(Yıldız işaretleri günümüzde yaşadıklarımıza göndermedir)
İttihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu Haşim Bey, Ağustos ayında Girit’te Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki Türk’ün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkânına gönderdi.
Mesajı açıktı; “Girit elden gidiyor!”

Serveti Fünun Dergisi Girit Yetimleri 20.01.1898 (1)

Serveti Fünun Dergisi Girit Yetimleri 20.01.1898 (1)

Girit Adası 1669 yılında Osmanlı İmparatorluk toprağına katılmıştı. 1700’lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve göçle gelen Türkler hemen hemen eşitti. Zamanla adada konuşulan dil de Rumca, Türkçe hatta Arapça karışık bir dil halini aldı. Çünkü Osmanlının Türkçe diye bir derdi hiç olmadı. Ortaya Girit’çe denen Rumcaya yakın bir dil çıktı. Türk dilinin unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zaviyeleriydi. Zaman içinde Rumlar ve Türklerin akrabalık ilişkisi gelişti. Et ve tırnak gibi oldular.*****

Ne zamanki Osmanlı duraklama ve gerileme dönemine girdi ekonomisi bozuldu Rumlarla çatışmalar başladı, isyanlar patlak verdi. Bu süreçte başlıca aktör Ortodoksluğun hamiliğine soyunan Ruslardı. Osmanlı 1770’de çıkan isyanı bastırdı. İsyancılar ve liderleri idam edildi ama 100 yıldır “et ve tırnak” gibi yaşayan Rumlar ve Türkler artık birbirlerine güvenmiyorlardı. *****

Bu isyanların öncelikli sebebi, Osmanlı’nın zaafa düşmesi kadar siyasi, sosyal yapısı ve ekonomisi alt üst olan Avrupa’nın yeniden kuruluyor olması ve yeni ittifakların oluşmasıyla yakından ilgisi vardır. *****

1821 yılında Mora adasında başlayıp Girit’e sıçrayan isyan Avrupa’dan büyük destek gördü.

Rumların camilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını; Türk köylülerini öldürmesini

Avrupa kılı bile kıpırdamadan seyretti *****

Kavalalı Mehmet Ali Paşadan yardım alan Osmanlı, isyanı dört yılda ancak bastırabildi. Cephe savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta zorlanmıştı. İngiltere, Fransa ve Rusya aynı Sırbistan ve Romanya’da olduğu gibi Yunanlılara “prenslik” verilmesini talep etti. Bu talepleri gerçekleşmeyince savaş hali olmamasına rağmen 20 Ekim 1827’de İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Mora’daki NAVARİN Limanında 57 Türk gemisini yaktılar ve sekiz bin Osmanlı askerini şehit ettiler.

Osmanlı güçsüz ve şaşkındı. Çünkü Yeniçeri Ocağı’nı daha yeni tasfiye edip Asakir-i Mansure Muhammediye teşkilatını kurmuştu. Savaşacak askeri gücü de yoktu.

Sonuçta Osmanlı, Yunanistan’ın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve kendisine her yıl belli miktarda vergi vermesi karşılığında, Mora yarımadasında “Yunan Prensliği” kurulmasını kabul etti.

Giritli Rum Çete Liderleri 1897 (1)

Giritli Rum Çete Liderleri 1897 (1)

İş burada bitmedi 1828’de Rusya Yunanistan’ın bağımsızlığının reddedilmesi, Rusya ticaretinin akamete uğratılması nedeniyle Osmanlı’ya savaş ilan etti. Erzurum ve Edirne işgal edildi. Bundan hiç hoşlanmayan İngiltere ve Fransa Rusya’yla masaya oturdu. Osmanlı 1829’da Yunanistan’ın özerkliğini kabul etti. Nihayet 1832’de Yunanistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Prenslik, Özerklik, Bağımsızlık… Süreç dediğimiz şeyin gelişimi adına tarihten bir ders. *****

Gelelim Girit’e;

Rumların isyan hali hiç bitmedi. Rusya’nın sıcak denizler hayali onlara da umut olmuştu. Her fırsatta ayaklanıyorlardı. Osmanlı nihayet “açılım siyaseti” uygulamaya karar verdi. Bunun birinci aşaması “GENEL AF” çıkarmak oldu. Rus Çar’ının yeğeni Yunan Kralıyla evlenince adada bir söylenti çıktı. “Ruslar çeyiz olarak Girit’i Yunanlılara verecek!”. Söylenti o kadar yayıldı ki Girit’in fanatik milliyetçileri ayaklandı ve 16 Ağustos 1866’da Selino Kazasındaki Müslümanları kadın çocuk demeden katlettiler. (Katliam New York Times gazetesinde yayınlandı.) Osmanlı Ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı bastıracakken devreye İngiltere ve Fransa girdi. Teklifleri şuydu: Girit Yunanlılara verilemezdi ancak Osmanlı da “Girit Açılımı” yapmalıydı. Nasıl olacaktı bu açılım?
İlk şart; askeri harekât hemen durdurulmalıydı.
Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.
Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.
İdari reformlar da yapılmalıydı; Padişah’ın atayacağı valinin biri Türk diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu; kaldırılmalıydı****
Osmanlı açılımı kabul etti.
Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, “bu açılım ne kadar güzelmiş” demeye başladı. *****

Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:

Osmanlı’nın 1878’de Ruslara yenilmesi Girit’te yeni bir ayaklanmaya neden oldu. Olan köylerine dönen “açılım kurbanı” Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular.
Osmanlı Ordusu yine isyancıların peşine düştü.
Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Baskılar sonuç verdi ve Osmanlı diğer vilayetlerinden farklı olarak Girit’e özel imtiyazlar tanıdı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.
25 Ekim 1878’deki bu “Halepa Açılımı” şöyle olacaktı:
Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.
Vilayet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.
Hıristiyan Kaymakamlar Müslüman Kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.
Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti. *****
Ve en önemlisi asayişi sağlayan Jandarma, yerli halktan seçilecekti.

