SÖYLEŞİYİ VİDEODAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
“Asıl körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktır.”
Adana’nın Kozan ilçesinde, kalabalık ve mütevazı bir evde dünyaya gelen Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, dokuz çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Çocukluğu, hem yokluğun hem de dayanışmanın iç içe geçtiği bir hikâyenin satır aralarında şekillendi. Görme engelli babasının elinden tutarak çarşıya çıktığı günler, onun hayatında yalnızca bir çocukluk anısı değil; sorumluluğun, sabrın ve sevginin erken yaşta öğrenildiği birer dönüm noktasıydı.
Babası onu hiç göremedi; ancak görmeyen gözlerinin ardında büyük bir umut, derin bir irfan ve güçlü bir yaşam inancı vardı. Adıgüzel, babasını anlatırken şu sözlerle o derinliği ifade ediyor: “Babamın gözü görmezdi ama çok umut dolu ve münevver bir insandı. Asıl körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktır.”
Bu umut ve eğitim inancı, sadece Yusuf Adıgüzel’in değil, tüm ailenin hayatına yön verdi. 70’ini aşan en büyük ağabeyi dışında, iki ablası dahil kardeşlerin tamamı üniversite mezunu oldu. Aileden üç profesör çıktı; bir kardeşi ise profesörlük yolunda ilerliyor. Aileden üç profesör çıkması, bir kardeşinin de profesörlük yolunda ilerlemesi; mütevazı bir evde yeşeren umudun, yokluğa teslim olmayan bir iradenin ve eğitime duyulan sarsılmaz inancın en güçlü göstergesi oldu. Bu başarı, yalnızca Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in değil; aynı sofrayı paylaşan, aynı zorluklara göğüs geren bütün bir ailenin ortak mücadelesinin eseriydi...
Adıgüzel her yaz, Adana’nın kavurucu sıcağında pamuk tarlalarında çalıştı. Güneşin altında geçen o uzun günler, yalnızca tenini değil, karakterini de olgunlaştırdı. Disiplinli bir baba ve sınırlı imkânlar içinde büyüyen Adıgüzel için hayatın tek bir yolu vardı: çalışmak, çok çalışmak ve eğitimle kendine yeni bir kapı aralamak. Nitekim öyle de yaptı.
Üniversiteye giriş sürecinde aldığı puan, onu bilgisayar programcılığına yönlendirmişti. Kayıt yaptırmak üzere otobüse bineceği gün gelen bir telefon ise hayatının yönünü değiştirdi. Arayan ağabeyiydi. Anadolu Üniversitesi bünyesinde açılan Basın Yayın Okulu’nun sınavlarına girmesini öneriyordu. Bu çağrıya kulak veren Adıgüzel, Ankara’da ağabeyinin yanında iki ay kalarak sınavlara hazırlandı. O karar, bugün rektörü olduğu üniversiteyle yollarının ilk kez kesiştiği an oldu.
Mezuniyetinin ardından akademik yolculuğuna Sakarya Üniversitesi’nde devam eden Adıgüzel, özellikle göç sosyolojisi alanında çalıştı. Belki de çocukluk yıllarında pamuk tarlalarında karşılaştığı mevsimlik işçilerin hikâyeleri, onun akademik ilgisini bu alana yönlendirdi. Zamanla aynı üniversitenin İletişim Fakültesi’nde dekanlık görevine kadar yükseldi.
Adıgüzel için yıllar sonra telefon bir kez daha çaldı. Bu kez arayan, eski Milli Eğitim Bakanı ve Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı’ydı. Adıgüzel’den Anadolu Üniversitesi rektörlüğü için adaylık başvurusu yapmasını istiyordu. Başvurusunu yapan Adıgüzel, 44 aday arasından seçilerek rektörlük görevine atandı.
Kozan’daki dokuz kardeşli bir evden, pamuk tarlalarının yakıcı sıcağından üniversite rektörlüğüne uzanan bu etkileyici yaşam öyküsünü anlattığımız söyleşide, Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’i yalnızca akademik unvanlarıyla değil; doğaya ve insana duyduğu sevgiyle, bitmeyen çalışma azmiyle ve Yunus Emre’nin dizelerinde ifadesini bulan “Yaradan’ı severim, yaradandan ötürü” anlayışıyla, yani tüm insani yönleriyle tanıyacaksınız.





