Geçtiğimiz yıl bu zamanlar, Eskişehir’de gazeteciliğin nasıl bir "hayatta kalma mücadelesine" dönüştüğünü, kalemini namusu bilen emekçilerin yokluğun pençesinde nasıl kıvrandığını yazmıştım. "Kutlanacak bir şey yok" demiştim. Yanılmışım... Meğer kutlanacak değil, katlanılacak çok şey varmış!
Bir 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü daha geride bıraktık. Takvim yaprakları bir kez daha döndü, davetiyeler bir kez daha dağıtıldı, kahvaltı masaları bir kez daha kuruldu. Bir hafta boyunca Eskişehir’de neredeyse her gün bir başka kurumun, bir başka siyasinin “gazeteciler gününüz kutlu olsun” cümlesiyle başlayan etkinliğine katıldık. Ama ne acıdır ki, bu yıl da gazetecilerin gününde gazetecilik konuşulmadı.
10 Ocak, adı üstünde, çalışangazetecilerin günü. Yani emeğin, alın terinin, geçim derdinin, baskının, güvencesizliğin, susturulmanın, görmezden gelinmenin günü. Ama biz ne yaşadık?
“İyi ki varsınız” denilip ardından mikrofonu kapanın bir yıllık faaliyet raporunu okuduğu, siyasilerin basın açıklamasına dönüştürdüğü, sabrın zorlandığı uzun monologlara maruz kaldık.
Normalde yarım saat süren basın açıklamaları, “fırsat bu fırsat” mantığıyla üç saate uzadı. Bir tabak kahvaltının karşılığı fazlasıyla alındı. Herhalde içlerinden “Ne de olsa bugün sizin gününüz, bugün çalışacaksınız” diye geçirdiler. Öyle toplantılara tanık oldum ki, bazı kurumlar 2025’te yaptıkları işleri anlatırken sosyal medyada zaten paylaştıkları bir videoyu baştan sona sözle anlattı. Evet, video… İzlediğimiz videoyu bir de dinledik.
Yapmayın.
Gerçekten yapmayın.
Zaten yıl boyunca sizin her sözünüze kulak veren, her açıklamanızı haber yapan, her etkinliğinizi izleyen gazeteciler var karşınızda. Bari gazeteciler gününde kendinizi anlatmayın. İmkanınız varsa çam sakızı çoban armağanı küçük bir hediye verin. İmkanınız yoksa susun. Gazetecileri dinleyin. Sohbet edin. Dert sorun. Gerçekten yüz yüze gelin.
Ama olmadı.
Aynı sofrayı paylaşmanın ötesine geçilemedi. Gönül rahatlığıyla gazeteciliğin sorunlarının konuşulduğu tek bir masa kurulmadı. Kimse “Nasıl geçiniyorsunuz?”, “Maaşlarınız zamanında yatıyor mu?”, “Gazeteniz kaç kişiyle çıkıyor?”, “Bu meslekte hâlâ nefes alabiliyor musunuz?” diye sormadı.
Oysa bu soruların cevabı çok ağır.
Geçen yıl yazmıştım. Gerçeğin peşinde koşarken yokluğun pençesinde kıvranan gazetecilerden bahsetmiştim. 10 Ocak’ın kutlamaktan çok acı bir ironiye dönüştüğünü söylemiştim. Bugün de aynı yerdeyiz. Belki daha da gerisindeyiz.
Bu yüzden 10 Ocak’ta kutlanacak bir şey yoktu.Bir günlüğüne hatırlanıp, ertesi gün yine unutulan gazeteciler vardı sadece. Sadece birkaç kurum propaganda yapmadan gazetecilerin gününü kutladı.
Bir dahaki 10 Ocak’ta lütfen gazetecileri çağırırken şunu düşünün:
Gazeteciler alkışlamak için değil, konuşmak için orada.
Ama bu kez kendinizi değil, gazeteciliği konuşmak için
Bize "çalışan" değil, "insanca yaşayan ve saygı gören" gazeteciler günü lazım.