Dördüncü kez belediye başkanı olsam, iktidar olamadıktan sonra Türkiye’de ne değişecek? Benim derdim Türkiye’yi değiştirmek. Bu kara düzeni değiştirmek.
Geçtiğimiz günlerde Esgazete’de Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’u konuk ettim.
Kazım Kurt, Eskişehir siyasetinde en çok eleştirilen belediye başkanlarından biri. Hatta zaman zaman öyle eleştiriliyor ki, insan “Bu kadar eleştiriden sonra basının karşısına çıkmak ister mi?” diye düşünüyor.
Ama çıkıyor.
Hem de her defasında.
Soruları önceden seçmiyor, “Bunu sormayın” demiyor, rahatsız olduğu konularda da kaçamak cevap vermiyor.
Ben de programda aklıma takılan ne varsa sordum.
Büyükşehir’i sordum.
CHP’yi sordum.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu sordum.
Jale Nur Süllü’nün “siyasi hırsızlık” sözlerini sordum.
Genel Merkezi, siyasi geleceğini, hatta kendisinden sonra Odunpazarı’nı kimin yönetmesini istediğini bile sordum.
Hepsine cevap verdi.
Kazım Kurt’u eleştirebilirsiniz. Siyasi tercihlerini yanlış bulabilirsiniz. Ama basının karşısına çıkıp sorulara açık açık yanıt vermesi, bugün siyasette küçümsenecek bir şey değil.
Belki de çok konuştuğu için çok eleştiriliyor.
Çünkü konuşursanız, sözünüz tartışılır.
Susarsanız, kimse ne düşündüğünüzü bilemez.
“Benim derdim Türkiye’yi değiştirmek”
Söyleşide benim en çok dikkatimi çeken bölüm Büyükşehir adaylığı ya da CHP tartışmaları değildi.
Kazım Kurt’un şu sözüydü:
“Dördüncü kez belediye başkanı olsam, iktidar olamadıktan sonra Türkiye’de ne değişecek? Benim derdim Türkiye’yi değiştirmek. Bu kara düzeni değiştirmek.”
Bu cümle bence Kurt’un bundan sonraki siyasi hedefini anlatıyor.
Üç dönem belediye başkanlığı yapmış.
Milletvekilliği yapmış.
Partinin farklı kademelerinde görev almış.
Artık mesele onun açısından “Bir dönem daha belediye başkanı olabilir miyim?” sorusundan daha büyük görünüyor.
Kendisi, hukukun işlediği, insanların kendini güvende hissettiği, işçinin, memurun, esnafın, sanayicinin, köylünün daha iyi yaşadığı bir Türkiye istediğini söylüyor.
Hatta bunu daha da ileri götürerek:
“Türkiye’de hukuk olmayacaksa ben de belediye başkanı olmayayım.” diyor.
Bu cümle önemli.
Çünkü siyasetçinin koltuğunu ikinci plana koyduğunu söylemesi, Türkiye siyasetinde çok sık rastladığımız bir durum değil.
Elbette siyaset sözle değil, zamanla sınanır.
Ama Kurt’un bugün tarif ettiği hedef, belediye başkanlığından çok ülkenin yönetim düzeninin değişmesi.
Siyasette emeklilik mümkün mü?
Programın sonunda kendisine siyasetten emekliliği de sordum.
Ben, “Siyasette emekli olmayı pek göremiyoruz” dedim.
Kurt da:
“Maalesef olmuyor ama olmalı. Yeter ki parti iktidar olsun.” yanıtını verdi.
Gerçekten de Türkiye’de siyasetçinin emekliliği biraz zor.
Futbolcu jübile yapıyor.
Hakem düdüğü bırakıyor.
Memur emekliye ayrılıyor.
Ama siyasetçi?
Genelde son ana kadar devam.
Kazım Kurt ise, partisinin iktidar olması halinde köyüne gidip çalışabileceğini söylüyor.
