Eskişehir sanayicisinin sesi duyulmuyor. Çünkü oy potansiyeli sınırlı.

Sandıkta kalabalık olmayan üretici, karar masalarında da yok sayılıyor. Oysa Eskişehir Sanayi Odası’nın 2026 Ekonomik Beklenti Anketi, sanayicinin ağır bir sıkışma içinde olduğunu rakamlarla ortaya koyuyor. Yüksek maliyetler, pahalı finansman ve güvensiz yatırım ortamı üretimi köşeye sıkıştırmış durumda. Bu tablo bir şikâyet değil, görmezden gelinen güçlü bir uyarı. Duyulmazsa bedeli, Eskişehir ekonomisinin tamamı öder.

Çünkü Eskişehir sanayisi bugün kentin ekonomik omurgasını taşıyor. Şehrin gayrisafi hasılasının yaklaşık yarısını üreten bu yapı, her üç aileden birine gelir kapısı açıyor. Böylesine güçlü bir üretim ekosistemi, 2026’ya umut vadederek girmiyor; temkinli, ölçülü ve kaygılı bir tablo çiziyor. Eskişehir Sanayi Odası’nın 2026 Ekonomik Beklenti Anketi, iyimser beklentiler sunmaktan çok, ayakta kalma mücadelesi veren reel sektörün net fotoğrafını ortaya koyuyor.

Bu noktada kaçınılmaz bir soru beliriyor:
Sanayici ne yapacak? Üretimden vaz mı geçecek?

Büyüme değil, denge arayışı

Anket sonuçları 2026’nın sanayici açısından atak bir yıl olarak görülmediğini açık biçimde gösteriyor. Firmaların yüzde 73’ü hedefini büyüme üzerine kurmuyor; mevcut kapasiteyi korumayı öncelik haline getiriyor. Yatırım planı olanların oranı yüzde 23’te kalıyor. Bu tablo isteksizlikten çok, rasyonel bir savunma refleksini yansıtıyor.

Bugün sanayici önünü net biçimde göremiyor. Yüksek faiz ortamı, pahalı finansman, kur üzerindeki baskı ve kalıcı hale gelen enflasyon beklentileri uzun vadeli kararları kilitliyor. Böyle bir zeminde yatırım kararı almak, hesaplı bir risk olmaktan çıkıp belirsiz bir maceraya dönüşüyor. Sanayici riskten kaçmıyor; öngörülebilirliğin olmadığı bir alanda hareket etmek istemiyor.

Yatırım neden erteleniyor?

Yatırım yapmayı planlamayan firmaların yüzde 42’si yatırım ortamını uygun bulmuyor. Yüzde 37’lik kesim finansman koşullarını temel engel olarak işaret ediyor. Bu iki oran birlikte okunduğunda tablo netleşiyor: Sorun teşvik yetersizliği değil, istikrar eksikliği.

Kredi maliyetleri birçok projede daha ilk aşamada fizibiliteyi ortadan kaldırıyor. Hukuki güven sorunu yatırım kararlarını askıya alıyor. Enflasyon beklentilerinin yüzde 30–40 bandına sıkışması, maliyet ve fiyatlama davranışlarını bozuyor. Böyle bir ortamda yatırım ertelemesi bir tercih olmaktan çıkıp zorunlu bir savunma mekanizmasına dönüşüyor

Üretim terk edilmiyor, savunma hattı kuruluyor

Bu tabloyu “sanayici üretmek istemiyor” şeklinde okumak büyük bir hata olur. Sanayici üretimi terk etmiyor; üretimi koruma refleksiyle hareket ediyor. Firmaların yaklaşık yarısı kârlılığının düşmesini bekliyor. Buna rağmen maliyet kontrolü, yeni müşteri arayışı ve ihracata yönelme çabaları sürüyor.

Ortaya çıkan tablo bir geri çekilme hikâyesi anlatmıyor. Bu, ayakta kalma mücadelesinin yeniden tanımlandığı bir dönem. Küçülme dahi bazı firmalar için stratejik bir araç haline geliyor. Çünkü mevcut koşullarda büyümek, varlığı sürdürmekten daha zor bir hedefe dönüşmüş durumda. . Eskişehir sanayisinde 2025 yılında yatırım yaptıktan sonra konkortado ilan etmek zorunda kalan firma var.

Asıl mesaj satır aralarında

Yatırım yapmayı planlayan sınırlı sayıdaki firmanın tercihleri dikkatle incelendiğinde önemli bir gerçek ortaya çıkıyor. Kapasite artışı, verimlilik, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve Ar-Ge öne çıkıyor. Kısa vadeli kazanç arayışından çok, uzun vadeli rekabet gücünü koruma çabası dikkat çekiyor.

Bu tablo sanayicinin vizyon sorunu yaşamadığını açıkça gösteriyor. Asıl problem, üzerinde durulan zeminin sağlam olmaması. Finansman maliyetleri makul seviyelere inse, hukuk sistemi öngörülebilirlik kazansa, enflasyon beklentileri aşağı çekilebilse; Eskişehir sanayisi yatırım için hazır bekliyor. Bugün frene basan ayak, yarın üretimden tamamen vazgeçilmiş anlamına gelmiyor.

Top kimde?

Sanayici üretimden vazgeçer mi?
Hayır.

Ancak şu soruyu sormak artık kaçınılmaz hale geliyor:
Bu koşullar altında sanayiciden daha ne kadar fedakârlık beklenebilir?

Eskişehir sanayicisi 2026’yı bir kriz yönetimi yılı olarak okuyor. Üretim iradesinden kopmuş değiller; her koşulda çözüm üretme azmini koruyorlar. Ancak bu azim, tek taraflı fedakârlıkla sürdürülebilecek bir süreç sunmuyor. Hukuk ve yargı alanında güven artırıcı adımlar atılmadığı, finansman maliyetleri makul seviyelere çekilmediği ve şehrin lojistik darboğazları —çevre yolu, demiryolu bağlantıları— çözülmediği takdirde; bugün “mevcudu koruma” olarak tanımlanan refleks, yarın teslim bayrağına dönüşebilir.

Top artık sanayicinin sahasında bulunmuyor.
Ekonomik zemini sağlamlaştırması gerekenlerin sahasında duruyor
.