Aradan tam 10 yıl geçti…
Bazı insanlar vardır.
Hayatınızdan geçip gitmezler. Bir iz bırakırlar. Aradan yıllar geçse de bir kapının önünde, bir çay bardağında, yarım kalmış bir sohbette yeniden karşınıza çıkarlar.
Bora Demirpençe benim için böyle bir insandı.
Çocukluğumuzun mahallelerinde güzel abiler olurdu. Onları gördüğümüzde yanlarına gitmek, sohbet etmek isterdik. Bizi çocuk olduğumuz için küçümsemezlerdi. Güler, anlatır, bildiklerini paylaşır, ufkumuzu açarlardı.
Bora Abi de Eskişehir sanayisinin güzel abilerindendi.
Dünya Gazetesi'nde çalıştığım yıllarda Organize Sanayi Bölgesi'ne her gidişimde kapısını çalabileceğimi bilirdim. Çayı hazırdı. Sohbeti hazırdı. Bazen tatlı sert çıkışırdı.
“Yine mi siz?” derdi.
Sonra birkaç dakika geçmeden sorardı:
“Karnınız aç mı?”
İşte Bora Demirpençe buydu.
Sertliği insanı kırmaz, zekâsı insanı şaşırtır, sohbeti insanı kendisine çekerdi.
Onunla konuşurken aslında yalnızca bir sanayiciyi dinlemezdiniz. Daha ileriyi görmeye çalışan bir zihnin nasıl düşündüğüne tanıklık ederdiniz.
Görünüşte gri alanı olmayan, siyahı ve beyazı net bir adamdı. Haksızlığa tahammül edemeyen, lafını sakınmadan dosdoğru söyleyen ama en sert eleştirisini bile kendine özgü müthiş esprili, sarkastik zekasıyla yumuşatmayı başaran o nev-i şahsına münhasır duruşu, sanayide eşine az rastlanır türdendi.
Mutfakta diyet ürünü yulaf ezmesi üretip satarken, eşine dönüp “Beraber gitmeyelim, ikimiz de tombikiz, hiç inandırıcı durmuyoruz” diyecek kadar hayatla ve kendisiyle barışık; Küba tatilinde en zengin iş adamlarının oturduğu otobüsün ön tarafına takılmak için Che şapkasını takıp mizahi bir “manifesto” okuyacak kadar çocuk ruhlu ve renkliydi.
Ancak onun vizyonu, bu renkli kişiliğinin çok ötesinde, Eskişehir’in sanayi geleceğini şekillendirecek kadar derin ve berraktı.
Bugün Eskişehir sanayisi üretim gücü, inovasyon kapasitesi ve katma değerli yapısıyla anılıyorsa, bunda Bora Demirpençe’nin geçmişteki cabalarının etkisi vardır. Zamanının çok ötesini gören bir anlayışla, sıradan bir un fabrikası kurmak yerine “Butik Değirmen” konseptini hayata geçirdi; henüz kimse konuşmazken glütensiz unları, özel tahıl karışımlarını ve niş gıda teknolojilerini vizyonuna dahil etti. Sanayide ezberleri bozan bir girişimciydi.
Fakat onun bu şehre bıraktığı en unutulmaz miras, kuşkusuz fikir babası ve kurucusu olduğu Düşünce Platformu oldu.
Özellikle Hakan Korkmaz ile sohbet ederken, o günlerin sanayide yarattığı rüzgarı bir kez daha derinden hissettim. Eskişehir sanayisinde ilk defa bireysel hırsların ve dar kalıpların ötesine geçilerek "ortak akıl" ve "iş birliği" kültürünün temelleri bu platformla atıldı. Sanayicilerin birbirini daha yakından tanıdığı, dertlerini ve hayallerini aynı masa etrafında samimiyetle paylaştığı o yapı, şehre muazzam bir sinerji kazandırdı. Eskişehir Sanayi Odası’nın değişim dönüşüm süreçlerine ve vizyonuna doğrudan ilham veren Düşünce Platformu, ortak hareket edildiğinde bu şehrin neleri başarabileceğinin en somut ve en güzel örneği olarak tarihe geçti.
Kaderin hazin bir cilvesi ki, tam da hayalindeki tesisi inşa ederken, arsa tahsisinin hemen ardından yakalandı amansız hastalığa. Doktorların birkaç aylık ömür biçmelerine inat; çocukları, ailesi ve hayalleri için tam 22 ay boyunca dirençle, cesaretle savaştı. Bir yandan Ankara yollarında tedavisine devam ederken, diğer yandan Eskişehir sanayisine kazandıracağı fabrikanın harcını karmaktan vazgeçmedi.
Bora Abi, yeni tesisinin ve ektiği vizyon tohumlarının uzun yıllar keyfini süremeden aramızdan ayrıldı. Ama aradan geçen 10 yıla rağmen, bugün sanayideki bir dost sohbetinde veya ortak akılla atılan her yeni adımda ismi saygıyla, tebessümle ve özlemle anılmaya devam ediyor.
Çünkü bu şehre sadece fabrikalar değil; fikirler, dostluklar ve ortak bir vizyon bıraktı.
Ruhun şad, devrin daim olsun “Sanayinin Güzel Abisi”… Sen bu şehirde de, seni tanıyanların yüreğinde de çok derin ve silinmez izler bıraktın.