Doğu Akdeniz’de Ege’nin serin sularında sıcak saatler yaşanıyor. Yıllardır bize hep düşman gözlerle bakan batının şımarık ülkesi Yunanistan, canımızı sıkmaya, başımızı ağrıtmaya devam ediyor.

Aramızda bir kıvılcımla savaş çıktı çıkacak diye dünya teyakkuzda.

Son günlerin sıcak başlığı Ege denizinde olup bitenler…Ülkemizin en önemli sorunu.

Çok uzağa gitmeden Kurtuluş savaşının sonunda İzmir’de denize döktüğümüz Yunanistan, geldiği noktada tarihten hiç ders almamışa benziyor.

Öyle ki yüzyıl önce birlikte hareket ettiği işgalci/sömürgeci güçlerle aynı kaderi tekrar yaşamak istiyor belkide!

Dış politikaya göz attığımızda uygulanan politikalarla son yıllarda ülkemizin komşularıyla ciddi sorunlar yaşadığını görüyoruz.

Önce Irak sonra Suriye, İran, Rusya şimdide Yunanistan.

Öyle bir dönem yaşadık ki dış ilişkilerde “değerli yalnızlık”  diye tanımlandı. Komşularla “sıfır sorun” dendi tepeden tırnağa sorun oldu dört bir yanımız.

Coğrafi sınırların neredeyse kalktığı küresel dünyada, bir ülke dış politikada neden yalnızlık yaşar? diye haklı bir soru aklımıza gelebilir!

Cevap kısa ve net. Ülkeler uyguladığı yanlış politikalar ve stratejiler sonucu bu kaderi yaşar. Uzmanları dinlediğimizde dış ilişkilerde esas olan ülkelerin çıkar ve menfaatleridir. İlişkiler buna göre şekillenir.

Millî Mücadele yıllarında ülkemizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı dış politika stratejisi bugün bize örnek olmalı. Sevr’i yırtıp atarak Lozan barış antlaşmasını düşmanlarımızla imzalayıp ülkemizin çıkar ve menfaatini sağlaması ne ile izah edilebilir ki!

Stratejik dehası ve ileri görüşlülüğünü yaptığı hamlelerle kanıtlayan ve adeta bugüne ışık tutan Mustafa Kemal Atatürk'ün bu anlamda dostluk anlaşmaları; 1923’te Arnavutluk, 1924’te Bulgaristan’la imzalanmıştır. 1925’te Yugoslavya ile bir dostluk ve barış anlaşması, 1928 Mayıs’ında da İtalya ile bir tarafsızlık antlaşması bunu izlemiştir. Devamında komşumuz Rusya ve diğer ülkelerle yapılanlar hep kazanım ve dostluk üzerine oldu.

Fakat Ata’mızın en parlak başarılarından biri, bugün savaşın eşiğine geldiğimiz Türk-Yunan uzlaşmasıdır. 1926’da nüfus mübadelesinin son pürüzleri halledilmiş bulunduğundan, Mustafa Kemal’in davetlisi Venizelos 1930’da Ankara’yı ziyaret eder. Mustafa Kemal ve Venizelos’un başkent Ankara ve İstanbul’daki görüşmeleri, bir “tarafsızlık ve hakemlik antlaşması”, tam eşit “denizlerde kıta sahanlığı sözleşmesi” ve bir “ticaret anlaşması”nın imzalanmasıyla sonuçlanır. Bunu, Aralık 1933’deki “sınırların korunması” ve karşılıklı iyileşmeler izleyecektir.

Bugün bu bakış açısına ihtiyacımız var. Var ki ateş çemberine dönen dört bir yanımızda dostlarımızın sayısını arttırıp düşmanlarımızın sayısını azaltmamız gerekiyor.

Tarihsel bağlarımız olan komşularımız başta olmak üzere Mısır ve Ortadoğu ülkeleri haklı olduğumuz “mavi vatan” davasında karşı cephede Yunanistan’ın yanındalar.  Neden?

Sadece Mısır değil. Kurtuluş Savaşında topraklarımızı işgal eden Fransa, İtalya, Libya, İsrail, ABD ve diğerleri…

Yani bir diğer ifadeyle Ege denizinde Haçlı Ülkeleri donanmalarıyla karşımızda.

Ülkemiz uluslararası antlaşmalarla sonuna kadar haklı olduğu Ege sorununda tek başına kaldı.

Geçtiğimiz gün okuduğum bir yazıda antlaşma gereği silahsız olmaları gerekirken Yunanistan tarafından silahlandırılan birçok “adalar” için ülkemizin sessiz kalması, Yunanistan’ı cesaretlendirmiş, sorunu büyütmüş ve savaş noktasına taşıdığı belirtiliyordu.

Evet…

Bu yalnızlığın bir başka boyutu ise uluslararası sermayenin ülkemizi dize getirme çabaları.

Hatırlayınız! Fetö ve PKK terör örgütü adına casusluk yaptığı için tutuklanan Papaz Brunson için Trump’ın “eğer papazı vermezseniz, sert yaptırımlar uygulayarak, ekonominizi mahvedeceğiz” tehdidini bu ölçüde değerlendirmek gerekiyor.

Oyun çok amaçlı küresel planda yürütülüyor. Yani biz ne kadar dost ve stratejik ortak olarak görsek de “o” bizi mahvedeceğini dile getiriyor. Yazıklar olsun!

Tüm bu olumsuzluklara rağmen ülkemiz her yönüyle güçlü bir ülkedir. Türlü oyunları ve tuzakları bozarak geldik bugünlere…Ancak günler geçtikçe dış politikada hem söylemleriyle hem de eylemleriyle yalnızlaşan Türkiye gerçeği var.

Neler mi yapılabilir. Önce komşumuz Suriye ile artık yeni bir sayfa açma zamanı geldi ve geçiyor bile. Suriye savaşında en çok zarar gören ülkelerin başında geliyoruz. 6 milyon Suriye’li içimizde. Ticari ilişkiler bitti.

Esat katil ve zalim. Eli kanlı diyoruz. Doğrudur.

Peki Irak’ta milyonlarca Müslümanın kanını akıtan namusunu kirleten ABD ve onun başkanı katil değil mi? 

Biz Esat’a sırtımızı döndük. Suriye Irak gibi bölündü. Tüm bu gelişmeler sınır komşumuzda yaşanıyor.

Geçtiğimiz günlerde ABD, tırlar dolusu silah verdiği PKK/PYD ile petrol antlaşması yaptı Suriye topraklarında. Antlaşma ile Kürt devletin ilk adımları atıldı diyen çok sayıda uzmanlar var.

Peki Mısır’la olan ilişkilere ne demeli? Tarihsel bağlarımız var. Baştaki Sisi darbeyle gelen bir yönetici. Asla kabul edilecek bir durum değil. Kınayabiliriz. Ancak Mısır bugün yaptığı antlaşmalarla sınırı olduğu Doğu Akdenizde önemli bir aktör durumunda.

Aynı şekilde İsrail’in bugün Yunanistan’ın yanında olması coğrafyamıza ve ulusal çıkarlarımıza da ters bir durum.

Netice olarak yapılacak hamlelerle/açılımlarla karşı cephede yer alan ve düşman gibi görünen ülkelerin sayısını azaltarak cepheyi daraltmak, dostların sayısını arttırmak durumundayız. Onlarda kim oluyor? diye hiçbir ülkeyi hafife almamak gerekiyor.