Vedalaşmadan gidişler hep sonbaharda mı olur? Birimiz dökülen yaprağa basmaya kıyamaz, diğerimiz her yaprağa bir öykü yazar.
Bugün neden böyle hüzünlü bir sonbahar yazısı?
Dışarıda yüzyılın yağmurları var. Gökyüzü dayanamıyor sanki. Ve ben o yağmurları, gökyüzünün gözyaşları gibi görüyorum.
Rüzgar zamansız döküyor yaprakları. Tıpkı hayatın zamansız kopardıkları gibi.
Ayakkabıları ıslanmasın diye bir su birikintisinden kaçarken, elektrik akımına kapılıp giden 14 yaşındaki evladımız gibi. Evinden çıkıp o sularda kaybolan canlarımız gibi.
Hepsi vedalaşamadan gidenler.
Sonbahar yine hüznün ayı. Gökyüzü ağlıyor.
Acaba bu gözyaşları, içimizde biriken bunca haksızlığı, adaletsizliği, negatifin içinde boğulmuşluğumuzu temizlemeye yeter mi?