Çocuklarla birlikte yılbaşı alışverişi için Türkiye'nin sayılı, hatta en büyük toptancı marketlerinden birinin Bodrum şubesine gittik.

Vaktimiz çok olunca market içerisinde bol bol gezdik, fiyat incelemesi yaptık. Yeni zamlı fiyatları gözlerimizi fal taşı gibi açarak,  hayretle karşıladık. Alışverişimizin sonunda bir de kasap reyonuna uğrayalım dedik.

Kasap reyonunda bekliyoruz.

Hemen önümüzde kıyafetiyle olsun, tavırlarıyla olsun  'Burhan Altıntop' karakterine çok benzeyen 50'li yaşlarda, orta boylu, hafif dolgunca bir adam var. Halinden toptan değil de bizim gibi bireysel alışveriş yaptığı çok belli.

Siparişleri için bas bas bağırarak kasapla iletişim kurmaya çalışıyor.

Aman Allah'ım, bu zat-ı muhteremin bir de Orta Anadolu şivesi var ki, sormayın gitsin.

Satılmak üzere özenle hazırlanıp kasap vitrinine konulmuş bir tezgah dolusu antrikotu işaret ederek, acele tavırlarla üçer beşer teraziye koydurarak tarttırmaya çalışıyor. Zavallı kasap tartıya koyduğu her dilim sonrası, tekrar hazırlamak zorunda kalacağı antrikotları düşünerek bezgin bir halde,

"Yeter mi, beyefendi" diye soruyor.

Bizimki cevap veriyor.

"Yetmez, koy koooy."

Son derece sinir bozucu ve görgüsüz tavırlarıyla hemen yanı başımda dikiliyor bu zat-ı muhterem.

Baktım vitrinde bulunan tabladaki antrikotların hepsi bitecek, müdahale ettim.

"Bıraksanız da üç beş dilim başkalarına kalsa beyefendi.''

Hipnozlanmış gibi tezgahtaki etlerden gözünü bile ayırmadan, aynı zamanda kibar olmaya çalışarak cevap verdi.

"Haa, doğru söylüyorsunuz yaaa! "

Zavallı kasap, tartıda yaklaşık 10 kilo kadar gelen tepeleme antrikotu sonunda aşağı indirmeyi başardı.  Tam paketleyecekken bizimki atladı.

''Şimdi bunları kuşbaşı doğrayalım usta.''

Kasap pek de memnun olmadan, istek doğrultusunda  başladı  antrikot dilimlerini kuşbaşı olarak doğramaya...

Beklerken saşkınlıkla sordum yine ister istemez.

Bu doğrattığınız etleri ne yapacaksınız böyle?

''Hanım kavurma yapacak''

"Kavurma yapacaksanız antrikotları doğratmanıza gerek yoktu ki, görevli arkadaş size çok güzel kavurmalık et hazırlayabilirdi. "

Kasap, başıyla onayladı beni.

Bizimki yine o Orta Anadolu ağdalı şivesiyle konuştu:

"Ya ben etten hiç anlamam, hanım öyle istedi. Sanki pişirmesini biliyormuş gibi böyle istiyor bizim hanım, hıh güzel yapsa bari, yapamıyor da bana aldırıp aldırıp ziyan edip duruyor böyle. Bana al dedi, alıyorum işte! "

Kasap ciddiyetini bozmadan bir taraftan işini yaparken bir taraftan da göz ucuyla konuşmamızı dinleyerek bıyık altından gülümsüyor.

Utkucum adamın son söylediklerinden sonra gülmemek için yanımızdan uzaklaştı. Bestecim ise maskesinin altından dik dik suratıma bakıyor.

"Anne sakın gülme, lütfen artık bir şey de deme" bakışı bu.

Vallahi güldüm. Ağlanacak halimize güldüm.                       

Bizimki tüm abartısıyla et alışverişine devam ediyor. Bu sefer de kıyma alacakmış.

"Bana oradan beş kilo kıyma çek usta" dedi.

Kasap,

''Beyefendi biraz önce çektim, yeni bu kıymalar, bunları vereyim size''

 Kasap daha cevabını alamadan,  nasıl olduğunu anlayamadığım bir çabuklukla başka bir görevli çıkıverdi ortaya ve konuşmaya başladı.

"Beyefendi kusura bakmayın, kişi başı sadece 3 kg kıyma verebiliyoruz."

''Allah Allah sadece 3 kg veriyorsunuz ha, ben hanıma ne diyeceğim şimdi, hanım beni dövecek!'' bunları söylerken bize doğru bakarak gevrek gevrek gülmeyi de ihmal etmedi.

Sonunda zat-ı muhterem memnuniyetsizce kıymalarını ve katlettiği antrikotlarını alarak hızlıca uzaklaştı yanımızdan.  

Bizler mi?

Bizlerse gülmekle ağlamak arasında bakakaldık arkasından...

Efendim, canım ülkemin insanlarının ve koskoca toptancı marketinin son zamanlardaki durumu bu.

Yeni yıl güzellik ve tıpkı bu zat-ı muhteremin sahip olduğu gibi bolluk, bereket getirsin hepimize.

Sevgimle kalın.