Trafik kazasında yitirdiğimiz 3 yaşındaki Elif Mavi için yanıt bekleyen sorular: 20 kilometre, 14 metre ve ev hapsi...

Düşünün; üç yaşındaki çocuğunuzla birlikte yürüyorsunuz. Beş saniye içinde nereden geldiğini bile tam anlayamadığınız bir araç kızınıza çarpıyor. Aile avukatının aktardığı bilirkişi raporuna göre çocuğunuz 14 metre sürükleniyor ve siz o anda öylece kalıyorsunuz. Sonra çocuğunuz hayatını kaybediyor. Kazayı yapan sürücü hakkında ise tutuklama yerine ev hapsi şeklinde adli kontrol yeterli görülüyor.

Bırakın acılı aileyi, insan sürücünün kendisinin bile bu tablo karşısında ne hissettiğini düşünmeden edemiyor. Üç yaşındaki küçücük bir kız çocuğunun ölümüyle sonuçlanan bir kazanın ardından evinde, ev hapsinde günlerini geçirirken ne düşünüyor acaba?

Bunu gerçekten merak ediyorum. Ama asıl merak ettiğim, bu dosyada hâlâ yanıt bekleyen sorular. Sürücü F.A.B., ifadesinde hızının 20 kilometrenin üzerinde olmadığını söylüyor. Aile avukatı Harun Günçay ise bilirkişi raporunda Elif Mavi’nin 14 metre sürüklendiği bilgisinin bulunduğunu belirtiyor.

Aracın gerçek hızı kamera görüntülerinden tespit edildi mi? Sürücünün ifadesinde dikkat çekici bir başka cümle daha var: “Kazada kusurlu olduğumu düşünmüyorum.” Bir yandan hızının 20 kilometrenin üzerinde olmadığını söylüyor, diğer yandan kazada kendisini kusurlu görmediğini belirtiyor. Buna karşılık aile avukatı, bilirkişi raporunda üç yaşındaki Elif Mavi’nin 14 metre sürüklendiğinin yazılı olduğunu söylüyor.

O halde soralım: 20 kilometre hız iddiası ile 14 metre sürüklenme bilgisi teknik olarak birbiriyle örtüşüyor mu?

Gerçek hız neydi? Kusur kimdeydi? Kamera görüntüleri bu konuda ne söylüyor?

Bunların cevabını vicdanımızla değil, bilimsel verilerle ve hukukla öğrenmek zorundayız. Bir başka önemli soru daha var. Sürücü, anne ile çocuğu ancak yaklaşık 5-10 metre kala gördüğünü söylüyor. Peki neden? O noktada görüşü engelleyen bir unsur var mıydı? Yoksa sürücünün dikkat durumu da soruşturma kapsamında inceleniyor mu? Sürücü anne ile çocuğu daha önce fark edebilir miydi? Bunları biz gazeteciler belirleyemeyiz, belirlememeliyiz de. Bunun için bilirkişiler, teknik uzmanlar ve adli makamlar var. Ama sormak bizim görevimiz.

Bir başka önemli konu ise ev hapsi kararı.

Elbette tutuklama bir ceza değildir. Elbette hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan herkes için masumiyet karinesi geçerlidir. Ancak üç yaşındaki bir çocuğun yaşamını yitirdiği, kamera görüntülerinin bulunduğu ve bilirkişi raporunun aile tarafından tartışıldığı bir dosyada, ev hapsinin neden yeterli görüldüğünü sormak da son derece meşrudur.

Aile bu karara itiraz ediyor ve sürücünün tutuklanmasını istiyor. Peki adli kontrol kararı verilirken hangi unsurlar değerlendirildi? Dosyadaki tüm teknik deliller toplanmış mıydı? Bilirkişi raporuna yapılan itiraz yeniden değerlendirilecek mi? Yeni bir uzman heyetinden rapor alınacak mı? Ailenin istediği aslında çok açık: Gerçeğin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılması.

Bu dosya kapanmamalı

Türkiye’de her gün bu tür kazalar oluyor, birkaç gün konuşuluyor. Sonra başka bir gündem geliyor. İsimler unutuluyor. Dosyalar raflara kalkıyor.

Ama geride kalan aile için gündem değişmiyor. Fatih Avli’nin gündemi değişmeyecek. Merve Avli’nin gündemi değişmeyecek. Elif’in yakınlarının gündemi değişmeyecek. Çünkü onların hayatında artık hep bir sandalye eksik olacak.

Bu nedenle Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan, soruşturmayı yürüten birimlerden ve dosyaya ilişkin karar verecek adli makamlardan beklenti çok açık:

Bu dosyada tek bir soru işareti bırakılmamalı.

Kim suçluysa hukuk karar versin. Kim haklıysa hukuk ortaya çıkarsın. Ama üç yaşındaki Elif Mavi’nin ölümü sıradan bir trafik kazası dosyası gibi kapanmasın.

Çünkü Elif Mavi artık soru soramayacak. O nedenle onun yerine biz soracağız. Cevap alıncaya kadar da susmayacağız.