Türk futbolunun içinde bulunduğu tablo artık günü kurtaracak hamlelerle düzeltilebilecek noktayı çoktan geçti. Son yıllarda yaşanan başarısızlıklar, uluslararası turnuvalarda ortaya çıkan görüntü ve sahadaki oyun kalitesi, sorunun birkaç teknik adam ya da birkaç futbolcuyla açıklanamayacağını açıkça gösteriyor.

Bugün Türk futbolunun en büyük problemi altyapıdır.

Milli takım düzeyinde bile bunu net şekilde görüyoruz. Rakip ülkelerin futbolcuları daha hızlı düşünüyor, daha hızlı hareket ediyor, daha yüksek tempoda oynuyor. Modern futbolun gerektirdiği atletizm, disiplin ve oyun zekâsı birçok ülkede yıllardır sistemli şekilde geliştirilirken, biz hâlâ günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Sorunun temelinde ise çocukların futbol eğitimi yatıyor.

Eskişehir'den örnek verelim. Birçok kulüp, A takımdan altyapıya kadar yeterli saha ve tesis bulamadığı için haftada birkaç saatlik antrenmanlarla yarım sahada yetinmek zorunda kalıyor. Bazı yaş grupları haftada iki saatlik çalışmayla futbolcu yetiştirmeye çalışıyor. Böyle bir ortamda Avrupa ile rekabet edecek sporcular çıkarmayı beklemek gerçekçi değil.

İşin daha da düşündürücü tarafı ise şu:

Türk futbolunda milyonlarca lira dönerken altyapılar bu kaynaklardan yeterince pay alamıyor. Kulüplerden her sezon lisans ücretleri alınıyor. Başvuru ücretleri alınıyor. Yeni oluşturulan ligler için yüz binlerce liralık katılım bedelleri isteniyor. Ancak aynı kulüpler saha bulmakta, malzeme almakta ve çocuklara düzenli antrenman yaptırmakta zorlanıyor.

Oysa olması gereken tam tersidir.

Federasyonun görevi kulüplerden para toplamak değil, kulüpleri desteklemektir. Özellikle amatör kulüplerin malzeme ihtiyaçları karşılanmalı, saha kullanımları desteklenmeli ve altyapılardan mümkün olduğunca az ücret alınmalıdır. Türk futbolunun geleceği profesyonel kulüplerin transfer bütçelerinde değil, mahalle arasındaki çocukların ayakkabılarındadır.

Bunun yanında futbolun yönetim anlayışının da değişmesi gerekiyor.

Yıllardır konuşulan ancak bir türlü çözülemeyen yapısal sorunlar var. Kulüplerin mali yapıları daha sıkı denetlenmeli. Yöneticiler görev süreleri boyunca yaptıkları harcamalar ve transfer politikaları konusunda daha fazla sorumluluk taşımalı. Kulüplerin geleceğini tehlikeye atan plansız kararların önüne geçecek yasal düzenlemeler yapılmalı.

Yabancı oyuncu konusu da yeniden ele alınmalı. Ama mesele sadece yabancı sayısını artırmak ya da azaltmak değildir. Asıl mesele Türk futbolcusunun rekabet edecek seviyeye gelmesini sağlayacak sistemi kurabilmektir.

Hakemlik sistemi de baştan aşağı gözden geçirilmelidir. Özellikle amatör liglerde görev yapan hakemlerin ekonomik ve sosyal şartları iyileştirilmeli, eğitim süreçleri güçlendirilmelidir. Güçlü futbolun yolu güçlü hakemlik sisteminden de geçer.

Belki de en önemlisi, Türk futbolunun artık günlük kararlarla yönetilmekten kurtulmasıdır.

Federasyonlar değişiyor, yönetimler değişiyor, kurallar değişiyor ama uzun vadeli planlar değişmeden kalıyor. Oysa futbol; beş yıllık, on yıllık hatta yirmi yıllık hedeflerle yönetilmesi gereken bir alandır. Her şehir için altyapı planlamaları yapılmalı, yetenek tarama sistemleri kurulmalı ve milli takım organizasyonu ülkenin tamamına yayılmalıdır.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir transfer dönemi değil, yeni bir futbol aklıdır.

Türk futbolu ancak ortak akılla, bilimsel yöntemlerle ve altyapıyı merkeze alan uzun vadeli bir planla ayağa kalkabilir. Aksi halde her turnuva sonrasında aynı sorunları konuşmaya, aynı hayal kırıklıklarını yaşamaya devam ederiz.

Artık makyaj değil, köklü bir değişim zamanı gelmiştir.