“Eskişehir kasaba görünümlü büyükşehir…”
Bu sözü birçok kişiden duymak mümkün. Sakin, düzenli, yaşanabilir bir şehir olmak elbette kıymetli. Büyükşehir olup, büyükşehirlerin karmaşasından uzak oluşu bir avantaj. Ancak mesele sadece huzur değil; mesele iddia, vizyon ve prestij.
Prestij; sahiplenmeyle başlar.
Bugün Eskişehir’in temel sorunu tam da burada düğümleniyor. Lobi kültürü zayıf. Ortak hedef etrafında birleşme alışkanlığı yok. Şehrin meseleleri konuşuluyor ama sahiplenilmiyor. Sonuç: Kronik sorunlar, ertelenen projeler ve kaçırılan fırsatlar.
Havalimanı: Var ama yok
Hasan Polatkan Havalimanı var… Ama tarifeli uçuş yok.
Türkiye’de havalimanı olup düzenli sefer yapılamayan ender şehirlerden biriyiz. Gerekçe hep aynı: “Zarar ediyor.”
Oysa mesele zarar değil, vizyon meselesi. Şehrin odaları, iş dünyası, üniversiteleri ve kanaat önderleri bu konuyu bir prestij başlığı olarak ele alsaydı; deneme seferlerine destek verilseydi, boş kalan koltuklar için dönüşümlü alım garantisi sağlansaydı bugün farklı bir noktada olabilirdik.
Bir şehir havalimanına sahip olup onu çalıştıramıyorsa, bu sadece ekonomik değil, psikolojik bir kayıptır da.
Kültür Şehriyiz… Peki nerede marka festival?
“Kültür şehriyiz”, “üniversite şehriyiz”, “gençlik şehriyiz” diyoruz.
Ama Antalya Altın Portakal Film Festivali gibi ulusal ölçekte ses getiren, şehrin adını ülke gündemine taşıyan bir marka organizasyonumuz var mı?
Bir dönem yapılan Eskişehir Festivali vardı. Şehre dinamizm katıyordu. Ancak sürdürülemedi. Sahip çıkılmadı.
Eskişehir Festivali’nin yürütücüsü Yavuz Zeytinoğlu onlarca şirketi vardı. Zor dönemlerden geçtiği için festivali durdurdu. Şu an 80-85 yaşlarında olmasına rağmen hala şirketinin başında ve zor günleri atlatmaya çalışıyor. Bu süreçte festivali devam ettirmek Eskişehir’in bir prestij meselesi olmalıydı.
İş insanı Mete Yılmaz’ın dile getirdiği “Beyaz Altın Festivali” ismi güçlü bir marka potansiyeli taşıyor. Ama fikirler konuşuluyor, kurumsallaşamıyor.
Prestij, sürdürülebilir projelerle oluşur.
Sanayi var, marka gücü yeterince var mı?
Eskişehir önemli bir sanayi şehri. Havacılık, raylı sistemler, seramik ve makine sektöründe ciddi üretim kapasitesine sahip. Ancak bu üretim gücü şehir markasına ne kadar yansıyor?
Sanayi kuruluşları güçlü; fakat şehir adına ortak tanıtım ve marka stratejisi zayıf. Eskişehir denildiğinde Türkiye genelinde ilk akla gelen değerler net mi? Bu soruya hep birlikte dürüstçe cevap vermek gerekiyor.
Turizm ve Porsuk potansiyeli
Porsuk Çayı, Odunpazarı Evleri, Odunpazarı Modern Müze…
Turistik değerimiz az değil. Ancak bu potansiyel yıl geneline yayılan bir ekonomik güce dönüşebiliyor mu? Hafta sonu ziyaretleriyle sınırlı kalan bir turizm modeli şehre gerçek prestij kazandırmaz.
Turizm; planlama, organizasyon ve ulusal görünürlük ister.
Ankara’ya yakınız… Ama avantajı kullanıyor muyuz?
Ankara’ya bir saat mesafedeyiz. Bu, devasa bir avantaj.
Peki bu avantajı yatırım, kongre turizmi, spor organizasyonları ya da kültürel etkinlikler için ne kadar kullanıyoruz? Ankara’nın yoğunluğunu hafifletecek bir alternatif merkez olabilirken, çoğu zaman sadece günübirlik ziyaret noktası olarak kalıyoruz.
Yakın olmak yetmez; strateji gerekir.
Değerlerimize sahip çıkabiliyor muyuz?
Eskişehir’e yatırım yapan isimler var. Kültür-sanat organizasyonlarını yıllarca sırtlayan iş insanları var.
Erol Tabanca gibi şehre değer katan isimler yeterince onurlandırılıyor mu?
Peki ya Eskişehirspor? Bir dönem Anadolu futbolunun simgesi olan kulübümüzün prestijini koruyabildik mi?
Prestij; değer üretmek kadar, değere sahip çıkabilmektir.
Prestij tabelayla olmuyor.
Prestij; vizyonla, ortak akılla ve kararlılıkla mümkün…
Bu şehrin seçilmişlerine, üst düzey bürokratlarına, iş dünyasına ve sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluk düşüyor.
Eskişehir şirin bir şehir olabilir.
Ama soru şu:
Şirin kalmak mı istiyoruz, yoksa güçlü ve iddialı bir şehir olmak mı?
Prestij sahiplenmeyle başlar, bu şehri kim sahipleniyor?