Osmanlı bu açılıma da “evet” dedi. Rum Paşalar Girit’e vali olarak atandı. Yeter ki kardeş kanı dursundu*****

Diyeceksiniz “artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir!”

Hayır…

AÇILIMIN ÜÇÜNCÜ AŞAMASI: AVRUPA’YA MÜDAHALE HAKKI

1885, 1888’de Girit iki ayaklanmaya daha sahne oldu.

Fakat en büyük isyan 1896’da oldu.

Artık taraflardan biri asker değildi; 250 yıldır birlikte yaşayan komşular birbirlerini katletmeye başladılar. Girit yanıyordu!

Tabii yine beklenen oldu; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya olaylara müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girit’e gönderdiler.

Ve Osmanlı’dan yine “açılım” istediler.

Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı;

Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batı’dan silah ve asker yardımı isteyebilecekti;

Hemen genel af ilan edilecekti;

Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı;

Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.

Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi.

1896 açılımda ikinci aşamaya geçildi;

Hristiyanlara Müslümanlardan iki kat daha fazla iş ayrılması

Girit jandarmasının yeniden düzenlenmesi ve Avrupalı subaylarla donatılması

Girit'in büyük güçlerin koruması altında tam ekonomik ve adli bağımsızlığı

Başkent İstanbul’un Girit’te açılım yapmaktan başı dönmüştü.

Ancak 25 Ağustos 1896 “açılımı” ı Girit’ten kopuşu hızlandırdı.

Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinayetler sonucu, yüzlerce Türk öldürüldü.

Resmolu Hüseyin Subaşaki gibi Türkler şehit edildikten sonra, hıncını alamayan asiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi.

Türkler korunaksızdı. Girit’in Hıristiyan valisi, kasten Osmanlı’dan asker yardımı istemiyordu. Türklerin Girit’ten gitmesini istiyordu ve Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyordu.

Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara dönüştü. Onlarca Türk köyü yakılıp yıkıldı; Müslüman ahalisi öldürüldü. Artık Türkler adadan kaçış yolu arıyordu.

Hanya ve Resmo’da altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu.

Sadece Girit’te değil Yanya’daki feryatlara da Avrupalının kulağı kapalıydı.

18 Nisan 1897’ye gelindiğinde Osmanlı Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa bir sürede Yunan Ordusu’nu perişan etti.

Türk Ordusu tam Atina’ya girecekken, Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla padişah II. Abdülhamid Türk Ordusu’nu durdurdu.

Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı. Aksine Girit’teki nüfuzunu da kaybetti…

AÇILIMIN DÖRDÜNCÜ AŞAMASI:

En acıklısı Girit’te yaşandı. “Türkler, Rumları kesecek” iddiasıyla Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) adaya asker çıkardı. (22 Mart 1897) Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı!

O halde Girit’te Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki, “Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmaz!” (Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs ve PKK için de söyleniyor… )

Avrupa’nın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898’de Girit’ten çekildi. Ada özerk ilan edildi.

Girit’in kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’e böylece güya barış gelecekti. Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı ama büyük devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama yapacaklardı. Ne oldu dersiniz; Osmanlı’nın karşı koymasına rağmen Prens Otto Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.

Ve Rumlar hemen adaya Yunan bayrağı çekti

Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla (!) bayrağı indirtti ve sonuç: Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve açılım masallarına inanan Osmanlı bunun karşılığında Girit’i kaybetti.

AÇILIMLARIN FİNALİ

Bu da şöyle oldu: 1910’da Girit Meclisi Yunanistan’la birleşme kararı aldı.

Anadolu’nun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Girit’te savaşmak için gönüllü asker müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı; Osmanlı konuyu Lahey Hakem Mahkemesi’ne götürmek istedi vs.vs.

Hiçbirinin bir yaptırımı olmadı.

Girit onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlı’nın elinden kuş olup uçtu, gitti!

Giden toprağın yüzölçümü 8.336 km2 idi; yani Güneydoğu Anadolu’dan (ki yüzölçümü 7.871 km2’dir) büyüktü.

Yani…

Yanisi şu: “Açılım” sözünü duyduğunuzda hemen Osmanlı’daki açılımların sonuçlarını anımsamalısınız. Ders çıkarmalısınız. Girit sadece bir örnektir,

Unutmayınız ki, Osmanlı topraklarının çoğunu diplomasi oyunlarıyla kaybetti.

Bu hikâye bugün evet dediğimiz takma adıyla “Terörsüz Türkiye” adı verilen AÇILIM’ın tarihteki yansımalarından sadece birinin özetlenmiş halidir. Aynı açılımlar BULGARİSTAN, ROMANYA, SIRBİSTAN VE KARADAĞ’ın kaybı sürecinde de yapılmış sonuç o toprakları geri dönüşü olmaksızın kaybetmek olmuştur.

Birileri birilerine tarih dersi vermeli. İş işten geçtikten sonra kafası kopmuş tavuk gibi oraya buraya seğirtmenin anlamı yoktur.

Kaynaklar:

SONER YALÇIN; Osmanlı’daki açılımlarla Girit (Alıntılanmıştır)

Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi 2016

Belleten Osmanlı İmparatorluğunda Girit İsyanları

Prof. Dr. Musa Gümüş İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi

**** Günümüze göndermeler.