Bunu gerçekten yapar mı?
Onu zamanı gelince görürüz.
Ama en azından “Ben olmazsam burası yıkılır” anlayışını savunmuyor.
Kendisinden sonra Odunpazarı’nı kimin yönetmesini istediğini sorduğumda da net biçimde:
“Ben buranın patronuyum, benden sonra veliaht atarım diyen biri değilim.” diyor.
Bence bu da önemli.
Bitmeyen Büyükşehir tartışması
Kazım Kurt denilince Eskişehir’de yıllardır aynı tartışma dönüp dolaşıp yeniden geliyor:
Büyükşehir Belediye Başkanlığı.
Neredeyse her siyasi gelişmede aynı soru:
“Kazım Kurt Büyükşehir’i istiyor mu?”
Ben de sordum.
Kurt’un cevabı açık:
“Büyükşehirle ilgili bir kavga yapacak olsam 2024’te yapardım.”
Üstelik bu tartışmaların parti bütünlüğünü bozmak amacıyla gündeme getirildiğini düşünüyor.
Aslında Kurt’un siyasi geçmişine baktığınızda parti içi mücadeleye yabancı olmadığını da görüyorsunuz.
Kendi anlatımıyla bazı seçimlerde sadece rakip partilerle değil, kendi partisinin içinden kendisine karşı çalışan isimlerle de mücadele etmiş. Başka partilere geçerek karşısına aday olanlar olmuş.
Bu da Türkiye siyasetinin başka bir klasiği zaten.
Rakip partinin size karşı çalışması normaldir.
Kendi partilinizin karşısında çalışması ise siyasetin “ileri seviye” kısmı!
Kazım Kurt bu konuda epey tecrübeli görünüyor.
Genel Merkez yolu açılır mı?
Söyleşide merak ettiğim bir diğer konu da buydu.
Kazım Kurt bundan sonra Odunpazarı’nda mı devam etmek ister, yoksa Yeni Parti Genel Merkezi’nde daha etkili bir görev mi üstlenir?
Sorunca şu cevabı verdi:
“Bana hangi görev verilirse onu yaparım. Benim kişisel bir beklentim yok.”
Bu cevap kapıyı kapatmıyor.
Ama “Ben mutlaka Ankara’ya gideceğim” de demiyor.
Yine de söyleşinin sonunda bende oluşan izlenim şu:
Kazım Kurt’un siyasi söylemi artık yalnızca Odunpazarı sınırlarına sığmıyor.
Belediyecilikten çok iktidarı konuşuyor.
Yerel projelerden çok hukuku, adaleti, ülkenin yönetim biçimini tartışıyor.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte Genel Merkez’de daha etkin bir görev üstlenmesi beni şaşırtmaz.
Olur mu? Zamanı geldiğinde göreceğiz...
Son söz
Kazım Kurt’u sevmek zorunda değilsiniz.
Siyasi kararlarına katılmak zorunda da değilsiniz.
Ben de bir gazeteci olarak yaptığı her şeyi doğru bulmak zorunda değilim.
Zaten gazetecilik de bunu gerektirir.
Ama hakkını teslim etmek gereken bir tarafı var:
Kazım Kurt eleştiriden kaçmıyor.
Basının karşısına çıkıyor.
Sorulara cevap veriyor.
Koltuk soruluyor, konuşuyor.
Büyükşehir soruluyor, konuşuyor.
Eski partisi soruluyor, konuşuyor.
Siyasi geleceği soruluyor, konuşuyor.
Ve bugün geldiği noktada siyasi hedefini de oldukça açık tarif ediyor:
Bir kez daha belediye başkanı olmak değil...
Türkiye’de hukukun, adaletin ve demokrasinin hakim olduğu bir düzen için mücadele etmek.
Başarır mı?
Bunu tek başına Kazım Kurt belirleyemez.
Ama şunu söyleyebilirim:
Kazım Kurt’un derdi artık sadece Odunpazarı değil.