaşan, arkadaş ilişkilerinde zorlanan, aileyle bağı zayıflayan bir nesil tehlikesi var.
Teknoloji doğru kullanılırsa büyük bir imkândır. Çocuğun öğrenmesine, merakına, üretmesine katkı sunabilir. Ama kontrolsüz bırakılırsa çocuğun zamanını, dikkatini, ruhunu ve değerlerini elinden alabilir.
Bugün yapılması gereken bellidir: Aile yalnız bırakılmamalı, okullar güçlendirilmeli, rehberlik sistemi yenilenmeli, sağlık ocaklarında aile psikologları devreye girmeli, belediyeler çocuklara yeni yaşam alanları açmalı ve dijital bağımlılık ülke çapında ciddi bir mücadele başlığı haline getirilmelidir. Ders yükü azaltılmalı, okul- dershane-senav üçgeninden aileler ve çocuklar kurtarılmalı.
Çocuklarımızı ekranlara teslim edersek, yarın şikâyet etmeye hakkımız olmaz. Çünkü bugün görmezden geldiğimiz her sorun, yarın toplumun ortak meselesi olarak karşımıza çıkacaktır.
Mesele sadece çocukların telefonu bırakması değil; bizim çocuklara yeniden hayatı, sokağı, aileyi, paylaşmayı ve gerçek iletişimi hatırlatmamızdır.